man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Yazar: {Yazili Kagidi}

HEP ÇOCUK KALMAK MI? VARIM!

1984 doğumlu. Doğum gününün yılın son ayının son günlerine rastlamasından ötürü arkadaşları onu 85’li olarak kabul eder.Kendisi bu durumdan oldukça hoşnutturJ

Sakin bir çocukluk geçiren Esra’ya annesinin deyimiyle ‘arada bir gelirler’. Neyin geldiği belli olmayan bu anlarda Esra ,oradan oraya çığlıklar eşliğinde koşturur, annesine zor dakikalar yaşatır. Genelde söz dinleyen uslu çocuk Esra ileride ailesine bu günleri aratacaktır.

Çocukken babasının aldığı lahana bebeği görünce apartmanı çığlıklarıyla nasıl inlettiğini hatırladıkça mutlu olur hala.

Hayatını üniversite dönemine kadar gaflet içerisinde geçiren Esra’nın hayata bakışı Bilgi’ye adım atmasıyla değişir…Doğup büyüdüğü yer olarak nitelendirdiği Bilgi’de çok değerli insanlar tanımış, güzel dostluklar kurmuş, pek çok şey öğrenmiştir.

Üniversite yıllarında idealist olan Esra’nın en büyük hayali klinik psikolog olmaktı. Lakin çok geçmeden, hayallerini ürkek bir çocuk tavrıyla bir kenara koyup, kendini hayatın kollarına bırakmıştır.

Mezun olduktan sonra bir yıl bir dernekte, bir yıl da dershanede çalıştıktan sonra, iş temposuna yenik düşerek işsizliği ve daha da önemlisi ev hanımlığını tecrübe etmiştir.

Artık kendisine daha çok vakit ayırabileceğini düşünen Esra, günlerden bir gün Ali Ural ile şiir ve yazı atölyesinden haberdar olur. O güne kadar- bırakın şiiri, öyküyü- günlük bile tutmamış olan Esra’nın dikkatini çeker bu kurs. En azından okumalarımı ilerletirim düşüncesiyle kursa kaydını yaptırır. Esra’nın edebiyatla tanışması-lisedeki edebiyat dersini saymıyorum- bu şekilde olur.

Dört mısradan oluşan ilk şiirini, değerli hocası okuduktan sonra yorumu ‘bu şiir değil’ şeklinde olmuşturJ

Hocasından aldığı eleştiriler karşısında yılmadan yazan Esra, yazmanın iyileştirici etkisini bu süreçte öğrenir.

Beş aylık bir süre sonunda, hayatına anlamlı bir uğraş kazandıran Esra mutludur…

Kurs bittikten sonra yazma motivasyonunu kaybeden Esra, eline kalem alamaz olur, umutsuzluğa düşer. Kısa bir süre sonra alıntılar mektebi ile tanışır ve yazma macerasına kaldığı yerden devam eder.

En sevdiği yazar-aynı zamanda bütün kitaplarını okuduğu tek yazar- Mustafa Ulusoy’dur.

Şu sıralar kafası oldukça karışık olan Esra-her zaman karışıktır kafası- okuyarak, yazarak, dua ederek teselli olmaktadır. Sıkıntılı bir zamanında danıştığı bir büyüğünün inşirah verici şu sözünü de sık sık hatırlamaktadır. “Oğlak burcu kadınları otuz yaşına kadar, hayatta ne yapacaklarına bir türlü karar veremezler” J

Hayat teselliden başka nedir ki…

BİR DOSTUN ARDINDAN

Yürürken yere bakardı. Karada değil de denizde yürür gibi tedirgin ve şaşkındı. Bir çocuğun ilk kahramanı babası kadar güven verici ve cesurdu. Onun yanındayken eksiklerinizi unutur; varlığıyla ihtiyaçlarınızı azaltacak, bakışlarıyla teselli verecek birinin yanında olduğunuzu bilerek emniyette hissederdiniz kendinizi.Sürekli kullandığınız eşyaların isimleri bile silinirdi aklınızdan. Yanınızdan ayıramadığınız şeylerin yerini tutacak kadar zengin bir dünyası vardı. O dünyaya adım attığınızda başka bir kimliğe bürünürdünüz. Hızlı ama sakin yaşanırdı burada. Güneşin yerini fırtınaya bıraktığı, yağmurdan korunmak için gittiğiniz bütün evlerin kapısının kilitli olduğu zamanlarda, onu dışarıda ıslanmış ve perişan, sizi bekler bulurdunuz.

