man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

benzetilmiş şiir

Doğurgan bir kadın gibi şiir:
ellerim kelimelerin tenine dokunduğunda:
bağırıyor cümlelerim..

Gülhane Hattı Zinayunu!

Dolu dolu küfürler birikiyor midemde
Kusayım diyorum, ne pavyon ne taverna
Sokak aralarına kusayım, kuytu köşelere
Şehrin tam orta yerine
Kusayım, insanların yüzsüzlüğüne..

Küfürler birikiyor dolu dolu midemde
Gırtlağım yırtılana dek kusayım
Diyorum; ne sarhoş gibi ne de avare
Bembeyaz küfürler örteyim üzerlerine
Söveyim, insanlığın tüm benliğine..

Birikiyor dolu dolu küfürler midemde
Yığılmış et parçaları üst üste
İşte o şeytani bakışlar gözlerde
Kusayım zihnin derinliklerine
Söveyim bedenler boyu hazzın egemenliğine..

Midemde dolu dolu küfürler birikiyor
Şevk damlıyor ruhların damından
Çarpık yozlaşıyor insan bedenleri
Fuhşu gizlemiyor artık iğreti örtüler
“Normalleşme” sürecinden geçtiniz, tebrikler!

Masumiyet öldü
Yaşasın … modernite
Bu şiirde küfür,
Bu şehirde isyan,
Artık … formalite!

Bir kavram, iki gerçek..

“-O dinci değil Kur’an’cı, Kur’an’cı..”

İlköğretim bir yada ikinci sınıf öğrencisi olan üç beş kişilik grubun hararetli tartışmasından fırladı kulağıma yukarıdaki cümle..

Bunu anlatan erkek çocuk bazı el kol hareketleriyle neden bu kanıya vardığını açıklamaya çalışıyordu arkadaşlarına.

Konunun diğer taraflarını pek umursamadım. Bu cümle var olan diğer cümleleri karşılamaya yeter de artardı bile..Yoksa arkalarından gidip “nedir olay, büyümüş küçülmüş gençler” demeyi aklımdan geçirmedim değil.. Fakat bu olayın dikkatimi çeken yönü, kavramlarımızın bir çocuğun zihnindeki yansımalarıydı..

Kelimelerimizin kalbinin medya aracılığıyla nasıl da ameliyata alındığının bir resmiydi yukarıdaki cümle.. Aslında muhtemelen 7-8 yaşlarındaki bir çocuktan, ilk bakışta bazı kavramların yanlış kullanıldığını duymanız çok da önemsenecek bir olay gibi durmuyor. Ne de olsa çocuk ya, boş vermek ve aldırmamak gerekiyor kimilerince. Ama olayı o kadar da basit göremedim bir türlü. Kavramlarımızın günümüzde nasıl bir anlama yelken açtığını, bu kavramlarla yeni yeni karşılaşan çocukların, günlük hayattaki kullanımıyla ilintili görmüşüdür daima, bilmem yanılır mıyım?..

Medyada ne kadar da duyarız “dinci” sözcüğünü  değil mi? Aslında bunu yaparken, zihinlerinde yatan hakikatlerin üzerini “cı,ci” eklerinin verdiği anlam genişliği(!) ile bir nevi katagorize ederek örterler.. Böylelikle adem olan insanı, türlü türlü fikirlerin temsilcisi haline getirirler. Oysa insandır o kişi ve ideolojilerin kulluğundan sıyrılıp O’na kul olmakla sorumludur. Ama lailklik.. Birilerinin laiklik martavallarına(Kamusal alana dahil olmadığını düşündüğüm mektebimizde bunu rahatlıkla ifade edebilirim galiba) kurşun atıyorum, koruyunuz..

E bütün bu süreçlerin sonrasında da beklenen gerçek: insanlar etiketlenir.. O dinciyse öbürü laik, diğeri sağcı, bir diğeri solcu; öbürü Türkçü tabi diğeri de Kürtçü olacak mecburen.. Al sana kırk parçaya bölünmüş bir toplum.. Al millet diye mitinglerde bağıran parti liderlerinin çocuklardaki yansımaları.. Buyurunuz.. Övününüz..

***

Kaygılarıma bir madde daha eklerken, cümleyi yüreğimin derinliklerine bırakmıştım.. Bu cümle olgunlaştığında farklı şeyler fısıldamaya başladı bana.. Ve çocuğa hak vermek istedim bu sefer. Bu kavramları medyaya pazarlayan, daha doğrusu çocuklara bu kavramları ayrı olgularmış gibi tanıtan biraz da ilim çevreleri değil miydi? Şimdilerde moda sözcükler olmadı mı bunlar? Alimlerimizin ağzında ezilip duruyor sürekli..

