Etiket: "Esra Keskin"
SEZGİ
Doğduğu köyden uzakta, büyük bir kentte yaşıyordu. Hiç düşünü kurmadığı, ahşap merdivenin yerini asansörün aldığı lüks bir villada. Fotoğraf makinesini yanından ayırmayan, gönlünce gezip eğlenen zıpçıktı bir çocuktu. Bir gün yine makinesini yanına almış, yeni yerler keşfetmeye çıkmıştı. Uzağa gitmeye gerek yoktu. Evlerinin yakınında terkedilmiş eski bir konak olduğunu duymuştu. Oraya gitmeye karar verdi. Pekâlâ, ilginç kareler yakalayabilirdi. Uzun sürmedi konağı bulması. Kapı açıktı. Yavaşça içeri girdi. Zemin kumla kaplıydı. Bastığı yerde de bir kağıt. Eğilip aldı kâğıdı ve okudu. “Biraz merhamet lütfen”.
*Kullanılan kelimeler: hiç, uzak, sezgi, kağıt, merhamet, yakın, zıpçıktı, düş, kum, merdiven, fotoğraf makinesi, çocuk, köy
HUZUR KIRINTILARI
Bir yaz günüydü
Uçurtmam süzülüyordu gökyüzünde
Bırakmıştı peşini rüzgar
İpler kenetlenmiş elimizde
Susuyordum
Kuşlar kanat çırpmıyordu artık yükseklerde
Ellerim boş şimdi
Uçurtmam ise ötelerde
ESRİK VAATLER
Dün kopardığın gül
Şimdi bir yeraltı mezarında,
Sessizce batıyor dikeni
Sen ise üzerinde hala
Öpüyorsun toprağı usulca
ZOR EVLAT
Günlerdir şaşkınım. Hiç böyle davranmazdı. Neyi var bilmiyorum. Salonda oturduğu yerden kakmıyor ve saatlerce okuyor. Diğer alışkanlıkları da değişti. Sebze ağırlıklı yemeye gayret ediyor. Dışarıdan en sevdiği yemekleri ısmarlıyorum. Yüzüne bakmıyor. Henüz yaşı on iki. Bu yaşta bu şekilde davranırsa ilerisini tahmin bile edemiyorum. Geçen gün verdiğim çikolatayı bile geri çevirdi. Bu çocuk nasıl mutlu olacak bilmiyorum. Okuldan eve geliyor. Biraz dinlendikten sonra dersine çalışmaya başlıyor. Akranları ekran başındayken onu ders başında görünce dayanamıyorum. Asosyal olacak diye endişeleniyorum. Hem ertesi gün okula gittiğinde arkadaşlarıyla ödev konuşacak değil ya. Paylaşacak bir şey bulamayınca arkadaşsız da kalacak. Bilgisayarda oyun oynamayı da bıraktı. Buna çok kızmıyorum. Oyunu kaybettiği zaman çok üzülüyor, okula gidemeyecek kadar hasta oluyordu. Evde hepimiz etkileniyorduk. Sadece oyunu bırakmakla kalsa iyiydi. Facebook da kullanmıyor artık. İşte bunu anlayamıyorum. Bir hesabı olsun diye çok uğraştık. Arkadaş edinmesi için elimizden geleni yaptık. O ne yaptı? Bütün emeklerimizi boşa çıkardı. Geçen gün komşu anlatıyordu. Kızı ne güzel iletiler, videolar paylaşıyormuş. Paylaştığı her şey çok beğeniliyormuş. Bu kadar takdir edilmek ne güzel. Komşum da haklı tabii. İnsan övünmez mi böyle evlatla? İçim sızladı. Bizimki sadece okuyor. Hesabını kapattığı için ne kadar okuduğunu da paylaşmıyor. Kimse bilmeyecekse ne okuduğunun, ne yaptığının önemi var mı? Babasıyla konuştuk. Bir uzmana götürmeyi düşünüyoruz. Sözünü etmişken babası da gelmiş eve. Dürttü beni az önce. Yemek olarak ne söylesek diyor. İşte böyle facebook, yemekten sonra görüşüz. Daha sana anlatacaklarım var. Bu arada hayatım seni çooook seviyorum.
HİCRET
Şimdi gidiyorsun
İstanbul semalarından bir kez daha bakıyorsun vazgeçmeyi başardığın büyülü şehre
İstanbul peçesinin altından gülümsüyor sana
Neden ondan vazgeçtiğini biliyor
Yüreğini görüyor güzel şehir
Sesi çıkmıyor belki ama görüyorsun değil mi?
Annen, baban, arkadaşların…
Ve onlar…
Nasıl da selamlıyorlar seni
Yağmurlu bir sonbahar gününde uğurluyor seni hüzünlü kent
Martılar eşlik ediyor yolculuğuna
Ve onlar…
Biliyorum rüyalarında hep karşına çıkacak arkada bıraktıkların
Aileni izleyeceksin rüyalarında, dostlarını ve Beşiktaş’ı..
Belki dinmeyecek hasretin, buğulu gözlerle bakacaksın etrafına
Ama yine de ne zaman bir çocuğun gülümsemesine şahit olsan
Teselli olacak sana o emsalsiz bakışlar…
Önden gidenlerden olduğunu farkedeceksin işte o zaman…
Rüyalarda kavuşmayı lütuf bileceksin…
Her sabaha daha huzurlu varacaksın..
Şimdi gidiyorsun…
Biraz buruk, biraz heyecanlı
Yeşereceğin topraklara doğru yol alıyorsun…
Açma vakti geldi kardelenlerin…























