man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Yazar: Zeynep Ezgin

İsimsiz Öykü- Son

Gözlerini açınca yolun kenarında buldu kendini kahramanımız.

-Ne tuhaf bir rüyaydı ya. Ak sakallı dede masalına ara verip benim masalıma gelmiş. Bi de dedem zannediyorum ne komik. Benden şişe su istiyordu bak şimdi hatırladım, hiç bi masalda yoktur böyle bir dede. Dillere destan pardon dillere masal bir dedeydi resmen. A bide arabalar vardı dimi, arkalarında toz bulutuyla bir yazı, çizgi film gibiydi. Neyse ki hepsi rüyaymış. Zaten başka ne olabilirdi ki? Bu arada ben niye kendi kendime konuşuyorum acaba. Uufff hep şu saçma sapan rüyalarım yüzünden. Küçük kız hadi kalk ta gidelim artık. Hem burada ne işimiz var ki? Küçük kız sana dedim. Küçük kız.. Küçük..!

Bir süre bakınır etrafına küçük kızı görmek istercesine ama göremez.

-Yoksa en çok rüya olmasını istediğim kısım gerçek miydi? Gitmiş miydi yani? Hayırr ama yaa..

***

Küçük kız hala parkta dolaşmaktaydı. Elinde biraz taş vardı ve gölün kıyısında dikiliyordu. En sevdiği oyunlardan biri değil miydi bu? Taş sektirebilmeyi öğrenmek için çok çaba sarfetmişti. Yüzlerce taşı atıp sadece bir tanesini başarabiliyordu ilk zamanlar. Gizli gizli izlemişti sektirenleri. Arkadaşlarına anlatırlarken nasıl yapıldığını çaktırmadan dinlemişti o da. Ne güzel günlerdi. Öğrenmişti ama. 2 kere,  3 kere, hatta rüyalarında 5 kere bile sektirecek dereceye gelmişti. Şimdi ise taşlar öylece avucunda bekliyordu. Yavaşça elinden kaydılar ve düştüler suya. Dalgalar yayıldı etraflarında. Küçük kız yürümeye devam etti. Tekrar salıncakların oraya gelmişti. Yorulduğunu fark etti ve oturdu bir tanesine..

***

Vakit akşam olmak üzereydi ve küçük kızı hala bulamamıştı. Gidebileceği her yere bakmıştı. Birlikte gittikleri. Ahh! Tabi ya.. Nasıl da unutmuştu en sevdikleri parkı. ‘Orda olmalı.’ diye düşündü ve var gücüyle koşmaya başladı. Hava iyice kararmıştı, bu yüzden etrafını zor görüyordu. Gördüğü tüm küçüklere bakarak ilerledi. Çok yorulmuş, nefes nefese kalmıştı. Biraz dinlense iyi olacaktı. Gördüğü ilk salıncağa oturuverdi. Yorgunluğuna rağmen canı sallanmak istedi. İlginçti. Çünkü yanında sadece küçük kız varken sallanmak isterdi. Başını hafifçe sola çevirdi. Evet oradaydı ve ona bakıyordu. Küçük kızın tebessüm eden yüzünde okunan hüzün yavaş yavaş silindi. Ayakları yıldızlara değercesine sallanmaya başladı kahramanımız, ne de olsa içindeki çocuğu bulmuştu artık ve tekrar bırakmaya niyeti yoktu. İnsanlar ne kadar büyüdüğünü söylesede o hala sallanmak istiyordu. İçindeki çocuk olmadan da bunu yapamazdı ve daha birçok şeyi.

İsimsiz Öykü – 2

Yaptığı işin saçmalığını fark eden kahramanımız ayağa kalkıp üstünü başını silkeledi. Bu işi öyle hızlı yapmıştı ki sadece toz topraktan değil cebindeki telefon, para ve akbilinden de temizlendi. Uzun kuyruklar bekleyip zor şartlarda çıkarttığı akbil, arabaların altında kırılmasın diye yola fırlayıp ilk önce onu kurtardı. Sonra da kendini zor kurtardı. Telefonla paraları da cebine koyup yürümeye başladı.

Git gide ta yol ikileşti. Yolun başında aksakallı bir dede belirdi. ‘Anneciiim, bu da kim?’ diye korkudan en yakın direğe sarıldı bizimki. Biraz sakinleşince de ‘Yoksa hiç görmediğim dedeciğim, sen misin?’ diye ekledi.  ‘Annem senden çok bahsederdi, sakallarında ak, hakkaten osun. Eve gidelim mi annem ne mutlu olur. Yeni de yemek yapmıştı. Hep beraber yeriz.’

