man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Etiket: "etiketim kalmamış alınca etiketlerim :)"

Güzel Bir Gün Vardı Hatıralarda Yaşayan

Üsküdar’a doğru bir yolculuk… Yeni insanlarla tanışacak olmanın heyecanı…

Öğle namazını aynı safta kıldığım Nebiye…

Ve Sema’nın zamanlaması harika olan telefonu… Tam camiden çıkacakken…

Sahile doğru yürürken dört kişilik bir grubu gözlerimin arayışı…

Ve tebessümle bana bakan simay-ı Sema…

Gün boyunca devam edecek tanışmanın giriş kısmı…

15B… Ve otobüste yanımıza gelen Nebiye… Fark ediyorum ki camideki kız…

“Grip oldum garip oldum” diyor, hoşuma gidiyor. Grip olması değil, halet-i ruhiyesini ifade edişi…

İniyoruz ve mekâna yolculuk yürüyerek devam ediyor. Görüyorlar ki arabaların önüne atlayan başka Sema’lar da varmış.

Merve’nin methede ede bitiremediği Çikolata&Kahve’nin camından bakmakla yetinip Mümine’nin peşinden Kahve Rengi’ne gidiyoruz…

Bir süre sonra Merve ve Zeynep Betül merdivenin girişinden başlarını uzatıyor. Organizatör Merve olay mahalline bir saat geç geliyor. Kınıyoruz. Kınadık. Kın…

Şimdi sahnede konuşmasıyla çevresinde bir şeylerin kırılıp döküldüğü Tuba…

Konuşuyor, Betül o güzelim vanilyalı milkşeyki masaya içiriyor. “afiyet olsun masa” diyor Sema. Resmini çiziyor daha sonra Tuba…

İçtiğimiz kahvelerin kıvamına gelen bir muhabbet ortamı…

Bir süre sonra yaramazlardan birinin deniz havası alma fikri…

Ve elimizde böreklerle Çınaraltı… Yola düşen Mümine’yi otobüs durağında beslememiz…

Bir masaya oturup yedi çay isteniyor. Aç olan insan güruhu beklemeden böreklere dalıyor.

Çaylar geliyor. Ama Sema su istiyor. Ona gelecek olan bardaktaki çay bu duruma üzülüyor ve kendini tepsiye bırakıveriyor. İkinci defa havada peçeteler uçuşuyor.

Tuba ortama dahil olunca hemen işinin başına geçiyor. Bir bakış ve Merve’nin çatalının yarısı börekte yarısı elinde… “Tuba yine mi..!” bakışı da gözlerde…

Bu arada Zeynep Betül yanına kimi alırsa ikili muhabbetlere medar oluyor. Bunun sebebi dikdörtgen masalar olup, yuvarlak masalara özlem duyuluyor.

Başka şeylere zarar vermeden sahile iniliyor. ‘An’lar karelere sığdırılıp hapsediliyor fotoğraf makinelerine ama en çok ta yüreklere.

Sema her anı şipşaklıyor gazeteci edasıyla. Zira Merve’den ulaşamıyormuş fotoğraflar kimseye.

Gelip çatıyor firak vakti. Tanıştığımıza memnun oluyoruz bi süre. Ve durağa doğru yol alıyoruz.

Ve akşam telefonlarımıza gelen gıpta mesajı… Geride kalanların maceralarının devamı… Çikolata&Kahve’de hepimizin yerine lezzetleri görmüşler, istemişler, yemişler. Evlerine gidenler de “Hani bize, hani bize” demişler.

GÜNÜN ÖZETİ:

  • Zeynep Betül, Zeynep’e ve Betül’e “Diğerlerinin ismini unuturum ama sizinkini asla.” demiş.
  • Merve’nin geç kalmasının sebebi Ev Hanımlığı Fakültesi’ndeki uygulamalı buzdolabı temizliği dersiymiş.
  • Tuba’nın çizdiği resim sonucunda kursa gidip Zeynep’e (yani bana) hocalık yapmasına karar verilmiş.
  • Mümine, yaramazları Kahve Rengi ile tanıştıran kişilik olmuş. İyi ki de olmuş.
  • Nebiye, ayrılırken mekâna ‘Şehrengiz’ dergisini hediye etmiş.
  • Betül’ün önünden kırılacak şeyleri uzaklaştırma kampanyası başlatılmış.
  • Tuba, Merve’ye Sema’dan aslında hiç bahsetmemiş. Onun anlattığı sema, gökyüzüymüş.
  • Zeynep, herkesle tanıştığına memnun olmuş.

Sonuç: Güzel bir yaramazlıktı.

Arkadaşlar, elçiye yoktur zeval. Kalemim gözlerimin elçisi… Gözlemlerimden ve gün içinde sarf edilen cümlelerden esinlenerek oluşturuldu bu yazı. Bilginize…