Etiket: "Muhammed Emin’e sevgilerle.."
Çılgın Vuk ve Devrimci Mücadele Süreci
Bir varmış bir yokmuş.
Bu dünyada bir garip bir yolcu gibi yaşayan temiz yüzlü kahraman tavuk, nam-ı diğer Çılgın Vuk, maceraya atılmadan Bir’e eleştirilerini yöneltmiş:
- Bak Bir, seni severim, iyi çocuksun, her şey seninle başlar tamam ama yola çıkacağım, maceraya atılacağım, sense halen varoluşa dair temel sorunlarını çözmüş değilsin! Dostum, bu ikircikli haline bir son ver artık! İnsanlar sana nasıl güvensin, yanar dönersin, şöyle böylesin, hatta yani dengesizin tekisin! Bir varım diyorsun bir yokum!.. Nesin abi sen, nasıl olacak bu iş!
Bir masal kahramanının bir rakama azar çektiği edebiyat tarihinde görülmüş bir olay olmadığından okur şaşmış kalmış! Yazar da şaşmış ama kalmamış, kalamamış zira gözyaşları içinde metni terk eden Bir rakamının gönlünü alamazsa, onu geri getiremezse bu yazı tamamlanamazmış! Çünkü Bir olmadan değil bir yazı yazmak, bir cümle dahi bitirilemeyebilirmiş.
Yazar bu olağanüstü durumu görüşmek için paragraf başı yapmış ve kahramanı Vuk’u odasına çağırmış. Fazla değil, bir cümle sonra Vuk gelmiş:
- Selamun aleyküm
- Aleyküm selam Vuk, otur lütfen, ayakta kalma
- Eyvallah abi, ne var ne yok?
Vuk bir yaramazlık yaptığının farkındaymış, hafif bir terlemiş, yüzü al almış! Konu geleceği yere gelmesin aman, diye, sağdan soldan, havadan sudan, şurdan burdan, öteden beriden, köyden şehirden derken iki saate yakın ara vermeden konuşmuş da konuşmuş, konuşmuş da konuşmuş ve halen konuşuyormuş:
- Abi son şiirin neydi öyle ya, Mektepte! En çok senin şiirlerini seviyorum!! Arada Şahin abi de harika şeyler yazıyor! Hava yağışlı olunca Sema ablanın şiirlerini de okurum. Abi cfzab diye bir yabancı gelip gidiyor mektebe, ne iş? Kimdir necidir, bir bilen var mı?
Meseleyi unutturmayı denemiş ve fakat başaramamış olan Vuk, yapacak bir şey yok, sözlerini nihayet bitirmek zorunda kalmış:
- Öyle işte abi.. Sence nasıldır; tavuk mu yumurtadan çıkmıştır yumurta mı tavuktan?.. Yok yani böyle şeyler önemli, sonuçta bizim, bildiğin gibi, bütünlüklü bir dünya görüşüne sahip olmamız, bir tasavvur.. Abi, yatsı namazını kıldın mı bu arada?.. İyi, iyi, namazları vaktinde kılmak önemli. Öyle keyfine göre cem edenler var! Namazları aradan çıkaranlar var, olacak iş değil, içini boşalttılar, ibadetlerin de tadı tuzu kalmadı, o kıldıkları namaz değil… Neyse abi, konuyu dağıtmayayım.. Evet, beni çağırmışsın abi, hayırdır?
Sabırla ve sabırla, sözünü kesmeden tam 186 dakika Vuk’u dinleyen, bu arada bir fincan çay içmiş, son toplantından kalan elmalı pastaları yemiş olan yazar sözü almış:
- Sevgili Vuk, Bir’i uyarma görevini yaparken aşırıya kaçtığını söylemeliyim. Kalbi kırıldı. Epey gözyaşı döktü ve çekti gitti. Sen meramını anlatırken yedekte tuttuğum Bir’leri kullandım, onlar da bitmek üzere. Masal değil Matematik olsaydı, komşuya gider onda varsa 1 alırdık, komşuluk böyle 1 şey, ama biz masaldayız şu an. Her neyse, zaman da tükeniyor kelimeler de. İki günlük dünyada değmez Vuk, kalp kırmaya değmez. Bir kahramana yakışan uyarmaksa, en güzel, en yumuşak şekilde olmalı. Bir uluslararası halk kahramanı olarak seni birinin azarlamasını istemezsin. Kendin için istediğin şeyi başkaları için de istemeden kahraman olunamaz Vuk. Hata yapmak da önemli değil. Önemli olan hatayı görüp hemen düzeltmek, bir daha da yapmamak. Bir’e bir şans ver! Bir de farkında, yıllardır bu itikâdi konuda kendini sorgulamadı, atalar dinine inanıyor, dünyaya bir kere geliyorsun, bir ömür ‘bir varmış bir yokmuş’ demekle geçmez!.
