nihavent naz semaî

pek sevgili candaşım, muhterem kardeşim
sözlerim incitmişse seni sen bana bakmayasın
ben seni kendi canımdan âli bellemişim
sözlerim incitmişse seni kusuruma bakmayasın
pişman olacak şeyler söyledim evet
ammaa söyletene de bakmalı elbet
kimler ehl-i laklaka acep kimler ehl-i gayret
sen tutup da cahillerin fitilini yakmayasın
gel biz kavl-i necisten ârî olalım
tehlike-i zanndan firarî olalım
ne ilhad edelim ne ebrari olalım
ol ki kimsenin canını ahta bırakmayasın
biçaredir ammar pişmandır sözüne
yine de haksız mıdır vurduğuna sazına
ben rızaya râzıyım senin türlü nazına
vursun tamam da herkes, sen tokat çakmayasın.
rıza
ben uzun yaşarsam ölümü özlerim Allah’ım
sen duyma diye huzurunda daha çok konuşuyorum
hani bir karınca götürürken geceyi omzunda
besmeleyle başlayan
topraktan bir serinliğe uyanırsam
herkes’ten, herkes’likten azade
uzanıp sabahı alnından öpeceğim
işte
tekrar susuyorum Rabbim
sen duyma diye
ben uzun yaşarsam ölümü özlerim
İsimsiz Öykü- Son
Gözlerini açınca yolun kenarında buldu kendini kahramanımız.
-Ne tuhaf bir rüyaydı ya. Ak sakallı dede masalına ara verip benim masalıma gelmiş. Bi de dedem zannediyorum ne komik. Benden şişe su istiyordu bak şimdi hatırladım, hiç bi masalda yoktur böyle bir dede. Dillere destan pardon dillere masal bir dedeydi resmen. A bide arabalar vardı dimi, arkalarında toz bulutuyla bir yazı, çizgi film gibiydi. Neyse ki hepsi rüyaymış. Zaten başka ne olabilirdi ki? Bu arada ben niye kendi kendime konuşuyorum acaba. Uufff hep şu saçma sapan rüyalarım yüzünden. Küçük kız hadi kalk ta gidelim artık. Hem burada ne işimiz var ki? Küçük kız sana dedim. Küçük kız.. Küçük..!
Bir süre bakınır etrafına küçük kızı görmek istercesine ama göremez.
-Yoksa en çok rüya olmasını istediğim kısım gerçek miydi? Gitmiş miydi yani? Hayırr ama yaa..
***
Küçük kız hala parkta dolaşmaktaydı. Elinde biraz taş vardı ve gölün kıyısında dikiliyordu. En sevdiği oyunlardan biri değil miydi bu? Taş sektirebilmeyi öğrenmek için çok çaba sarfetmişti. Yüzlerce taşı atıp sadece bir tanesini başarabiliyordu ilk zamanlar. Gizli gizli izlemişti sektirenleri. Arkadaşlarına anlatırlarken nasıl yapıldığını çaktırmadan dinlemişti o da. Ne güzel günlerdi. Öğrenmişti ama. 2 kere, 3 kere, hatta rüyalarında 5 kere bile sektirecek dereceye gelmişti. Şimdi ise taşlar öylece avucunda bekliyordu. Yavaşça elinden kaydılar ve düştüler suya. Dalgalar yayıldı etraflarında. Küçük kız yürümeye devam etti. Tekrar salıncakların oraya gelmişti. Yorulduğunu fark etti ve oturdu bir tanesine..
