man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

60′lar 70′ler 80′ler silsilesi- ve Seksenlerde doğanlar zümresi

Sen daha küçüksün, olaylar büyük ve derin

nasıl da bilmiş bilmiş gezinirsin

deyince babam, irkildim biraz da diklendim

mücahit olmadan mı müteahhitliğe girmeliydim?

60′lar, 70′ler, 80′ler mücadele silsilesinin zirvesindeydiler

şimdi hepsi kendi koltuklarını imal eden birer mobilya üreticisiler

bir fabrikanın dişlileri gibi aynı şarkıyı haykırıyorlar sanki

‘gençlik heyecanı geçecek birgün

güneş gibi doğacak hakikat ve ruhlar dizisi ölgün’

 

ben anlamazdım

ama biraz da anlatılması zordu olaylar

bir toplama kampıydı tamamen duygusal

ve duyguları kaybolmuş bir sürü dingin

manzara güzeldi ve güzelleşirdi kravatla delikanlılar

izleri iri yüzlerinde beliren bir ölü toprağı bezgin

60′lar, 70′ler, 80′ler ve biribirini kırıp geçirenler

şimdi hepsi kırılan kalplerinin tecrübesini yüceltme evresindeler

bir tavuk kümesine tilkinin dalışındaki gibi bu film

sesleri ve gidişatı kayıp bir kümes hengamesi

beni korkutan ise uçuşan tavuk tüylerinin ağzıma girmek isteyişi idi.

 

Şeriat masal, komünizm ütopik, herşey biter uyan

gerçek bir para var, para var gerçekten,

lazım ama para yok, ondan bende hiç yok bilemem

anlamazdım ben işte ondan,

bana maaş bağlamamışsa tanımazdım devleti hiç yoktan

bilmezdim şarkıların mahiyeti pek derin

60′lar, 70′ler, 80′ler ve acemi erler devresi

şimdi hepsi ormanın asil kralı aslanın sıradan yemekçisi

ve seksenlerin sonunda doğanlar zümresi yani ben

ben yani belediyenin ektiği çiçekleri öfkesinden koparan

aslında biz, tecrübesiz faydasız heyecanlı gençlik nitelemesiyle hemhaliz

oysa tecrübe en çok da gözlerini büyütenlerin

ya da gözlerini makam bürüyenlerin, rengarenk bir iklimin

ama biz, her iklimde toprağı elleriyle deşeleyip tohumlar bırakan

yeni bir dengeyiz.

 

 

 

_tasfiye dergisi – 34. sayı’dan_

nihavent naz semaî

http://fizy.com/#s/1h4fls

pek sevgili candaşım, muhterem kardeşim
sözlerim incitmişse seni sen bana bakmayasın
ben seni kendi canımdan âli bellemişim
sözlerim incitmişse seni kusuruma bakmayasın

pişman olacak şeyler söyledim evet
ammaa söyletene de bakmalı elbet
kimler ehl-i laklaka acep kimler ehl-i gayret
sen tutup da cahillerin fitilini yakmayasın

gel biz kavl-i necisten ârî olalım
tehlike-i zanndan firarî olalım
ne ilhad edelim ne ebrari olalım
ol ki kimsenin canını ahta bırakmayasın

biçaredir ammar pişmandır sözüne
yine de haksız mıdır vurduğuna sazına
ben rızaya râzıyım senin türlü nazına
vursun tamam da herkes, sen tokat çakmayasın.

 


rıza

ben uzun yaşarsam ölümü özlerim Allah’ım
sen duyma diye huzurunda daha çok konuşuyorum

hani bir karınca götürürken geceyi omzunda
besmeleyle başlayan
topraktan bir serinliğe uyanırsam
herkes’ten, herkes’likten azade
uzanıp sabahı alnından öpeceğim

işte
tekrar susuyorum Rabbim
sen duyma diye
ben uzun yaşarsam ölümü özlerim

dolap değil ki*

kafamı sıkıyorlar
önden, arkadan, sağdan ve soldan
bırakmıyorlar ki yarı öleyim
yare gideyim
hep gözlerim açık yarılanırım
sesim kısık yaralanırım

kaç gecedir kendi terimi koklarım
kimdir bunun mümessili
işte talep! hani arz-ı endam
çöpler bile birleşir ama vakit yok
yok geri dönüşüm

bırakmıyorlar ki kafama sıkayım
önden, arkadan, sağdan veya soldan
hep yarım yamalak ölüm benim
belli yarım yamalak ölüm benim

gözüm yanıyor, dumandan mı senden mi
başım duman, senden mi yanılıyor benden mi
senden yanıyor başım, gözüm, allah’a emanet

* selamlar yerine varır

Şair Üzerine

I.