Başını öne eğmiş, sessizce dinleyen Vuk, pişmanlığını belirtmiş:
- Abi haklısın, hatamı telafi edeceğim. Her şey enternasyonal devrimci Sünger Bob ile ünlü olduğumuzda başladı. Namımız aldı yürüdü. Dünya bültenlerinde devrimci mücadelemizden bahsediliyordu. Avrupa’da Bob’u Mesih olarak gösteren gruplar oldu. Türkiye’de bir cemaat benim dünya çapında ses getiren hak mücadelemden Kuran’da zaten bahsedildiğini açıkladı. Bütün dikkatler, kameralar üzerimize üşüşünce yıprandık, böyle biraz üsttün bakar olduk abi, Allah affetsin!
Devrimci ve çılgın kişiliği ile tanınan Vuk, akleden bir kalbe sahip olduğundan hatalarını hemen fark edip düzeltme yoluna gitmiş. Özür dilemek ve helallik almak için Bir’i aramaya gitmiş. Semt semt dolaşmış ama Bir’i ara ki bulasın! Bir’in cep telefonu kapalıymış veya ona şu anda ulaşılamıyormuş! Son çare olarak arama motorlarına bakan Vuk, Bir’i nihayet İstiklal Caddesi’nde bir kitapçıda bulmuş! Bir tanınmaz bir haldeymiş. Ama Vuk onu boynundaki o minik benden tanımış! Hakkını helal etmesini, kabalık ettiğini, kararına ve kararsızlığına saygı duyduğunu, onun dininin ona kendi dininin kendisine olduğunu ve fakat olanın da olduğunu, geçmişe takılıp kalmamak gerektiğini, affetmenin ne büyük erdem olduğunu, Allah’ın kul hakkını affetmediğini, bu arada acıktığını, şurdan et dürüm yeseler hiç fena olmayacağını söylemiş!
Bir rakamlarla hayvanların birbirine bir günden fazla küs kalamayacağına inandığından hemen barış elini sıkmış! Sen de hakkını helal et demiş Vuk’a, bende de biraz tuhaflık yok değil.
Ve böylece, mütevekkil, mütebessim ve muvahhid tavuğumuz Vuk, yeni yeni maceralara atılmak üzere yola çıkmaya hazırmış. Bir varmış veya yokmuş, böyle şeylere aldırmadan yaşamaya bakacakmış soluk soluğa.
Çılgın Vuk ve Ölgün Eğitim
Bir varmış bir de bakmışsın yokmuş! Evvel zaman için de ahir zaman için de geçerli sözler varmış! Develer peygamberleri bekler iken, pireler yorganların yakılmasına üzülür iken, hiçbir hayvan hayvanat bahçesine atılmamış, bütün hayvanlar doğada kafasına göre takılıyor iken tavuğun biri, annesine, tarihin akışını değiştirecek bir soru sormuş:
- Anne, kocaman tavuk oldum ben, neden okula gitmiyorum!?
Annesini afallatan bu soruyu Vuk’tan başka hangi tavuk sorardı ki zaten!
Ne diyeceğini bilemeyen Anne Vuk , ıı-ıı, mıı, gıt, mıt diye gevelemiş!
Vuk, annesi kendine gelsin diye, gelsin de kendisine olumlu bir cevap versin diye kanadını kaldırıp garsona seslenmiş:
- Bize iki çay, benimki büyük olsun, bol talaşlı olsun!
Annesi ne diyeceğini düşünürken, Vuk kaygılı gözlerle onu izliyor, öte yandan hüp hüp çayını içiyormuş. Dakikalar geçtikçe sessizlik uzuyor, Vuk annesinin olumsuz karar vereceğinden korkuyordu. Araya girmesi gerekti:
- Anne yaa, okula gidiyim gidiyim gidiyim gidiyim!
Vuk 10’dan yukarı saymayı, çarpım tablosunu bilmeyi ve yazmayı öğrenmeyi o kadar arzuluyordu ki, ana yüreği işte, ona hayır diyemedi:
- Hadi Git Git Gidaaaaaaaak!
Annesinden olur alan Vuk, biraz mutluluktan biraz da kanat çırptığından havalara uçmuş ve çay ocağını toza dumana katmış!
Müşteriler rahatsız olmuş haliyle ve homurdanmaya başlamışlar.
Garson gelip, Vuk’u uyarmış:
- Sizden para falan istemiyoruz, hemen burayı terk edin lütfen!
