Kandırılmışlık Kraliçesi-II
Kandırılmışlık kraliçesi! Boynun yağlı urgana değdiğinde, kim inanır Masumiyetine!
Yüzü özünü örten binlerce maskeli cellât, ellerinde baltadan dilleri şafak vaktini bekliyor.
Güneş yüzüyle buluştuğunda
Yuvasında kıvrandı gözleri,
Urganla dostluk kuran boynunu büktü
Artık asılmak duygusuyla tanış-dı
Darbeler gün ışığıyla yapıldığından beri kaybolanın utanç duygusu olduğunu anlayan kandırılmışlık kraliçesi, eğdi başını. Ayağının altındaki çürümüş iskemle, duygularından bihaber şefkatle okşuyordu bedenini. Kandırılmışlık kraliçesi kendisini, sırf yaralanmasından sebep vurulmaya hazırlanan ata benzetmekten alıkoyamadı.
Elma bahçesine kurt düşmüş, anlayamamışlar. Ağaçlara türlü ilaçlar enjekte etmişler, faydası olmamış. Bütün elmaların kaderi, çöplükte buluşmak, ağaç dallarının sonu ise gövdeden ayrılmak olmuş.
Kıvırcık koyun, boynuna takılan çanın şerefine hoplaya zıplaya koşturmuş ormanın derinliklerine, sürüsü de peşinde. Kavalı elinde kalakalmış çoban, iktidarı bir koyuna kaptırmanın şaşkınlığı üzerinde. Uçurum kenarına geldiğinde kıvırcık koyun, korkudan arınmış, koyun topluluğunun arkasından koşturması gözlerini kamaştırmıştı. Dönüp çobana baktı küçümseyerek, bir de uçurumdan aşağıya. Atladı, uçmak hevesine kapılmıştı; sonsuzluğa uçmak. Bir koyun ölüme koştu, sürüsü de peşinde.
Hikâyelere mesaj giydirilmiş, çalıntı anne kıyafetiyle ayna önünde kendisini süzen küçük kıza benzemişler.
Siyah-beyaz bir filmin donukluğu vardı sahnede; son şarkısını söylemek için sahneye çıkmış assolist rolündeydi kandırılmışlık kraliçesi. Kelimeler, nağmelere döküldüğünde martı çığlıklarını andırıyordu, kandırılmışlık kraliçesi son şarkısında hiç durmadan ağlıyordu.
Kandırılmışlık Kraliçesi,
Romanların sonunu okuyan sabırsızlık abidesi.
Kandırılmışlık Kraliçesi,
Gitar tellerini koparan beceriksiz müzik öğrencisi.
Kandırılmışlık Kraliçesi,
Aşkı yanlış anlayan arsız hüzün bekçisi.
SADE GEVREK SİMİİT
Doktorun unundan
Şadırvanın suyundan
Şimdi çıktı fırından
Sade gevrek simiit.
Nedir simit?..
Hem yumuşak, hem gevrek hem de mükemmel derece lezzetli, nerede olsa hayır diyemeyeceğimiz lezzet…
Osmanlı İmparatorluğu’nda uzun süre birlikte yaşamış olan Rum ve Türklerin ortak yeme zevklerinden biri de simittir. Yunanca’da “Kuluri” olarak adlandırılan simit , bizim dilimize Arapça’daki Semid’ den geçmiştir…
Eskiden simit deyince akıllara yoksulun ekmek kırıntısı gelirdi. Şimdi ise simit saraylarının kralı.
Hani attan inip eşeğe bindi, derler ya!..
Simit, eşekten inip ata bindi.
Bir daha da hiç inmeye niyeti yok gibi.
Hak ediyor mu bu kadar ilgiyi simit?
Bursa Tarihi Abdal Simit Fırını’ndan bir simit alabilmek için belki de yarım saat beklersiniz. Ama inanın bana, beklediğinize değer bir tat alırsınız. Yani anlayacağınız simit bütün bunları hak ediyor. Hiç kıskanmayın.
Hiç kıskanmayın çünkü o da bizden biri.