-Töbe, töbe. Hiç mi masal okumadın sen? Aksakallı dedeyi hiç mi duymadın? Dedilerdi de inanmadıydım. Beni diğer masaldan alelacele buraya yolladılar. ‘Git orada küçük bir kızı kaybedince ne yapacağını şaşırmış, saçmalayıp duran biri var. Ona yardım ediverde sonra bu masalın icabına bakarsın. Biz de sen gelene kadar dondururuz bu masalı.’ dediler. İş icabı bende koştum geldim. Dile benden ne dilersen. Ama önce bana şu büfeden bi şişe su alıverde kendime geleyim, nefes nefese kaldım be.

***

Küçük kız parkta dolaşırken hatıraları tek tek canlanmaya başladı gözünün önünde. İşte tamda şu fıskiyenin altına doğru koşup ıslanmışlardı. Güneş te bi yandan kurutma makinesi görevi görüyordu. Ve yeni bir fıskiye daha. Sonra sıra yine Güneşte.

Koşmamıştı bu gün gördüğünde ama sular bulmuştu onu yine. Başörtüsünün önü bozulmuştu. Düzelmiyordu. Boşverdi, o günlere daldı yeniden. Bu yaşanmışlığın güzelliği bir tebessüm bırakmıştı yüzünde. Ve o tebessümle birlikte ayrıldı fıskiyenin yanından.

***

Aya Salıncak Kurmak

Sallanmak en mutlu olduğum anlardan biri.

Ay ve yıldız en sevdiğim sema manzarası.

Ayın üstünde oturmak veya sallanmak en çok kurduğum hayal.

Bu resim, dijital kalemimle çizdiğim ilk resim.

Sizlerle de paylaşmak istedim.

(Kalemin ayarlarını daha tam keşfedemediğimden resim biraz soluk görünebilir. Kusurlara bakmayın artık.)

İsimsiz Öykü-1

Yanağından süzülen küçük damlalar güneş ışığı altında inci gibi parladı. Bu ona belki de son bakışıydı. Çünkü tüm güneş sanki o damlaya yerleşmiş gibi neredeyse gözlerini kör edecekti.

Küçük kızın gözlerinden yola çıkan inci yaşların yolculuğu onun kalbinde son buldu. Muhabbet, şefkat ve hüzün böylece derin uykularından uyandı. ‘Daha çok erken, biraz daha uyusaydık ya’ diye söylenirlerken kalbin içine akan yaşları görünce olayın ciddiyetini anlayıp yüzlerini yıkamaya gittiler.

O sırada bizimki de küçük kızın yaşlarını görünce bu ayrılığa dayanamayacağını anladı. Karşıya geçip tüm samimiyetiyle ‘Gitmesen olmaz mı?’ diyecekti ki dakikalardır onların vedalaşmasını bekleyen arabalar daha fazla dayanamadılar. Yeşil ışık yanar yanmaz masal mahallinden uzaklaştılar.

Bizim talihsiz kahramanımız da arkalarında bıraktıkları toz bulutuna hayretle bakakaldı. ‘Onu kaybetme’ yazısı havada yavaş yavaş silindi. İyice sinirlendi bizimki. ‘İki dakika daha sabretseydiniz kaybetmeyecektim zaten. Bide utanmadan arkadan not bırakıp gidiyorsunuz.’ diye boşluğa söylenerek oflaya poflaya kaldırıma çöktü. Başı ellerinin arasında ‘napıcam ben şimdi’ modundaydı.

Masal bu ya fırsatı bulmuşken ne kadar saçmalık varsa uygulamaya koyuldu. Bir anda yoldan geçen siyah arabaları saymaya başladı. 1,5,8… diye sayarken bir terslik olduğunu anlayıp uzun süredir matematik çalışmadığını fark etti. Ve küçük kızı bulduktan sonra ilk iş olarak matematik çalışmaya karar verdi.

***

O sırada küçük kız en sevdiği parka doğru yol almış, kiremit tozundan oluşan yolda elleri ceplerinde sessiz sakin yürüyordu. Her zamanki koşturup duran neşeli kızdan eser yoktu. Boş salıncak görüş alanına girmesine rağmen ona doğru koşmadı. Halbuki o salıncağın boş olması için ne dualar ederdi. Dolaşmak istiyordu bu sefer hiç durmadan, belki görürdü. Belki gelirdi. Burayı unutmuş olamazdı, gelmeliydi. Bekleyecekti küçük kız. Ümitliydi.

***

Sergizeşt’ten Bir Resim

4 / 11234