***
Vakit akşam olmak üzereydi ve küçük kızı hala bulamamıştı. Gidebileceği her yere bakmıştı. Birlikte gittikleri. Ahh! Tabi ya.. Nasıl da unutmuştu en sevdikleri parkı. ‘Orda olmalı.’ diye düşündü ve var gücüyle koşmaya başladı. Hava iyice kararmıştı, bu yüzden etrafını zor görüyordu. Gördüğü tüm küçüklere bakarak ilerledi. Çok yorulmuş, nefes nefese kalmıştı. Biraz dinlense iyi olacaktı. Gördüğü ilk salıncağa oturuverdi. Yorgunluğuna rağmen canı sallanmak istedi. İlginçti. Çünkü yanında sadece küçük kız varken sallanmak isterdi. Başını hafifçe sola çevirdi. Evet oradaydı ve ona bakıyordu. Küçük kızın tebessüm eden yüzünde okunan hüzün yavaş yavaş silindi. Ayakları yıldızlara değercesine sallanmaya başladı kahramanımız, ne de olsa içindeki çocuğu bulmuştu artık ve tekrar bırakmaya niyeti yoktu. İnsanlar ne kadar büyüdüğünü söylesede o hala sallanmak istiyordu. İçindeki çocuk olmadan da bunu yapamazdı ve daha birçok şeyi.
dolap değil ki*
kafamı sıkıyorlar
önden, arkadan, sağdan ve soldan
bırakmıyorlar ki yarı öleyim
yare gideyim
hep gözlerim açık yarılanırım
sesim kısık yaralanırım
kaç gecedir kendi terimi koklarım
kimdir bunun mümessili
işte talep! hani arz-ı endam
çöpler bile birleşir ama vakit yok
yok geri dönüşüm
bırakmıyorlar ki kafama sıkayım
önden, arkadan, sağdan veya soldan
hep yarım yamalak ölüm benim
belli yarım yamalak ölüm benim
gözüm yanıyor, dumandan mı senden mi
başım duman, senden mi yanılıyor benden mi
senden yanıyor başım, gözüm, allah’a emanet
* selamlar yerine varır
Tebdili Mekanda Ferahlık Vardır, Öyleyse Kuş Olmalı İnsan..
Bilmiyorum, neden bazen uzun soluklu şeyler düşünüyorum. Eğer bir kitap yazmış olsaydım Üsküdar-Beykoz otobüsünde başlamış, bitirmiş olurdum. Bazen enaniyetimin tavan yaptığını duyuyorum, duvarlar söylüyor aynalar yalanlıyor. İşte böyle dönüp duruyor düşüncelerim; sanığı, yargıcı, tanığı, avukatı benim olduğum mahkemelerde, bir tekerlek gibi. Düşüşte olan ben miyim yoksa dünya mı düşüyor da düşmeye mahkumum bilemiyorum. İşte yine mahkum etmeye geliyor iş ve ben yine ardıma bakmadan kaçıyorum, tebdili mekan bahanesiyle.. Biraz önce okuduğum bir cümle, hatta içindeki bir kelime ruhumu göklere çıkarıyor ve bir tüy gibi ağır ağır uçuyor ruhum bir yerlerde. Elimi uzatsam elim kolumu bırakıp uçmaya gidecekmiş gibi, böyle ilginç hikayeler çiziyor düşüncelerim ve kelimelerin sonlarına doğru tükenmeye başlıyor dinginliğim. Bazen başrölde olma isteğini köşeye atmanın ne kadar huzur verdiğini hissediyorum. Bazen “değillerin” ne kadar “öyle” olduğunu hissediyorum. Bir kelebek, tırtıl olmadan önce anlatıyor bunları. Tüm doğa biliyor ama insan farkında değil.. Daha doğrusu bay kırmızı, bayan yeşil, mavi, sarı.. Hepsi zaman zaman görüyorlar, birileri onlara da fısıldıyor ama gerçek o kadar gerçek ki onlar için, ipin ucunu bırakmak ve göklere çıkmak çok imkansız geliyor onlara ve size yemin ederim birileri bu hazzı yaşarken gerçeğe bu kadar sığınan beylere, hanımlara kanat da taksanız uçmayacaklar. Aslında paradoks çarkında dönüp duran ve acımasızca yargılayan bu neşeli görünen renkler, çok mu düz yoksa dünya ve dünyevi umutlar mı onları düzleştirdi bilemiyorum. Yine yargılamada iş bitiyor ya hani, bunu yapmıyorum ve gözlerimi kapatıyorum. Hissediyorum ruhum ayaklarımla aynı yerde değil. Bir rüzgar esiyor ve diliyorum, bir gün tüm kuşlar hepimize uçmayı öğretebilsin..
