Kirli Fetva
Tir tir titriyordu. Yüzüne değen soğuk suyun vücudunda bıraktığı etki değildi bu titreme. Hava sıcaktı, hatta soğuk bir ter boşalıyordu saçlarının arasından. Hasta değildi. Titriyordu, annesine baktı, bir de aynaya… Kendine yani, kendisi sandığı görüntüsüne…
Aynada daha önce hiç bu kadar çok izlememişti kendisini. Saçlarını bu kadar fazla taramamıştı ince ince. Uçlarına tutunmuş hüzünleri tarağın dişleri arasında kaybetmeye çalıştı. Sonra sarı saçları arasında dolanan hüzün yüklü kırmızı tarağa baktı uzun uzun. Sonra gözlerini aşağı doğru kaydırdı. Üzerindeki üniformanın bedenini kaplamasına ve buna itiraz edemeyişine şaşırdı. Oysa daha düne kadar böyle bir üniformayla uzaktan yakından bir bağlantısı yokken, bugün girmiş olduğu bu şekle bir anlam veremiyordu. Ağlamalı mıydı yoksa gülmeli miydi uzun bir süre kararsız kaldı. Benliğini kavuran sızıları annesinin telkinleri gidermiyordu nedense. Bir yerlerde yanlış bir şeyler vardı ama…
Başına geçirdiği şapkası saçlarını örtmüyordu. Adım adım inerken merdivenlerden, gözlerine döküldü ve yanaklarına süzüldü hayalleri. Her biri birer damla olarak düşüyordu merdivenlere. Her bir damla tuz buz oluyordu şimdinin acımasız kollarında…
Tek tesellisi az da olsa gözlerinde birikmiş damlalardı… Hayallerini hatırlatıyordu kendisine… Fakat merdivenlerin ucunda bekleyen annesi, bu tesellisini de çevik bir hareketle gözlerinden almıştı. Ne yapıyorsun demeye kalmadan silivermişti hayallerini… Umutları, heyecanları, istekleri ve daha kurulmamış hayalleri bir mendilin derinliklerine gömülmüştü. Buna sadece seyirci kaldı, müdahale edemedi, dur diyemedi… Annesinin dudaklarından savrulan teselli sözlerini zihninde toparlayamadı. Ne dediğini anlayamadığı annesinin gözlerinin içine baktı. Buna annesi de bir anlam veremedi…
İçinin rahat olması gerekiyordu. Ne de olsa, derin(!) bilgisiyle insanlara rehberlik yapan hocaların vermiş olduğu fetvalar sonucu kabul etmişti bu yolu. Fakat bir yanı bu durumu kabullenirken diğer yanından sürekli isyan sesleri yükseliyordu.
Bu yerlerde Müslümanlar da yer almalıydı… Bir yerlerde Müslümanların yer alması gerekliliğinden o an nefret etti. Bir yerlerde yer almalı mıydı Müslümanlar bilmiyordu, eğer almalı iseler neden bu kendi olmuştu? Kendinden başka Müslüman yok muydu?
Benden başka Müslüman yok mu dedi adımını dışarı atarken…
Annesi boş boş baktı gözlerine…
Babası vefat edeli nice zaman olmuştu.
Babası kendisini görse ne derdi, merak etti…
O şimdi bir polisti. Saçlarını şapkasının altına gizlemek zorunda kalan bir polis…
Başörtüsüne uzanan kirli emellerin mağduruydu.
Kirli fetvaların…
kimse bilmezdi…
Kırmızı bir gelincikti benim kavgalarım. Ölürken gözlerim kan çanağına dönerdi ve hep terlerdim.Soğuk soğuk bir yağmur başlardı ardından… İşte öyle sancılı olurdu benim ölüşlerim. Yerden yükselen duam kadar bir boyum vardı. Tırnaklarım saçlarımın arasında bıçak kesilirdi. Kanardı. Yanağımda boylu boyunca bir yara, güllerim yas tutardı her gece ve gündüzlere fatihalar düşerdi. İzmaritlerin kararttığı bu dünyada nurdan maskelere yer yok.. Her ağlayışımda bir dağ umarsızca devrilir, bir deniz üç yudumda biterdi. Yaşlı bir ses duyulurdu geçmişin dar sokağından, iniltiler ve ağıtlar… ölümün sesi her yerde aynı duyulurdu, her yerde ölüm dar bir sokağın adıydı ve her sokakta bir ölü/m yaşardı… mahallenin en eski evine ürpertici bir lakap takılırdı… tıkırtılar, gölgeler, uğultular… kırmızı yanaklı bir kız geceden nasıl korkar kimse bilmezdi… yorganıyla küçük bedenini nasıl sarar bilmezdi… nefessiz kalsın razıydı, yeter ki annesi ölmesindi… boğaz ağrıları başlardı ardından ve kış… zencefilli bal, nane ve limon… kimse bilmezdi belki ama çocuklar her şimşekte yorulurlar ve ölmeyi isterlerdi..
sen hiç ölmeyi istemedin mi, sahi?
