temalar
sahinbizesiirleryazsin.wordpress.com
mervehayatigonlunceboyasin. wordpress.com
cicekbahcelerindedolasansema.wordpress.com
ahmetesselamdiyarindasukrueksikbirakmasinaman. wordpress.com
gitgidesevinirsinzeynep. wordpress.com
ammarisadervishandhewillbealways. wordpress.com
eminenurkerametliksinavlarindanbutekalmasindiye. wordpress.com
humeyraduzyaziyazsinamabayirasagi. wordpress.com
mustafaatalayileelele. wordpress.com
nebiyeyiguzelliklerbekleyedursunammavelakinodurmasin. wordpress.com
beykozdadaglardenizeparalelmikevserkardesim. wordpress.com
busrabulutukitaplardanalikoyanlaralanetolsun. wordpress.com
budunyadabirgaripbirselmangibiol. wordpress.com
sevvalsevokumayıenguzelyazmayıal. wordpress.com
zeynepezginsanatlararasigeçisyapaduramadurmayazciz. wordpress.com
neyesemyaramiyorcunkutubametinvar. wordpress.com
fatihdincbolgesindenbirturkuiledevamedelim. wordpress.com
birsanatbicimiolarakdua-fatmaturanornegiuzerinden. wordpress.com
zubeyricoksevmekicinheybemizdekiyediyuzsebep. wordpress.com
adıseymanurdanteslimiyetdiniislam. wordpress.com
inanmakallahavedahavedahaicindenkonusanseda. wordpress.com
ucubiraradazamanlariniozluyorumbirsenbirisen. wordpress.com
filizsessizkardeslik. wordpress.com
abisimansurolaningetirisiimanolur. wordpress.com
dedinmiaysenurkorkmazhaydi. wordpress.com
SEZGİ
Doğduğu köyden uzakta, büyük bir kentte yaşıyordu. Hiç düşünü kurmadığı, ahşap merdivenin yerini asansörün aldığı lüks bir villada. Fotoğraf makinesini yanından ayırmayan, gönlünce gezip eğlenen zıpçıktı bir çocuktu. Bir gün yine makinesini yanına almış, yeni yerler keşfetmeye çıkmıştı. Uzağa gitmeye gerek yoktu. Evlerinin yakınında terkedilmiş eski bir konak olduğunu duymuştu. Oraya gitmeye karar verdi. Pekâlâ, ilginç kareler yakalayabilirdi. Uzun sürmedi konağı bulması. Kapı açıktı. Yavaşça içeri girdi. Zemin kumla kaplıydı. Bastığı yerde de bir kağıt. Eğilip aldı kâğıdı ve okudu. “Biraz merhamet lütfen”.
*Kullanılan kelimeler: hiç, uzak, sezgi, kağıt, merhamet, yakın, zıpçıktı, düş, kum, merdiven, fotoğraf makinesi, çocuk, köy
simge
Iyyyyy…. İçim titriyor. Hava çok soğuk. Benim bu havada dışarıda ne işim var. Daha yumuşak havalarda eşlik etmek için daha uygunum. Ve hatta kesinlikle öyle olmalı…
Sonunda girdik içeri. Burada olmak çok güzel, sıcaklık fena değil. Dışarısı daha hareketli, ama burası benim için daha uygun. Zaten şimdi bırakıp gidecek beni. Belki biraz daha kalır, ısıtırız birbirimizi. Ama vakit geldi. Kaprisin anlamı yok. Gidecek işte. Gitti. Bir süreliğine de olsa bu merdivenlerin başına terketti beni. Diğerleri ile kaldım. Çok uzağa gitmemesiyle de yetinebilirim. Sesi hep kulağımda çünkü. Onun kahkahalarına ben de katılabiliyorum.
***
Ufff, yine o gözler.
-heyy, ne istiyorsun benden…
Yani ne buluyor anlamıyorum. Sanki buraya gelmemi bekliyor hergün. Arıyor ve beni görünce abuk bir gülümseme beliriyor yüzünde. Gelip benimle anlamsız, şımarık konuşmalar yapıyor. Hissediyorum, üzerime basmak istiyor her seferinde. İz bırakmak istiyor.
