Etiket: "yazmak"
sebebi tahrir
Yazmak? Ne için yazmak? Felsefesi var bu işin. sanat için mi sanat? Halk için mi Hakk için mi?
Mesela şiir mi yazıyorsun? Nerede poetikan? Bunun “olmaz”ları nedir ve nedir olmazsa olmazları, çıkmaz sokakları, ”doluya koysan olmaz”ları,”boşa koysan dolmaz”ları…
Nasıl yazıyorsun? Nerede estetik, diyalektik, semantik? Nerede konuşlandın, akımlara mı kapıldın? Öyle kendi halinde özgür ve özgün bir şekilde mi akıyorsun? Kendini nasıl tanımlıyorsun? Realist, sürrealist, sembolist, natüralist, idealist,romantik…
Yazmak sanattan tecrit edilerek düşünülebilir mi? Bir duygu boşalması mı edebi eser? Ne yazık ki gözüne mil çekiliyor “mil”li eğitimle gelecek vadeden genç kalemlerin ve bu zehaba düşürülüyor müstakbel muharrirler? Asrımızın nevzuhur kimi “yazarcıkları” da bu tedristen geçmiş, tahassüsatını(duygulanımlarını) sanat eseri diye sürmüş piyasaya. Netice, ucuzlayan bu sanat telakkisiyle birlikte kitap çöplüğüne dönmüş, yeni nesiller için özene bezene hazırlanmış(!),paha biçilmez(!),eşi benzeri olmayan(!), dev Türk Edebiyatı mirası. Böylece Edebiyat dünyasında kıyametin büyük alametleri de tebellür etti.
”Aman efendim aman
Galiba ahir zaman.
Manzarası yurdumun
Tufan gününden yaman”
Fikirsiz bir sanat eseri tasavvur olunabilir mi? Duyguyu saf dışı bırakmak sanatla ne kadar bağdaşır? Son asırda sanat âleminin büyük bir kısmına sirayet etmiş bulunan bu salgın hastalığa Eliot’ın müthiş teşhisi:”düşünceden kopuk duygu” ve “duygudan kopuk düşünce”
Hepsi bir tarafa gayesiz yazmak olur mu? Yazmak için yazılır mı? Niye yazar insan? Yazmak hobi midir, boş zamanları doldurmak için bir numaralı bir faaliyet midir? Bir ihtiyaç mıdır yoksa? Şu kadarını biliyorum insan bir sünger gibidir. Okuduğu kitaplar, kazandığı tecrübeler, yaşadığı duygular su misali emilir hayat boyu. Yaşadığı sendeletici bir hadise bir damla su mesabesindedir mesela, okunan kitaplar birkaç damla su. Bazen yüzlerce kitap devirirsin bir damla su ememezsin hücrelerine, bazen bir kitapta her okuduğun cümle bir damla suya müsavidir.
Elli altmış yıllık hayatını kupkuru bir sünger gibi geçirir kimileri, bazen yaşanan, bir dakikaya sığmayan bir hadiseyle sağanağa tutulmuş gibi her zerren suyla dolup taşar. İşte yazmak t/aşmaktır. Kendine yetmeyen neyi aşabilir ve bir şeyleri aşmadan taşmak nasıl olur? Olsa olsa haddini aşmak olur vesselam.
Bir fikre sahip olan değildir muharrir, bu anlamda her yazar düşünendir lakin her düşünen yazamaz, yazar olamaz. Gençler şair olmayı Leyla’ya âşık olmak sanıyor. Leyla’ya âşık olursan Mecnun olursun da Fuzuli olamazsın. Kafan “Leyla”ysa yazdıkların fuzuli olur ancak
Söz hamurkârı olmak için hisler kâfi değildir. Fikirle de yoğrulur şiir, sonra sihirli bir değneğin olmalı, melek-i ilham kulağına bir şeyler fısıldamalı. Bunlardan hissen varsa buyur:
“ Âvâzeyi bu âleme Davut gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş “
