heybeden siyaset
siyasetten anlasam da gitmek istiyorum
çarşafa dürülmüş ideolojilerimi toplayıp bir sopanın ucunda
omzumdan sallandıra dallandıra gitmek istiyorum
bu beni çemberinden çıkarmaz sevgilim biliyorum
ama bir de sedirlerin altında saklamak istiyorum şu öpücüğü
hani devlet anamın doğduğumda sesime örttüğü
siyasetten atlasam da gitmek istiyorum
kalburundan damlamak gerek hem zaten bu ülkeni
ben bir tek sana söylemekle mükellefmişim
unuttuğum şu lanet cümleyi
şimdi bir yolun ucundan sana öpücükler bölüyorum sevgilim
hani devlet anamın beni doğunca öldürdüğü
öpücükler biliyorum sana kart atacağım onları
yolumun üstünde başta katil olanlarını
sevgilim belime dolanan şu resimleri bir çözsen
hepsi sanki altmışlardan kalmış gibi
bak şu adamı sevdim mi ne hem gözü de mavi
o da sana hediyem olsun yaşar kalbinde belki
ah siyasetten anlasam da gitmek istiyorum
dağların denize uzanamadığı yerlere
biliyor musun belki de unuturmuşum dedenin biri
ak sakalı olmamasına rağmen böyle dedi
gidiyorum şimdi siyasetten anlasam ne anlamasam
ne bilirim ayak bastığım toprak buram
buram beni çağırıyor işte sevgilim korksam
da şu hendeği de bir geçmeli
in style we trust!
reklamlarda arayın bıraktığım cümleleri
siyasetten anlasam da gidiyorum ben hani
ardımdan cuma namazımı kılın iyi mi!
Düzenbaz Ayna
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
kızıl bir gün doğuyor içimde
kan sızıyor saçlarımdan
ezberim bozuluyor olan bitene
dalgalanıyor rıhtımında soluk ruhların
düzenbaz bir aynanın yansıması
düzenbaz bir ayna buldum kendime işte
beni bir büyük, bir dev insan silueti içinde parçalayan
bozan, eğip büken, yağmalayan, ve kusan
düzenbaz bir ayna işte
ne olacak?
beni olduğumdan beri tutan..
düzenbaz ayna dedim ya işte, ona
her gün ama bilmem kimin
bakar dururum olmak için emin
kendimi değillediğim insan olan ben
bakar dururum, dururum bir şey yapmam
izlerim eriyişini seslerin
izlerim bitişini günün.
düzenbaz bir aynadır bana
gösteren tüm yüzünü şehrin
her köşesini, her kuytusunu
şatafatlı salonlarını, doyumsuzluğu..
o, düzenbaz ayna,
çeker beni içine, şehre, tüm yok olmuşluğa
ekler bedenimin tüm parçalarını teker teker
karanlık yıkıntılarda kalmış ruhlara
yakar beni isyan ateşinde
yıkar benliğimin çocuk yüzünü..
fısıldar bana, düzenbaz ayna
aşk şarkılarının en masumlarını
çilekeş yüreklerin destanlarını çağıldar kulağıma
avuç avuç umudu yığar da önüme
bir rüzgara savurur bildiğim tüm güzellikleri
düzenbaz aynadır bana bunları yapan
elime bir tohum kondurup sudan mahrum bırakan
vaatlerinde zehir saçan yaşanmışlığa
söken, kıran, atan..
bir taşım olsa belki,
düzenbaz aynaya hani
diyorum ya fırlatığımda
dağılsa, tuz buz olsa,
aynı ruhum gibi,
parçalansa..
onun parçaları dağılırken yeryüzüne,
benimkiler toparlansa,
‘bir’ olsa, ‘ben’ olsa..
bir taş diyorum, hani bir taş,
atıldığında dünyayı değiştirse,
bir taş,
nelere kadir olsa?
Midemdeki Asit!
Fitne patladığında yüzünü gördüm,
çirkin ve yaşlıydı
fazlaca nazlı üstelik.
Ha deyince çıkışmıyor
biriktiriyor, bekletiyor, kurguluyor
konuşturuyor.
Midemdeki asit, fokurduyor
bedenimin böylesine duygusal bir yapısı olduğunu bilmek
korkutuyor beni bariz.
Sanki beynimden çıkışmaya çalışan
düşüncelerin eseri gibi sivilceler
kafamı dolduruyor.
Sıktığım her sivilce irini elime bulaşıyor
kaşınıyor beynim
bilmem ya düşüncelerden
ya da yağlı deri sivilcelerinden.
-Derdin ne dostum? diye amerikalı bir zenci kulağımda bağırıyor sanki.
Düşünüyorum..
Çırpınınca bataklığa daha çok saplanmak gibi halim.
Bir mucize olmalı düşünceler sonucu bir acı hissi belirmesi. Cehennem’den en çok da bu zaman korkuyorum işte. Azab tahayyülüm sıkıştırıyor beni, bedenim mi daha çok acır? yoksa beynim mi?/ruhum mu?
Soruların muhatabı yine ben
ağzımı açsam ayet çıkmayacak
basit sığlığın ürünü üçbeş fiyakalı cümle
beni bile tatmin etmeyecek kadar süslü
ne suyun dökülmesi çare,
ne baş etinin yenilmesi.
bu yazı böyle bitmemeliydi.. ama nafile, bitti..
