Derdinin benimle olmadığını tahmin ediyorum. Bana bakıyor her seferinde. Çünkü ondan bir parça görüyor bende. Benimle bırakıyor ayak izlerini. Bu sebeple bir çift gri ayakkabıya yakın olmak daha kolay ve dayanılabilir oluyor…
Nun ve Kalem..
“Bedenin kağıt, kalemin amel” –Sagopa Kajmer
Kağıt ve kalem..
Kağıttan başlasak kızar mı kalem.. Uçlarını sivriltip bekler mi yüreğimize batırmak için büyük bir kinle..
Kalem.. Yemin edilen kalem.. Bu yemini bırakıp bizle ilgilenir mi dersiniz.. En iyisi kağıttan başlayalım.. Ahdimizi ahirimiz yapalım kalemimizle..
Bazen en değerlimiz, bazense buruşturup attığımız bir parçacıktır kağıt.. Değerliliğini üzerine kazınmış kelimelerden alsa gerek.. Bilmiyorum değerine değer katabilir miyim elimde kalemim.. Ya kelimelere söz geçiremezsem.. Ya kağıt yırtılırsa ve dağılan kelimeler misali ben de dağılırsam.. Silikleşirsem, değersizleşirsem..
Bütün bunları yaşanmamış kabul edip bir rüya dilesem, elimde tek değerlimle adımladığım, öylece..
“Bir yağmurun rahmetinde aklanmayı düşünürken kağıt geliyor aklıma..Ve üzerime yağan yağmura şemsiye olarak tutuyorum kağıdımı. Rahmete tutunacağıma, rahmet okunacak kağıdıma tutuklu kalıyorum..Ve silikleşiyorum büzülen şemsiyemin acizliğinde.. Eriyip gidiyorum kirli taşlar arasında.. Kaybetmeme ağlıyorum uzun uzun.. Utanarak.. Elimde kağıt, damlıyorum sular gibi.. Dilime dokunan tuzlulukta kaybediyorum kelimelerimi..
Kâğıt ben midir yoksa bedenim midir diye düşünüyorum bu çıkmazlığımda. Aradakileri geçmiş zaman ekince kaldırıyorum çekinmeden.. ‘Yapmış olur muyum zulüm’ diye düşünürken, aklıma düşen kaleme dokunuyorum.. Ve parçalanıyorum.. Dağılıyorum..”
Uyanıyorum, Nun ve Kalem geliyor aklıma..
Nun ve Kalem..Ne dersek kızmaz “nun” bize.. Hangi yorumun tahtında mutlu acaba.. Hokka,balık vs.. Ya kağıt.. Kalemsiz kağıt nedir, kağıtsız kalem nedir?..
Nun ve Kalem.. Yazılanların şahidi kim olsun? Yazılanlarca cümleler cümle aleme hasretken, kim olur şahit cümlesizliğe.. Ya yazılanlar şahit olursa.. Yazılanların şahidi kalem, kalemin şahidi “nun”, olmasın..
Nun ve Kalem.. Bir ayrılmazlıklar bütünlüğünün ayrılanlar hüznüne müptela iki yağız kelime.. Birine yüklenen anlamlarca diğerinin tekleşmesi.. Bir ve Tek olandan hediye, kalem..
Uyuyorum tekrardan.. “Kağıtlarım birikmiş bir kitap halinde önüme geliyor.. Kalemim, diyecek oluyorum, bulamıyorum.. Kazınmış nice sayfaya gömülüyorum.. Uyanmak istiyorum.. Keşkelere yüklemek istemiyorum tüm pişmanlığımı.. Dua makamına düşüyorum.. Rabbim diyorum, kırma kalemimi, yok etme.. Diyorum ama duyuramıyorum.. Ne kağıdımı görebiliyorum ne de kalemimi.. Telaşlanıyorum, ter boşalıyor vücudumdan.. Dayanamıyorum.. ”
Fırlıyorum yatağımdan, ohh bunlar bir rüyaymış diyesim geliyor.. Ama şimdi anlıyorum ki ben hep uyuyormuşum.. Hâlâ uyanamamışım.. Gözlerimi açıyorum, bedenime bakıyorum, bir de kağıdıma.. Ben bana şahit değilken kalemin ve “nun”un bana şahit olmasına hayret ediyorum.. Kağıdımın ve kalemimin..