‘bilir misiniz?’
evet böyle başlamalı bir ağıt belki de en çok
içimde kavrulan şu yağmur tanelerinin zihnime damlamasını
-ah ne de metafiziksel olurdu bu
ya da öyle bir kelime yok mu?-

anlatmalı doyasıya
zira
bildirilmemiş tüm suçlar gibi
bildirilmemiş ağıtlar da bir saman yığını altında
içten içe yanmakta

bilir misiniz?
bu bir şairin ağıdı olmalı en fazla
yani olmaktan şuna buna
vara yoğa
bilmem ne bela
uzak olmanın çabası olmalı
yazarak yaşamak değil
yaşamaktan yazmalı
ve şimdi öyle sözler söylemeli ki
insanlığın kaygan zemininde
bir rüyayı dahlamalı
savrulan ruhlara

II.

bu söylediklerimin yıllar sonra uçup gideceği korkusundan başlıyorum söze
yani sondan başlamak derler ya
işte oradan
şu gördüğün ‘ben’in sonu olan yerden
bir gün sövdüğüm bütün yozlaşıların bayraktarı olma korkusundan
ardıma dönüp baktığımda ‘gençlik işte’ demekten
o burun kıvırdığım gençliğe hala inanları hor görmekten
‘kimsenin bilemeyeceği yollarla ulu amaca’ yine de hizmet etmekten
sırtıma yüklenen şu dünya ile imtihan değil de sevgili olmaktan
eş dost çocuk bahane köşeme sinmekten
ve en kötüsü de
yeise kapılmaktan başlıyorum söze
kolay değil anla

anla işte ben bunlara gebeyim aynı zamanda
karnımda büyüyen çocuk ruhumu kemiriyor

III.

sözlerime kulak ver şimdi
fazla vaktimiz yok
her an kapı kırılabilir
herkesçe meşru bir şekilde
elinde belgesiyle bir polis beni çalabilir
evet tüm bunlar olabilir
biz bir yaşam kurarken
milyon parçalı yapbozumuzda
daha kuşları bile tamamlamamışken

yok olabilirim birden mesela
evden ekmek almaya çıkmışken
cumartesileri uzayabilir yıllara

adı anılmayacak denli kötü işler de yapmış olabilirim
ah bilsen
yasalar o kadar uzak ki bana
seni dahi üzmüş olabilirim farkına varmadan
sen bile
yasalar
hep bizi düşünür nihayetinde

sonra bir hapishanede ölebilirim de
kim bilir
belki verem belki bir bıçak
olur mu hiç öyle deme
ne de olsa
hapishanelerde devletin güvencesi üzerimizde

sözlerime kulak ver
fazla vaktimiz yok
vaktimizi çalan ne de çok şey var
bak hepsi sıralanmış karşı kaldırımda
neden hepsinin üstünde kırmızı mühürler var?
onlarca imza niye?
ah
doğru ya
bir yaşamı en olmadık yerinden
çalmak için bile resmiyet lazımdır

hayır boşa çabalama
onları atlatamayız
bakarsın bir gün en yakınına
‘vur emri’ verirler bir anda
yığılırken sokaklarına şehrin
adının kahramana çıkacağından olsan da emin
bir yerlerde kırmızı mühürler basılmış
imzalar atılmıştır bembeyaz kağıtlara

fazla vaktimiz yok
haydi şu kuşun kanadını bulalım
hem üzülme
olmanın en ince halidir ölüm

IV.

sözlerime kulak ver
ahdimi tamamlıyorum
bir gün tüm bu inandıklarımın yalan olduğunu düşünsem de
inandığımdan gurur duyuyorum.

Nemeçsek Öldü

Mezarlar ki içlerinde kendine yeten devrimler çeker gider
Yeminli şiirler yazmalı mezar taşına, sevmeli.
Şiir dediğim nedir ki meryemana?
Köpürerek yok olan sabundan başka

Adını büyük harflerle yazmak için sebepler biliyorum
Olağanlaşmış ellerim fakat.
Ayağıma ördüğün çoraplar var meryemana
Başıma oldular, yazıklar.
Yankılarda aramam seni, yine de
Ne zaman hızlıca sallanan bir salıncaktan atlayacak olsam
Aklıma sen geliyorsun;
İman ediyorum özgürlüğe
İki kez: Bir senin bir benim için.

Sesinin telaşlarıyla aşılır bu yokuş.

Sarhoş sakallı
Olmamış kirazlı bisiklet tamircisi,
Ekmek sandıklarında merdivenler
Hamakta kedi uykuları

Çocukluğa inmek pek gereklidir/sesinin dinginliğiyle inilir bu yokuş

Dehlizlerim bize kalsın…
Ben şimdi çekileyim bir köşeye, şu köşeye.
Afili bir kaç lanet okuyayım düzene
Derunumdan bir küfür savurayım sırayla
Meşrulaşır ve anlayışla karşılanır
Ne hissettiysem
Düzenle ve sırayla.
……………………………….
Öyle bir küfür bilmiyorum.

Çaresizlik dediğin budur\Şiir dediğin nedir?

Sana dünyanın en kıymetli gözyaşlarını toplayacağım meryemana
Kıymeti yoksa neden ağlıyorsun?

49 / 21234...102030...Son »