Etiket: "Selda Bağcan"
Samimiyet merkezli postmodern bir mekan tasavvuru olarak BİM/ Takdir ve tenkit edilebilirliğe mukabil taklit edilemezlik örneği

Yenik düşüyor her şey zamana, biz büyüdük ve kirlendi dünya, diyordu Selda Abla.
Büyüdük, İstanbul’a geldik ki gerçekten de kirlenmiş dünya. Samimiyet kalmamış, biri diğerine çarpıyor, çelme takıyor, laf atıyor.. Baktı mı kirli çoğunun gözleri; sert, yalan yanlış, kırıcı sözleri..
10 yıl önceydi, misafir öğrenci olarak İstanbul’a gelmiştim. Bir sabah uyandığımda hayatım değişecekti. Bunun için kahvaltılık almak gerekti. Ne gerekiyorsa yaptım: bilmediğim yerlerde kaybolmak pahasına sokağa çıktım. Yeri gelmişken hiç bilmediğim bir yere girdim. Acayip bir yere. BİM’e.
Giriş bu giriş. Bundan sonra okuyacaklarınız gelişmelerdir: on yılın hasılatı: özlemler ve gözlemler.
Bakkallar samimiyetten uzaklaşmış, hesaba yazmaz olmuş, kazıklamak hastalığına düçâr olmuştu. Büyük marketlerde sinsi ayartıcının şerrinden korunmak güçleşmiş, kapitalizm şer dolu kumpasını kurmuştu. Öyle ki, bizi aldatanın bizden sayılmadığı kimi muhitlerde bir başımıza, yerli yersiz ve yani kimsesiz kalıyorduk. Bu ahval ve şerait içerisinde bizi bir BİM anladı.
İşte bu yazı da onu anma ve anlamadır. Ondan önce şu kaçınılmaz soruyu sormamız gerek: Biz Kimiz?
Biz yurdun afakını sarmış bütün mustazaflar. Biz örgün ve ölgün eğitimin tüm safhalarında talebeler. Biz özneler, yüklemler, tümleçler. Biz tümden gelen ama tüme varamayan kimseler. Biz evdeki hesabından çarşıda taviz vermek istemeyen hanımlar. Biz koltuğunun altında ekmek, evine dönen mağdur ve yorgun erkek. Biz harçlık ekonomisi okuyan çoluk, cüzi miktardaki parasını hokus pokus ile kaptıran çocuk!
İLKELERİMİZ, MÜCADELEMİZ, KİMLİĞİMİZLE VARIZ, VAR OLACAĞIZ!
Bim’e sempatimiz, empatiyi doğurduğundan, kendimizi Bim’in yerine koyarak, onun hizmet felsefesini özetleyen ilkeleri üzerinden kimliğini analiz etmeyi uygun görüyoruz. Bir bilimsel araştırmanın gerektirdiği bütün ciddiyeti takındığımız siz sevgili okurların gözünden kaçmamalı!
BiM için müşterilerinin menfaati, kısa vadeli yüksek kârdan daha önemlidir.
Bim’e sinmiş bir koku vardır ki, nerde bir Bim’e girsen, aynı tarifi imkânsız hoş koku karşılar seni, ‘hoş geldin’ der. Bir diğer sinmişlik bakış açısı ile alakalıdır: Bim’de bir ‘nasipse olur’ havası vardır. İçki satmaması, Cuma vakitleri kapalı olması halkın derinden teşekkürü ile karşılık bulur.
BiM, en kaliteli ürünleri en uygun fiyatlarla sunar.
Toptan fiyatına perakende satış sloganı yerine şunu kullanabilirler: Ayranımız budur, yarısı sudur! Ürünü pazarlayacağım diye kasılmaz, taklalar atmaz Bim. Rahattır. Tuhaf da olsa bir özgüvenleri var. Yürekleri geniş. Sadece çocuklar değil, o sıra cebinde biraz parası olan müşterilerin kâhir ekseriyeti fiyatlara bakmadan kasaya kadar gelmiştir! Bilinir ki bir ürünü Bim’den uygun fiyata satan olmaz, olamaz!
Kimi zaman çıldırmış gibi alışveriş yapmış birilerini görürsünüz. Hayır, Bim alışverişi körükleyip manyaklığa ortak olmak istemez. Gördüğünüz, şeker, süt veya su gibi aynı üründen onlarca alan kişi, o ürünleri ya daha az uygun fiyata satacaktır, ya da iş yerine toptan fiyatına toptan alış yapmıştır!
BiM, müşterileri için yüksek kaliteli ürünleri özel olarak ürettirir.