Gülerken küçülürdü gözleri ve pek düzgün olmayan dişleri size var olan en güzel dişler gibi görünürdü. Yüksek sesle ağlamazdı. Eğilmiş başından, belirli belirsiz mimiklerinden ve bir noktaya yoğunlaşan uzun süreli bakışlarından anlardınız ağladığını.

Sesinin kısıldığı intibasını uyandırırdı konuşurken. Söylediği şeylerin önemi arttıkça daha da kısılırdı sesi. Söylediği hakikatlere perde olmak istemezdi. Kelimeler onun ağzından değil de bir suflörün ağzından dökülüyor sanılırdı. Yalnız kalmayı tercih ederdi çoğu zaman. Baş başa kaldığınız zaman duygularını ifade etmeyi daha samimi bulurdu.

Fiziksel rahatsızlıkları had safhadaydı ama yakındığını, şikayet ettiğini duyan olmazdı. Başkalarının derdi unuttururdu kendi ağrılarını. Doktorlardan bulamadığı devayı insanların gülümsemelerinde arardı. İncitmezdi kimseyi. İncindiğini ise belli etmezdi. Kırılgan tarafının üstünü örtmüştü. Bu yüzden üşürdü her daim güçlü olan yanı.

BİR GEÇ-MİŞ, BİR GEÇMEMİŞ..

Bildiğini bilmediği duygularla yürür insan “GEÇ-MİŞ”E..

Hazırlıksızdır çoğu zaman.O kendi hayhuyuna bırakılmış yaşanmışlıklar yapışıverir hemen insanın paçasına.Sen güzellikleri hatırlayayım dersin,dersin ama kuruntu varsa serde; kolay kolay kopmaz o ezanın ipleri..

Tamamlanmamış hikayelerin,kafanda kurduğun belli belirsiz sonları bent olur çoğu zaman umuda.Ama Allah kuluna kafi değilmi??

Bir romanda geçer “Esas itibariyle bedbin mizaçlı bir organdır beyin,ne zaman iki zıt ihtimal arasında tereddütte kalsa ,olumsuz olana meyleder daima”

Geçmişi evhamlarla hatırlamakta beynin bu bedbin mizacından kaynaklanıyor olsa gerek vesselam…

Çocuklar;
Geçmişleri geleceklerinin yanında henüz bir hiç olan çocuklar!

Mutludurlar…

Geleceğe dair evhamları da yoktur, çünkü evhamın ne olduğunu öğretecek geçmişleri yoktur. Tecrübe denilen iki yüzlü ucube güvenlerini soldurmamıştır henüz..

“EBE”den kaçarken aynı yere saklandığı arkadaşı “çömlek patladı” hilesini teklif ettiğinde şüpheleri yoktur birbirlerinden…Masumca değiştirirler renklerini,isimlerini…Geri alamama ihtimalinden haberleri bile yoktur..

Biz;
Geçmişin beynimize kazıdığı her şüpheyi bilir, “gelecek”in geleceğinden hep korkarak yaşarız..

“EBED” den kaçarken ,sinsi hileleri daha teklif edilmeden kabul etmiş, değiştirmek bir yana düşüncesizce ( belki de aptalca) feda edivermişizdir; kimiliğimizi,ismimizi,sevgimizi…

Geri alma ihtimalini bile bile almayarak üstelik!

Doğrusu “Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!!”

Geçmişi silip atmaktan mı bahsediyoruz?? Asla!

Öğüt: sakat bırakmasın geleceğini hatalar,pişmanlıklar! Ve vazgeçin günahların sorumlusunu aramaktan;tek sorumlusu sizsiniz.

Ben hep böyle yapıyorum(!)

Allah’ım bende öğüt alamıyorum ve geçmişimle uzlaşamıyorum.

Allah’ım geçmişime, Sana sığınmayı nasip et..

Bu yazı da geçti gitti, Rahmetinle muamele et..

Eder misin Allahım?? Lütfen, lütfen, lütfennnn.

Amin.