Biz insanlar kimi duygularımızı dışa vurmaz, içimizde saklarız. Simit de öyle…
Biz sadece un, su, maya ve tuzdan oluştuğunu sanırken o bize verdiği mükemmel tadı pekmezinde saklıyor.
ilk göz ağrım
Min guman kir ku; jiyan bi hezkirina bedew e,
lê belê stranên jî me xapandin *
*”Zannediyordum ki; hayat sevgi ile güzeldir,
ancak şarkılar da aldattı bizi.”
Kurduğum ilk yazılı kürtçe cümlemdi. Tarihime geçsin istedim. Geçti..
Ahd ü Mîsak
sol yanımda acıyan kavruk bir yara
sed çekmiş geçit vermiyor vuslata
mütemadiyen körükleniyor özlemin
gece sökülürken şafağın koynunda
dilim anlatamıyor
muhacir sevmelerin med vakti gidişini
aşkın mahfûz halinde ipi çekilen kelimelerin
müsekkîn şiirlerde gözlerime düşüşünü
duaların saçağında büyüyen
bu ağır başlı sevgiyi ..
bak işte
izah edemiyor
süslü adlar koyuyorum
hasretinden sızlayan hicrânıma
bakınca göreceksin
bir cennet boyu
şafağın rengi düşmüş
hudutta bekleyen ahd ü mîsak’ıma!
Kanuni Kanuni
Aah Kanuni Kanuni
Daha ilk görüşte sevmiştim seni
Annem sana dedi ki cahiliye putu
O zihniyete dedim ki seninki ne putu?
Aah Kanuni Kanuni
Almayaydın Hürrem’i
Yıkmayaydın düzeni
Güzel olur muydu ki?
Aah Kanuni
Rüşvet aldı damadın
Kana kana Hürrem’e mi kandın!
Mezar oldu oğluna çadırın
Bak şimdi kelle koltukta karşımdasın
Bana şiir yazdırmaktasın
Aah Kanuni ne adamsın :)
Özgür Açılım iftarlarından bir görünüm!
Mab:
- Abi Özgür Açılım’ın erkekler iftarı olduğunu özellikle belirt çünkü biliyorsun bayanlar da yapacak iftar. Bir de şunu da ekle ki, yer sınırı olduğundan herkesi çağıramadık, bize karşı derin müsamahalı bir tutum takınılmasını sağla! Biz biraz dışarı çıkıyoruz, şu yediklerimizi bir eritelim..
Yaklaşık dört saat önce… Çağlayan Meydanı’ndaki -reklam olmasın- Garanti Bankası’nın hemen önü…Ev sahibi, cep telefonu karşıtı, fedakar, vefakar ve de cefakar hatta hatta kanaatkar, ezcümle mübarek zat “Mehmet Ali Başaran insanı” iftara davet ettiği arkadaşlarını, kardeşlerini beklemektedir. (Üzerinde 2002 dünya kupası tişörtü vardı, unutmadan yazayım bu ayrıntıyı.)Peki neden burada beklemektedir. Çünkü cep telefonu yok. Ondan, sadece ondan:)Sanıyorum ilk olarak Ammar ve Ahmet Kılıç kardeşler iftar mahalline vasıl oldular. Sonra gelenleri müşahede etme fırsatım olmadı. Motorsikletimizin eksozunu (türkiyede en çok yanlış yazılan kelimeyi -egsoz, ekzoz, eksost, ekzozst,vb.-zannediyorum ben de doğru yazamadım şimdi:) tamir etmeye götürdüğümden sonraki vuslatlara şahit olamadım. Neyse efendim tam ezan okunmaktaydı ki bendeniz fakir(mütevazilik anlatan fakirlik değil yanlış anlaşılmasın, bildiğiniz fakir) iftar sofrasına yetişebildim şükür. Şükrediyorum çünkü bu iftar sofrasında Zübeyr de vardı:) Zübeyr kardeşim seni böyle durumlarda malzeme yapmak içimi sızlatıyor ama ne yaparsın ki yazma fakiri olanlar buldukları malzemeye yapışıveriyorlar, bak kızıyorsan yapmayayım ama:) iftardakileri hemen saymak istiyorum planlanan şahıslardan sadece birisi yoktu, Muhammet Cihat Caner. Mevcut ise: ev sahibi Mehmet Ali Başaran ve Hasan Hüsnü Türker, Ahmet, Ammar, Şahin, Zübeyr, Hüseyin, Hasan ve Mansur. Mehmet Ali’nin evinde balkon var. (babamın kondansatörü var gibi) O balkonda yaptık iftarımızı. Gayet bu kalabalığı alabilecek kapasiteye sahip bir balkon.