Ne acı ki, hakikatin öncülüğünü yaptığını iddia eden ilim çevreleri, hayatlarındaki Kur’an olgusunu garip bir şekilde sorgular olmuştu. Özellikle “mealcilik” diye niteledikleri bir akıma karşı çıkmayı “hakikatin kaybolması”yla   bağdaştırmışlardı.. Çeşitliliğe ısrarla karşı olan bu gruplar acaba Kur’an mealciliğinin tekelleşmesini mi istiyorlardı? Ya da tefekkür kavramının köküne bir kibrit çakıp, çıkan alevin ortasında ibrahimvari bir edayla, siz sadece bizim söylediklerimize iman edin demek mi istiyorlardı? İşin garip tarafı, Kur’an’ın apaçık bir arapça ile ve anlaşılması için kolaylaştırılmış bir şekilde bize sunulduğunu bile bile, alimler dışında kimse anlayamaz bu yüce kelamı sloganı haykırılıyordu belli bir kesim tarafından..

Çabalarımızı bir çırpıda yok etmeye ne kadar da meraklıydık. Her şey O’na derken arka tarafta her şey bana diyebilmeyi nasıl sindirir olmuştuk içimize.. Sonra diyoruz ki, hadi ümmet bilincinden bahsedelim.. Peki hangi kavramlarla.. Hangi ilim çevresinin argümanlarıyla..

Bu konu gibi zaman da akıp gider, ben ise hakikatimi hüsrana uğratmadan sözümü bitireyim;  Fark ettim ki, Anadolu’nun küçük bir ilçesindeki küçük bir çocuktan ne de çok şey öğrenebiliyormuşum.. Biraz acı biraz tatlı..  Ve bir kez daha anladım ki, hayatı okumak da böyle bir şey olsa gerekmiş.. Biraz umut biraz hüsran..

Son söz: Bu günkü müfredata kavram dersi konulması şart galiba.. Yoksa bu gidişle kimse birbirini anlamayacak..

Anasdas

sana demedim mi karanlık yokuşlardan her geçişinde kendine değil rüzgara sarılacaksın sımsıkı diye. zemini ezerken gövden, sokaklara damıttığın hüznün değil, teninin sıcaklığı olacak demedim mi..hüznünü damıtırsan olmaz çünkü. hem, insanın en yıkık, en bitik, en kırık, en yorgun, en hiç olup acizliğinin dibine vurduğu anlarda hala nefes alabilmeye sabır gösterebilmesi, en güçlü anının onun en hüzünlü anı olduğunun kanıtı değil de nedir anasdas. giderken rüzgara “bana bir şarkı söyle” türküsünü mırıldan demedim mi sana..hüzün sever o türküyü, rüzgar da gelir arkandan.
ben hep kalan oldum biliyor musun anasdas, belki de o yüzden böylesine arzu ettim gitmeyi..aslında gitmek, kalan olmaktan yeğ midir her vakit, diye sorunca kendime anasdas, hiç sanmam diye cevap verdi hep. terk etmek istediğin ne varsa gelir peşinden dedi, zehrin gelir ve umutların olur arkada kalan. çünkü zaten, seni böylesine ışıksız karanlık sokaklara iten, umudunun cansız bedenini toprağa verişlerindir. bedenini gömersin umutlarının, vebalı ruhu takip eder seni..ya umudum yaşasaydı’nın ne olurduları bırakmaz zihninin yakasını.. ben.. hep.. kalan oldum biliyor musun anasdas.. nazlı sandallarını bir müddet kendine demirleyebilen bir kıyıydım sadece.. oysa zincirlerim gönül bağıydı sandallarımın nazenin gerdanına usulca taktığım.. oysa..
bu sefer.. git anasdas.. artık toprak olandan medet bekleme..
başka nesil umutların savaşlarına bırak kendini.. bu sefer git..

esrik şimdiler

gözlerin süresiz suresi fatiha
bakar mısın nasıl da sevgili

yunusları sorarken denize her seferinde
atıfta bulunuyorum sana sabahta

yaşamaktan yorgun düşersem uykuya
karşılık gel bana teslim al

beni kavgadan sürgünde görende
öpeyim de geçsin zaman

şiire döndüm iştelerim esrik şimdiler
hali vakti yerinden eder

.:Putları Reddet İdealleri Koru:.

zalimlere sıcak bir şeyler ikram et
hakikate sadakat ya da molotofkokteyli

mazlumlara kalacak bir yer ayarla
hakta direnmek ya da sokaklarda

86 / 20« İlk...10...19202122...304050...Son »