SIRADAN BİR GÜN

Özür dilerim. Sizi kırmak istememiştim. Her zaman yaptığımız gibi küçük minareli caminin avlusunda oynuyorduk. Sıradan bir gündü bizimki. Elimizde çikolatalarla, koşarak gelmiştik o gün avluya. Buz gibi soğuktu hava. Annelerimizin pek gönlü olmasa da hiçbir şeye aldırış etmeden çıkmıştık dışarıya. Üstümüze giydiğimiz kat kat kazaklarla bedenimiz esir olmuştu hüzünlü havaya. Her şey aynı gibiydi. Evden yine taşkınlık yaparak çıkmıştık. ‘Çorbanı içmeden bir yere gitme’ cümlesini ezbere bildiğimizden dinleme gereği duymamıştık. Kapı önünde kediler kendilerini sevdirmeye çalışıyordu hep yaptıkları gibi. Seksenine merdiven dayamış komşumuz ilk kez görüyor gibi bakıyordu dışarıda oynayan çocuklara. Avluya gitmeden uğradığımız Ali Efendi de alışkın olduğumuz üzere borç defterini karıştırıyor, hesap yapıyordu. Böyleydi işte. Yürüdüğümüz yollar aynı, yaşadığımız hayat olağandı. Avluya adım atar atmaz gördüm sizi. Gözlerimiz kavuştu. Elimde çikolata ile gülümsüyordum. Arkadaşlarımın şakalarına karşılık verirken, bir taraftan da gözlerimi sizden ayıramıyordum. Gördüğüm hiçbir yüze benzemiyordu huzur veren yüzünüz. Gözleriniz aklımdan çıkmıyor hala. Sıradan olmayan bir şey vardı ama neydi bilmiyorum. Bana bakışınızı unutamıyorum. Çocuğunuz için orada bulunduğunuzu sonradan öğrendim. İlk kez çocuğunu morgdan camiye getiren birine bakmıştı gözlerim. O gün orada olmam size neleri anımsattı bilmiyorum. Beni affedin.

Kullanılan sözcükler: kazak, affetmek, özür dilerim, taşkın, hüzün, çocuk, esir, çorba, defter, hayat, kedi, huzur, morg, minare, soğuk, çikolata, buz

YÜZLEŞME


Hastane bahçesinde, kaldırımın bir köşesinde oturuyordu. Kapşonu kapamıştı uzun, sarı saçlarını. Elinde sigarası, gülümseyerek etrafa bakınıyordu. Güçlü olması gerektiği düşüncesi belleğine iyice yerleşmişti. Herkesin söylediği bu türküye ayaklarıyla ritim tutarak eşlik ediyordu. Muhayyilesinde bir yüz belirdi aniden. İstemeyerek de olsa bu imge de dahil oldu söylenilen türküye. Sesler daha yüksek çıkıyordu artık. Duymak istemediği bu türküyü işitti kulakları. Elini sol yanına götürdü. Biriktirdiği ne varsa bu zamana kadar çıkarıp atmak istedi hemen. İhtiyacı olan tek bir hamleydi. Şayet onu başarırsa emrine amade bütün neferler tek tek çıkacaktı bekleştikleri yerden. Birinci deneme, ikinci deneme derken yapamayacağını anladı. Sırası gelmemişti henüz. Yersiz değildir bu beklemeler diye düşündü ve elini daha çok bastırdı göğsüne. Tekrar bakındı etrafına. Babası, abisi, yengesi, teyzesi, arkadaşları çarptı gözüne. Ne çok kişi vardı çevresinde. Var olanları gördükçe yalnızlığı çoğaldı. Var olanlar artık olmayacak olanı hatırlattı. Ne oturmak, ne beklemek, ne konuşmak ne kimseyi görmek istiyordu. Ani bir hareketle oturduğu yerden kalktı. İçindeki ve etrafındaki sesleri duymamak için hızlı hızlı volta atmaya başladı. Adımları yoğunlaşıyor, sesler azalıyordu. Yerdeki muntazam olmayan çizgiler son zamanlarda yaşadıklarını anımsattı ona. Ne çok isterdi şimdi bir halvette olmayı ve bütün düğümlerin tek tek çözüldüğünü görmeyi ya da bu hengamede yenik düştüğünü itiraf edebilmeyi. Çocukken oynadığı bütün oyunlarda nasıl galip geldiğini, öteki çocukların hayranlık dolu bakışları arasında kendini nasıl güçlü hissettiğini hatırladı. Diğer çocuklar gibi, vaktiyle mağlubiyeti öğrenememiş olmanın verdiği ağırlığı taşıyamıyordu şu an. Kimse öğretmemişti ona yüklerin nasıl taşınması gerektiğini. Bu düşüncelerle kıvranırken babasının sesiyle irkildi. Vakit gelmişti artık. Annesini getireceklerdi. Ne yapacaktı, nasıl davranacaktı, daha ne kadar bekletebilirdi kapıya kadar gelmiş olanları. Annesini bir emanetçi titizliğiyle saklayan tabutu gördü sonunda. İki yıldır hastane bahçesinde kaldırımların, ağaçların şahitlik ettiği, esirgediği her şeyi asıl sahibiyle paylaşmak istiyordu artık. Tabutun yanına yaklaştı usulca ve anneciğim dedi :‘Seni kaybettiğimi düşünenler ne kadar yanılıyorlar. Seni en güvenli olana emanet ederken, yüzleşebildim yenik düşmüş benliğimle.’

4 / 41234