Vuk, hayır demiş, kul hakkı diye bir şey var!
Önce çay paralarını ödemiş, sonra da herkesin işiteceği şekilde mahcubiyetini bildirmiş, özür dilemiş, ‘Millet, hakkınızı helal edin!’ demiş.
Okula yazılacağına sevinirken, tavukların toplum nezdindeki saygınlığını zedelediği için de üzülüyormuş!
Günler kaçmış, günler günleri kovalamış ve sonunda yakalamış; o büyük gün gelmiş: Okullar Açılmış!
Hayvanlar âleminin gurur kaynağı, devrimci dervişlerin yolunun yolcusu kahramanımız Vuk Gıtgıt, sırtındaki çantada bütün bir yılın ders kitapları + defterleri + gönye + 1 kutu Monami küçük pastel boya + 1 kutu kuru renkli kalem + kalemtraş + kalem kutusu + çıtçıtsız kalem + delgeç + 1 rulo elişi kağıdı + içinde 3 tane sallama çay, 18 tane elmalı pasta ve BİM poşetine sarılı çatal bulunan bir beslenme çantası + Yeni Başlayanlar İçin Resimli Desenli İlkokul 1 Kitabı + Diş Fırçası + kendisine hediye edilmiş bir Küçük Prens kitabı + Tasfiye Dergisi Hayvanlar Özel Sayısı + İsmet Özel’in Erbain kitabı + Ali Şeriati’nin Yalnızlık Sözleri 2 kitabı + Gariplerin Kitabı + Kucaklaşmanın Kitabı + Yeraltından Notlar + Kur’an Mesajı + Alıntılar Defteri + püsküllü bir yeşil ayraç ile geldiği 1-C sınıfında, en arka sıradaki yerini almış!
Hadi hayırlısı!
Çılgın Vuk ve Olur Olmadık İşleri
Bir varmış iki varmış. İki, biri peşine takmış. Üç varmış, iki ileri bir geri gidermiş. Dört varmış, beşin peşine takılmış. Beş varmış, dünyada eşi benzeri yokmuş. Altı varmış, bu lafların altında kalacak rakam değilmiş. Yedi varmış, sekize ramak kalmış. Sekiz varmış, izini sürüp dokuzun yanına varmış. Dokuz varmış, onu çok sevdiğinden, yanından ayrılmazmış. On varmış, ne varsa onda varmış, onda; yer yüzünün en çılgın tavuğunda, nam-ı diğer Vuk’ta!
Kendine güveni o biçim bir hayvan olan Vuk, inandığı gibi yaşamak hususunda son derece kararlıymış. Analar böyle bir tavuk daha doğurmadı! Yiğidin harman olduğu Anadolu onu bağrına bastı. Bazı köy meydanlarında fıskiyenin yanı sıra büstlerine rastlamak mümkün. Gittiği yerlerde yerel halk kendisini karşılıyor, iki gün bilmem kaç gece ağırlıyor, ona hürmette yarışıyormuş. Yerel basın da ona ilgi gösteriyor, o kendilerine mülakat versin diye sıraya giriyormuş.
Vuk Türkçe’den başka dil bilmiyorsa da bu dile ait her türlü şiveye hakimmiş. (Ona göre bir şive bir hayvanmış, iki şive iki hayvan, üç şive üç hayvan, dört şive dört hayvan.. tamam –anladık- bu böyle sürüp gidermiş!) Her yörede oranın kendi şivesiyle konuşan Vuk, bilhassa Karadeniz Şivesini çok seviymiş (özür dilerim; seviyormuş!)
Vuk, ufku geniş mi geniş bir hayvan. Dolayısıyla, basına yaptığı açıklamalarda sadece hayvanlar âlemini ilgilendiren sözler söylemez, insanoğlunun dertlerine de eğilirmiş. (İnsanın ‘yok artık, daha neler’ diyesi geliyor! Öyle ki o hem bir hayvan evladı hem de insan evladı bir kişilik olarak kabul görüyor, seviliyor!)
Allah’ın Vuk’u özel olarak yarattığını düşünebilirsiniz. Ama hayır! O, Allah’ın izniyle, insanın isterse her şeyi başarabileceğine inanıyor ve çalışıyor. İşte sorun da burda! İnsan isterse başarır ama insan isterse! O bir hayvan olduğunu unutuyor mu yoksa? Trabzon’da yerel gazetelerden Güne Gülümse’de kendisine böyle bir soru sorulmuş:
Muhabir: Yauv Vuk, uşağum Alla’sen söle bakaaim, ne yapmaa çalişiysun sen haboyle?
(Ya hu Vuk, evladım ,söyler misin Allah aşkına, ne yapmaya çalışıyorsun sen böyle?)