Bim’in kendinden menkul özgüveni sayesinde asla adı sanı duyulmamış markalar tüketici ile buluşur. Bazıları argo tabirlerden, bazıları Çince, Fransızca sözlüklerden devşirildiği izlenimi uyandıran kelimelerden oluşturulan marka adları nasılsa akılda kalır.
BiM müşterileri, ambalaja ve markaya değil ürünün kendisine para öderler.
Bim’in müşterisi azla yetinmeyi bilir. Bim bir ürünü getirtmemişse, müşterisi, ‘Amaan, çok da umurumdaydı!’ der. Bilir, gerekli bir şey olsa, Bim getirir. Her Cuma sinemalarda afişlerle birlikte Bim camlarındaki afişler de değişir. Cuma günleri harbiden geliş fiyatına veya üzerine az bir şey ekleyerek, yine son derecede uygun ancak bu kez değişik alet edevat gelir. Bim’in teyzeler-yengeler klasmanındaki müşterileri mağazanın açılmasına kısa bir süre kala önünde kalabalık yapmak suretiyle kaynaşmaya yol açar, 80’leri andıran görüntüler oluşturur. Bu sırada çalışanlar müşterilerin halini hatırını sorar, ürünler üzerine sohbetler edilir, varsa dilek ve şikayetler bire birde ifade edilir. Yoksa, hiper, zıpır, her neyse.. marketlerde olduğu gibi bu iş gammazlama gibi olmaz! Bim, çalışanını üzmez ki çalışanı da müşterisini üzmesin.
BİM, ürünleri koliler içinde teşhir eder, gereksiz mağaza maliyetlerinden kaçınır.
Bu mağazaların insanda uyandırdığı ilk intiba olan samimiyet tam da bu huyundan ileri gelir. Çoğunluğu kahverengi kartonlarda öyle oraya konulduğu hissi veren ürünler, ışıltılı, soğuk, yapay bir vitrinde değil de sanki evinizin kilerinde, ardiyede, işte buradadır! Öylece duruşlarıyla, neticede eşya oldukları, tamah edilmemesi, tüketimsel dürtüleri harekete geçirmemesi, haddini bilmesi gerektiği mesajını verir. Söz konusu dervişane tutum, antikapitalist bir resttir! Bu koliler bilhassa taşınmak durumunda sıkça kalan üniversite öğrencilerine can-ı gönülden verilir. O kadar ki, bir nevi öğrenci yurdu olan Bim’e, kartonsal taleplerle gelen kardeşlerimize rahat ve sempatik çalışanlar şöyle seslenebilir: Şurdan sana gerekli koliler hangisiyle bak, boşalt da al!
BiM, müşterilerine en yakın noktalarda ve en uygun fiyatlarla mağaza kiralar.
Yıllar sonra memleketime Bim açılmıştı, bütün anılarımla bir hasret, seğirttim Bim’e, sevinç içinde! Hiç alacağım yokken öte beri, abur cubur alarak eski günleri yad ettim, ucuz yoldan. Bim’in harbiden alakasız bir ürününe bakmak, karnını doyurduğun yokluk günlerine dair bir fotoğrafa bakmak gibi. Yurdun kuş uçmaz kervan geçmez bir yerinde, bir dağ başında veya, geçen bir Bim tırı görürsün, nedensiz, teklifsiz bir mutluluk düşer içine! Aynı duygu yolda Bim poşeti gördüğünde de olabilir. Belli mi olur!
BiM, abartılı reklamlarla ürünlerin fiyatlarını artıracak harcamalar yapmaz.
Halkın gönlüne yerleşen, taklitlerinden sakındırıcı, pıtırcık gibi büyümüş bir sevgi Bim’i şimdiye dek şımartmamış, kibre sevk etmemiştir denebilir. Yine de Bim bazı ilkelerine ters, kapitalist görünümlü değişiklikler de yapmamış değildir. (mesela kozmetik alanında gereksiz ürün satışı, müşterinin aklını “çelen”, mağazalarda görmek istemediğimiz kimi hareketleri gözümüzden kaçmadı) Bim, öğrencilerin kredi ve yurtlar kurumundan sonra en fazla ilişki içinde olduğu bu “kutsal” mekana ayartı sokmamalı. Halkı güvenli alışverişten soğuttuğunda, milyonların kendisinden bir anda uzaklaşması gibi bir acıyı yaşayabilir. Bunları da söylemek boynumuzun borcu. Ee, aklın yolu Bim!