Lokomotif Hikaye-2
Oda çok karanlık. Gözlerimi açık tutmaya çalıştığım şu son üç dakikadır hala herhangi bir şeyi seçebilmiş değilim. Oda çok karanlık. Yada kör oldum.
Oda çok sessiz. Yeryüzünde hangi cehennem bu kadar sessiz olabilir Allah’ım? Rüzgarın, kuşların, yaprakların seslerini aramıyorum artık. Kulağımda bir çınlama dahi yok!
Yalnızım. Tek emin olduğum bu sanırım. Tek olmak istediğim de bu. Sanırım.. Düşünmem lazım. Çok fazla düşünmem lazım. Ama şu lanet buradan çıkma düşüncesini kafamdan atmam lazım önce. Burada olmalıyım. Burada olmalıyım. Düşünmeliyim.
Oda çok soğuk. Ellerim titriyor. Kendime gelmem lazım. Biraz yürüsem mi acaba. En iyisi oturmak. Ellerim titriyor, kahretsin.
Düşünmeliyim. Hadi ama! Onca kelimeyi ardı arkasına sanki bir senfoni çalıyormuş gibi dizen ben, şimdi iki düşünceyi art arda getiremiyorum. Toparlanmalıyım. Biran önce sakinleşmeliyim. Sakinleşmeliyim. SAKİNLEŞ!
Her şeyi en baştan alsam iyi olacak sanırım. Hem belki daha kolay olur böylesi. Lütfen artık!
Düşünmeliyim, düşünmeliyim, düşünmeliyim..
Evet!
Şahin Gürçay
Evet!
Baştan alıyorum..
Düşünmeliyim..
Düşünmeliyim ama düşünmek nasıl dipsiz bir kuyu ki beni alıp bırakmıyor gerçeklerin kucağına. Düşünmeliyim ama çok garip, düştükçe düşüncelerimden daha bir uzaklaşır oluyorum. Düşüncelerimden uzaklaştıkça kendimden de uzaklaşıyorum. Varlığımdan da.. Düşünmeden var olamıyor muyum acaba?..
Ne yapmalıyım bilmiyorum? Yaşadığım her şey bir düş mü yoksa? Bu oda, soğukluk ve emin olduğum yalnızlığım.. Ve çaresizliğim.. Ve düşünmeye çalışmam..
-Düşündün mü?
-neyi?
-İnsan düşmeden düşünemez mi? Kendiyle, hayalleriyle, umutlarıyla, en önemlisi ise yüreğiyle karşılaşabilmesi için düşmesi mi gerekir?
-Galiba düşmeden düşünebilir.Ben düştükçe uzaklaşıyorum her şeyden..
-Peki düşte olduğunu bilmeden, belki de düşünceleriyle, hayallerin düştüğü geceden gerçek sabahlara yüreğiyle kalkıp yürüyemez mi insan?
-Sen kimsin? Bana neden bu soruları soruyorsun? Bir türlü düşünemiyorum zaten. Hem zaman da vermiyorsun düşünebilmem için..
-Bıraksana benim kim olduğumu.. Zaman mı istiyorsun? Geçip giden geceye, şafak vaktine ve kuşluk vaktine yemin edilirken neredeydin?..Baksana ey insan! Az sonra Asr’a yemin edilecek. Hüsrana neden gebe yüreğin? Düşünsene artık! Sorular.. Hatırlandığın o ilk günde, hakikatin burçlarına bir soruyla çıkmadı mı ruhun? Anlık verdiğin cevapla; “belâ”..
Allah’ım bütün bunlar bir ‘düş’mü? Bilmiyorum ne oluyor bana.. Kiminle konuşuyorum, nasıl konuşuyorum, soruları kim soruyor bana anlamıyorum. İçimde bir ses var, sürekli beni yönlendiriyor sorularıyla. Bilmemek güzeldir derdim sürekli, ama bilmemek bu defa canımı acıtıyor. Ben okumayı da dinlemeyi de düşünmeyi de bilmiyorum galiba, ama beni cebrail sıkmıyor da.. Ne yapacağım şimdi? Bilmemek kötü mü, artık onu da bilmiyorum..
Allah’ım.. Delirmem an meselesi..