Menüyü anlatmak ne kadar tutanak adabına mugayirdir değildir onu kestiremeyeceğim şimdi. Ama genel ahlaka mugayir olmadığından burada anlatmayı uygun bulmakta bir beis görmüyorum desem yeridir derdim:)Menüde mercimek çorbası ve fırında patlıcan kebap vardı ayıptır söylemesi. Tabi “mehmet ali” marka salatayı unutmamak lazım. Unutursam olmaz çünkü bu akşam bir çok akşam olduğu gibi burada kalacağım, menfaatlerime aykırı olur bunu zikretmemek. Çorbayla başladık yemeğe. Tam başladık bismillah, dua etmeye başladı Hasan Abimiz. “Ana! Yemeğin başında dua! Bu da nereden çıktı şimdi!” dememek lazım aslında. Evet arkadaşlar böyle dememek lazım. Çünkü bu, çoğu zaman unuttuğumuz, iftarda hasbelkader radyo açıksa ve mazbut bir kanala denk gelmişsek ezandan hemen sonra banttan verilen ve zaten bizim de fazla dinlemeye tenezzül etmediğimiz bir “şey” haline geldi. Alışkanlıklarımızı unutmak alışkanlığımız haline gelmesin, analar ağlamasın, çocuklar üzülmesin arkadaşlar:) bir sosyal mesaj verecektim o da olmadı, nerelere gideyim Allahım:)Bundan sonraki yemeği nasıl yediğimiz faslını anlatmama gerek yoktur herhalde. Muhabbetli, esprili-güldürüklü bir iftar yemeğiydi işte. Çok kardeşlikli, barışlı, sevgili, coşkulu,tutkulu, dayanışmalı, yoğuşmalı bir iftardan geriye kalan neydi derseniz ben de derim ki: özgür açılım özgür açılım özgür açılım!.. Sevgi ve kardeşliğin teminatı. İyilere dost kötülere düşman, mazlumun yanında zalime karşı!.. Tutmayın beni yeni parti kuruyorum. ÖAP. Öhöm neyse.
İftardan sonraki tatlı ve çay faslını da anlatmanın manasız olduğunu düşünüyorum. Fotoğraflarda daha net bir şekilde bu keyfe şahit olacaksınız. İftardaki önemli ayrıntılardan bazılarını şöyle zikredelim. Hüseyin Güneş kardeşimizin eli boş gidilmez düsturu gereği tatlı yerine herkese hediye etmek üzere kitap getirmiş olması. Ali Şeriati’nin Adem’in Varisi Hüseyin adlı kitabı. Bir hatıra daha kütüphanelerde yani. En önemli ayrıntı ne olsun istersiniz. Aslında o bir ayrıntı değil, o bir asıl. BİM’den alınmış olan tatlılar. Ama o kadar samimi ki biz onu Bolulu Hasan Usta tatlısı gibi gördük, kabul ettik, yedik! Çay bardakları da ilginçti, tasarım olarak. Modern çizgiler filan işte!..
Bir geleneksel M.Ali Başaran-Hasan Hüsnü Türker iftarını da böylece geride bıraktık. Bir toplantı değildi dolayısıyla “şu kararlar alındı” diyemiyoruz ama zımni olarak şu karara varıldı: Bu kardeşlik ve muhabbet ortamı hangi hal ve şartta olursa olsun devam etmelidir!

