Şair Üzerine
I.
‘bilir misiniz?’
evet böyle başlamalı bir ağıt belki de en çok
içimde kavrulan şu yağmur tanelerinin zihnime damlamasını
-ah ne de metafiziksel olurdu bu
ya da öyle bir kelime yok mu?-
anlatmalı doyasıya
zira
bildirilmemiş tüm suçlar gibi
bildirilmemiş ağıtlar da bir saman yığını altında
içten içe yanmakta
bilir misiniz?
bu bir şairin ağıdı olmalı en fazla
yani olmaktan şuna buna
vara yoğa
bilmem ne bela
uzak olmanın çabası olmalı
yazarak yaşamak değil
yaşamaktan yazmalı
ve şimdi öyle sözler söylemeli ki
insanlığın kaygan zemininde
bir rüyayı dahlamalı
savrulan ruhlara
II.
bu söylediklerimin yıllar sonra uçup gideceği korkusundan başlıyorum söze
yani sondan başlamak derler ya
işte oradan
şu gördüğün ‘ben’in sonu olan yerden
bir gün sövdüğüm bütün yozlaşıların bayraktarı olma korkusundan
ardıma dönüp baktığımda ‘gençlik işte’ demekten
o burun kıvırdığım gençliğe hala inanları hor görmekten
‘kimsenin bilemeyeceği yollarla ulu amaca’ yine de hizmet etmekten
sırtıma yüklenen şu dünya ile imtihan değil de sevgili olmaktan
eş dost çocuk bahane köşeme sinmekten
ve en kötüsü de
yeise kapılmaktan başlıyorum söze
kolay değil anla
anla işte ben bunlara gebeyim aynı zamanda
karnımda büyüyen çocuk ruhumu kemiriyor
III.
sözlerime kulak ver şimdi
fazla vaktimiz yok
her an kapı kırılabilir
herkesçe meşru bir şekilde
elinde belgesiyle bir polis beni çalabilir
evet tüm bunlar olabilir
biz bir yaşam kurarken
milyon parçalı yapbozumuzda
daha kuşları bile tamamlamamışken
yok olabilirim birden mesela
evden ekmek almaya çıkmışken
cumartesileri uzayabilir yıllara
adı anılmayacak denli kötü işler de yapmış olabilirim
ah bilsen
yasalar o kadar uzak ki bana
seni dahi üzmüş olabilirim farkına varmadan
sen bile
yasalar
hep bizi düşünür nihayetinde
sonra bir hapishanede ölebilirim de
kim bilir
belki verem belki bir bıçak
olur mu hiç öyle deme
ne de olsa
hapishanelerde devletin güvencesi üzerimizde
sözlerime kulak ver
fazla vaktimiz yok
vaktimizi çalan ne de çok şey var
bak hepsi sıralanmış karşı kaldırımda
neden hepsinin üstünde kırmızı mühürler var?
onlarca imza niye?
ah
doğru ya
bir yaşamı en olmadık yerinden
çalmak için bile resmiyet lazımdır
hayır boşa çabalama
onları atlatamayız
bakarsın bir gün en yakınına
‘vur emri’ verirler bir anda
yığılırken sokaklarına şehrin
adının kahramana çıkacağından olsan da emin
bir yerlerde kırmızı mühürler basılmış
imzalar atılmıştır bembeyaz kağıtlara
fazla vaktimiz yok
haydi şu kuşun kanadını bulalım
hem üzülme
olmanın en ince halidir ölüm
IV.
sözlerime kulak ver
ahdimi tamamlıyorum
bir gün tüm bu inandıklarımın yalan olduğunu düşünsem de
inandığımdan gurur duyuyorum.























