man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Etiket: "yol"

Gitmek üzere eşlik eden kelimeler…

Gidiyorum…

Yakın bir uzağa doğru… Yanımda bütün fazlalıklarından arındırılmış bir kalp, hiç ağır değil bugün. En azından göğe sığıyor yüreğim… Bir sırt çantası yanımda, evimden uzakta, bilinmez bir yerde ve otobüsteyim… Tepeler yollar açıyor, tanıdık gibi yabancı simalar…

Gidiyorum…

Gözlerim uyku mahmurluğu ile bakmıyor dünyaya bugün, yeni yerler keşfetmenin keyfi ile parıl parıl. Işıl ışıl hayat… Tüm acılardan azade an!

Hatırlamak zorunda olmadığım gibi, unutmak zorunda da değilim şu an. Bir at görüyorum,bozkır. Rengi hayallerimin bulacasında…

Ve yalancı bahar çiçekler açtırmış bahara. Kiraz ağaçları… Tatlı bir sarhoşluk bu…
Evimden çok uzaktayım, uzaklardayım.

Güneş başka şehirlerde doğmak için usulca batıyor ve gün soluyor. Odun taşıyan iki küçük çocuk görüyorum yol kenarında, iki çift kara göz…

Ot ve yanık odun kokusu… Bu modern hayatın açmazlarından uzak kalmış dumanı, günlerdir sıkıntı ile soluk alan ciğerlerimin içine, ta içine dolduruyorum.

Soğuk tüm benliğime tatlı ürperti ile işliyor. Yalnızım… Şimdi sadece şu bozuk yol, ben ve kelimelerim var sanki…Ürkütücü sessizliği bozan ve cesaret aşılayan nağmeler kulağımda…

Gidiyorum…

Yer sessiz, gök sessiz, insanlar sessiz burada… Bir sakinlik kuşatmış ölüm gibi durağan, olağan… Bugün ölmeyi dileyebilirim. Sükunet içinde…

Burası uzak…

Uzaklardayım yorulmalardan, hüzünlerden, kederlerden, sukut-ı hayallerden, zanlardan ve zamandan… Hayaletlerimden ve gelecekten kaçar gibi…

Gidiyorum!

Sanki bulamaz beni bu sokakta zaman… Akşam oluyor, ne güzel! Evlerine yetişmeye çalışan babalar, sohbet eden hanımlar, bir poşeti karıştıran aç biçare köpek… Işıklar yol yol yanıyor, ışıyor evler yol boyunca…

Bir gezginim, avare… Biraz uzak burası… Biraz soğuk… Biraz sessiz… Mezarlıklar var, yeşil tepeler, virane evler… Kendimden kaçıyorum ya saat kolumda olsa da, hangi yelkovan hangi akrebe ulaşmış, hangi tarih kime ne?

Yer zamansız ve ben görünmez…Söğüt ağaçları şemsiyem oluyor, koyulaşan gece örtüm. Ve zihni karışıklıklarımı yanımda taşımıyorum bu yolda. Bir huzur duygusu ile binlerce minnet Rahman’a…

Ve gök ne kadar da engin! Bazen yırtmak istediğim, dar gelen kendisi değil sanki… Müşvik bir ana kucağı şimdi… Büyük ideallerim yok burada, derin bilinmezlik duygusu, biteviye kaygılar peşimi bıraktı. O gelecek korkusu hele, özlemler, hırslar hiçbirine yer yok. Yalnız ve yalnız Allah’a inanç, şükür, ve dua, ve tevbe…

Bu an için, bütün sıfatlarımdan sıyrılıp sadece bir “kul”um şu an. Gidiyorum ya… Dönmek vakti de gelecek elbet…

Ne o dönüyor mu yol gerisin geri?

Bitiyor mu yolculuk başladığı yerde? Korkuyor muyum? Geri dönme vakti hayata öyle mi? Ruhumu ezen bir yaşama geri dönüş… Sanallığın yıprattığı benliğime geri dönüş… Vehmedişlere geri dönüş… Yalnızlığa ve bu ağır kalbi taşımaya… Künhüne varmışken neşenin, betondan evlere…

Evet, anladım geri dönmeliyim…

Ama ya kaldırılamayan yükler. Değil mi ki Allah kaldıramayacağımızı yüklemez? Bir gün daha geçip gitti anılarımın ve sanılarımın arasından… Ben gittim. Şairin dediği gibi “ardımdan hakikat duraksadı”. Bu yüzden olsa gerek, “kendisinin bile ücrasında yaşayan ben için gidilecek yer ne kadar uzak olabilir ki?”

Ne bir gelincik göreceğim, ne susuz kaldığımda ağzımı dayayıp kana kana su içeceğim çoban çeşmesi… Bitmek tükenmek bilmez ödevler, sorumluluklar, imtihanlar…

Yusuf, Yakup sabrı gerek şimdi. Bismillah gerek, yeniden… Bilincindeyim hayat beni terk etmeden, ben terk edemem hayatı… Ama Faruk Nafiz Çamlıbel güzel söylemiş…

“Leyla gelin oldu,
Mecnun mezarda
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda…”

Dağlar elbet bir gün yine geleceğim, ama şimdi dönüş vakti hayata…

Bu yazı Sükunet’e verilen sözdür. Kalben sevgi ve selam ile…

(Rukâl)

sözden söz açmak

sözden söz açmak

 

çiçek kokan bir söz bu’l

sana seslenen bir söz bu’l

seni düşünen bir söz bu’l

zor günler için bir söz bu’l

hediyelik bir söz bu:

İçinde sevinç olan

dua olan

yol olan

yoldaş

bir söz bu’lunsun!

 

(mab)