-Sahi ey insan, delirmek nedir ki?..
-Suuuuuss!
-Belâ..Vakit asr ey insan imdi sabret ve kendinle konuş; sus(tur)ma ve oku ve düş..
Mustafa Atalay
-İyi ama nasıl..
-Sabret..O ayı bekleyen 11 aycasına sabret..Ruhun ve yüreğinle..Sadece geceyi aydınlatan sokak lambası gibi değil, yaradılıştan beri arş-ı âlâ da mevcut yıldızlar gibi mütevazice.. Sabret..Sevgili’ye varmayı bekleyen Mevlana’ca..
-lütfen sus.!!
-Sus(tur)ma..Kendinle konuş..Özünde hep var olanla; O’nunla konuş..
-Kayboldum..Bulamıyorum..
-Karınca misali yolunda ol, ara o zaman..Her arayan bulamaz lakin bulanlar arayanlardır..Ara..
-Bilmediğim şeyi arayamam..-Öyleyse oku..
-Neyi..
-Sana geleni..Sen de olanı..Özünü, kendini, O’nu..Benliğini yok sayıp, düşmeden, susmadan, susturmadan, düşünerek, anlayarak, arayarak, bularak OKU..
O kadar parlak ve saf ki..Gerçeği gör artık!
Yamuk Bakmak
“Ara” olmasaydı eğer,
olurmuydu “aramak”..?
aralandıkça kendi kapım, aramaya başladım ben’liğimi, bendekini, benim olanı..
sahi neydi “ben” ?
aramaya değecek bir ben var mıydı?
aranmaya değer miydi ben?
yoksa bulmamak mıydı doğrusu..
ben’i kaybettikçe, var olmak mıydı?
sonra yavaş yavaş çözüldü kelime ipliği..
neyle gidilirmiş O’nun yanına..
ne yok’muş O’nun yanında..?
Var Eden’de olmayan “yok”..
O’nda sadece “yok” yok..
o hâlde;
bil ey nefsim,
yok olma zamanıdır..
hüsranda da olsa insan..
insanla beraber zikredilse de hüsran..
Asr’a inat;
“ben”i çıkar, at..
Hümeyra Özdemir
-…”ben”i çıkar, at!
-kaybetmelerin kıyısında bir de “ben”den vazgeçmek ha!..Bir de “ben”i kaybetmek.. Kaldırmaz bunu yüreğim..
- Yüreğin?.. Benim diyebildiğin bir yüreğin var mı senin?
-Neden olmasın. Varlığımı onaylayabildiğim tek hakikatimdir “benliğim”.. Ve benliğimin nefes alabildiği tek mekandır yüreğim..
-Benim dediklerini kaybetmiyor musun sürekli? Hâlâ, kaybetmemeyi düşünürken bile kaybedecek şeyler istemen nedendir?..
-Bilmiyorum, dedim ya canım acıyor bilmemekten, neden bilmediğim sorular soruyorsun ki?
-Sorular.. Sorularla var kılındın demiştim ne kadar da unutkansın..-Bir soruluk varlığımın bir cevaplık hakikati olmasın mı, “ben”?.. Neden geçeyim “ben”imden, “ben” tam var olmam gereken yerdeyim “ben”im dediğim yerdeyim, yüreğimdeyim işte, sorusuz cevapla..
-yüreğinin varlığına nasıl bu kadar kolay inanabiliyorsun? Düşünsene, bir gün herşey gibi yüreğinde yok olmayacak mı?..
-Yok?.. Güldürme beni.. Sende biliyorsun ki Allah’ta yok olma değil, var olma vardır.. Sahi yokluk ve varlık dediğin olay nedir ki? Belirsiz bir mesele sadece..
-Hem belirsiz diyorsun, hem de Allah’ta var olacağım diyorsun, bu bir çelişki değil mi?..
-Yok olacak dünyanın yok olacak gerçeği olarak, var olana yaklaşan yok olur mu cancağızım?.. Hakikate yaklaşan, hakkalyakîn bir gerçeklikle burun buruna olana denir mi yok oldun sen, denir mi var oldun sen?..