Vuk: ula, siz insanlara Allah habu yeryüzini adam gibi inşa edun demedu mi, ne ettiniz, Allahun nimetlerini çarçur ettiniz, ataleti yerle bir ettunuz, zalimlik yapaysınız, zengunleriniz malu piriktiriy fakirleri kimsenun körduğu yok, ula yazık ula yazuk, siz misunuz Muhammed’un ümmeti! Ula piraz olsun tüşünün daa!)
(Trabzon’a gelince halim selim kimliğinden biraz uzaklaşıp fevrileşen Vuk’un ağır konuştuğu dikkatlerden kaçmıyor. Şöyle yanıt vermiş –mealen-: Ya hu bırakın Allah aşkına, Allah insanlara, bu yeryüzünü adam gibi inşa edin demedi mi, oysa siz ne yaptınız? Allah’ın nimetlerini çarçur ettiniz, Adaleti yerle bir ettiniz, zalimlik yapıyorsunuz! Zenginleriniz malı biriktiriyor ve fakat fakirleri kimsenin gördüğü yok! Yazık, çok yazık! Muhammed(s)’in ümmeti olacaksınız bir de! Ya hu hâlâ mı düşünmeyeceksiniz!?)
Yine basından (‘Günbegüm Çorum Gazetesi’) edindiğimiz bilgiye göre Vuk’un diyar diyar gezmesine, sürekli seyahat etmesine Şişli’de İzzetpaşa Çiftliği sahibi Ali Baba’dan aldığı bir nasihat sebep olmuş.
Vuk bir şafak vakti çiftliğin dersliğinde, ördekler etrafında halka olmuş, sohbet ediyorken vıck vıck vıck diye bir ses duymuş. Gelen bahçeyi yeni sulamış botlarıyla Ali Baba’dan başkası değilmiş. Ancak Vuk fıtraten biraz şüpheci olduğundan sesi duyar duymaz hoplayan tavuk yüreği ve iki kanat çırpıntısı ile şöyle bir silkelenmiş ve
- Hey!.. demiş, Sen.. Ali Baba’dan başkası mısın değil misin?
Aldığı yanıt içini serinletmiş:
- Ali Baba’dan başkası değilim! Bu arada, Selamun aleyküm!
Ali Baba gördüğü manzara karşında gözyaşlarını tutamamış, ancak israf olmasın, onlarla çiçekleri sularım, Allah israf edenleri sevmez diye düşünüp, sağda duran kovayı ayaklarının dibine çekmiş, yarım bardak da yarım yardaktır diyerek gözyaşlarını kovaya akıtmış ve burnunu çektikten hemen sonra söze girmiş:
- Sabah namazından sonra yatmayıp kavram çalışması yapan, Tarım Usulü, Çiftlik Usulü dersleri yapan sizler hayvanlar âleminin özlemle beklediği o cesur, o yiğit, o kahraman canlılarsınız! Sizinle ne kadar iftihar etsem azdır gençler!
Bu sırada, kentsoylu, zayıf, çelimsiz bir yavru ördek atılıp:
- Bir avuç dolusu iftihar etseniz azdır bana kalırsa. Elinizi aza alıştırmayın Bayım, iki üçü avuç yem serpin şöyle lütfen, dedi.
Ali Baba, mütebessim, başıyla onaylar gibi devam etti sözüne
- Gençler ben şunu bilir şunu söylerim: ilim ilim bilmektir!
Minik talebemiz Vuk bu sözü tutmuş! Hem de sıkıca. Hem de her anlamda:
‘Evet, ilim çok önemlidir ve nerde ise gidip alacağım. İlmimi artırmak için okuyacağım da okuyacağım. Bir bilene danışacağım. Daha da ileri gidip iki, üç, dört, beş bilene danışacağım. Yeni yeni yaratıklarla tanışacağım. Her canlının hikayesine kulak vereceğim. Benden küçük, korumasız canlılara göz kulak olacağım. Fakir, bir başına, garip kalmış canlılara kucak açacağım. Kolum kanadım yettiğince kol kanat gereceğim. Yerimde durmayacağım. Hep hareket halinde olacağım. Ele avuca sığmayacağım. Ayrıca çok okuyan kadar çok gezen de bilir. İl il gezeceğim ve ilmimi arttıracağım, safha safha, diyar diyar. Üstelik gezen kurt aç kalmaz. Gezen tilki yatan aslandan iyidir. Sonuçta, aslan postunda gönül dostunda. Dost dostun eyerlenmiş atıdır. Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı. Ne verirsen elinle o gider seninle. Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.’