-Bilmem.. Demek ki benim de bilmediğim şeyler varmış.. -bana oku diyorsun ama sen hiç okumuyorsun galiba..Bu arada sen?.. Doğru ya sen.. Kaç zamandır hala seni tanıyamadım.. söyler misin, kimsin sen?..
-Ben senim. Ve ben değil sen okumaya başlıyorsun, fakat bunu fark etmiyorsun..
-Hay maşallah!.. Ben iyice deliriyorum desene.. Kendimle mi konuşuyorum ben uzunca bir zamandır.. O zaman dinle şimdi, bak ne demiş şair; “seninle hem fikirsen demek oluyor ben”
-Biz senle galiba hem fikir değiliz..
-Demek ki ben sen değilim.. Olmadı ki, hadi çık işin içinden.. Hadi..
tak tak tak!
kapının seri bir şekilde ve ısrarla çalmasıyla yatağından fırladı birden..
Gördüğü rüyanın etkisi üzerindeyken kapıda kimin olduğunu sormadan birden açıverdi. Karşısında tefeci Celal’i görünce telaşlandı iyice..Nereden de uyumuştu, oysa bir yolunu bulup kaçmayı düşünüyordu buralardan.. Delirmesi an meselesiydi..
Celal’e söz verdiği ikinci haftanın sonunda da borcunu ödeyemediği için, geçen gün yediği dayağın morlukları hala gitmemişti yüzünden.. Borcunu vermesi için artık kendisine son bir süre tanınmıştı. Bu gün o sürenin de son günüydü..Yine iyi bir dayak yiyecekti ama bu sefer çok korkuyordu, artık işin ucunda ölüm vardı..
Mustafa Atalay
ÖTEKİ DİYAR
Bugün tüm kağıtlar ıslak ve mahcup bütün köpekler..Zor görünüyor yağmurda eşlik etmek bu küflü yolculuğa. Kaldırımlar üzerinden verilen sessiz bir selam onlarınki…Adam ilerliyor, yağmur hızlanıyor. Adam ilerliyor, köpeklerin başları biraz daha eğiliyor. Geçip gidiyor yanlarından. Kendi ayak sesini farkediyor ıssız bu sokakta . Kendisini hatırlıyor adam. Ellerine daha dikkatli bakıyor bugün, varı yoğu ellerine. Az ilerideki çöp konteynırını görüyor. Çocuklarını hatırlıyor adam. Ellerine bakıyor , varı yoğu ellerine. Açıyor kapağını konteynırın. Boşlukta kalıyor eli. Ne kağıt ne de başka bir şey…Bir daha bakıyor, bir daha…
Yürümeye devam ediyor bakınarak etrafına. Kepenkler kapatılmış, perdeler çekilmiş bugün. Çocukların şen kahkalarından eser yok. Adam yürüyor. Sokak sakinliğini koruyor. Bir bakış değmiyor kalbine bugün. Utanmıyor adam. Bir çöp konteynırı daha görüyor. Ellerine bakıyor, bir başkasından farklı olmayan ellerine. Endişesi artıyor, yavaşca yaklaşıyor, dokunuyor konteynıra. Açılmıyor kapak, tekrar deniyor olmuyor. Zaman geçiyor, gün batmak üzere. Umudunu kaybetmiyor. Yürümekten bitap düşen bedenini biraz da olsa dinlendirmek istiyor. Kaldırıma oturuyor. Köpekleri seyrediyor bir süre. Kızmıyor onlara, yalnızlığına alışıyor. Düşünceler uçuşurken zihninde, daha fazla dayanamıyor ve uykuya dalıyor..
Havlama sesleriyle uyanıyor bir süre sonra. Birkaç köpek ve bir çocuğu buluyor karşısında. Gözlerini ovuşturuyor, tekrar bakıyor çocuğa. Eli yüzü kirli, pejmürde giysiler içindeki çocuğun kendi çocuğu olduğuna inanmak istemiyor..Sessizliği bozuyor çocuk:
- Baba bugün sana sürpriz yapmak istedim. Bak ilk seferde ne kadar çok kağıt topladım.
Adam bildiği bütün sözcükleri unutuyor. Çocuğun gözlerinin içi gülüyor. Veda ederlerken bir güne birlikte, adam çocuğun ellerini tutuyor, misk kokan ellerini.























