man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Yazar: Selman Demirci

Sabır

Murâda ermek için sabredip olsam derviş
Âsûde olsa gönül kemâle erip her iş

(ŞÜKR’ÜN KARDEŞİ DEĞİL MİDİR SABIR ?)
AHENGER

SERENAT

Kaç gece seninle uykusuz geçti.
Çileli gecemin şahidisin sen
Siham-ı kaza ki hep beni seçti
Bedenim elinde,çiz desen desen

Yandım bedenime dokunduğun an.
Her gece dilinde aynı şarkı var
Bûsene müsavi birkaç damla kan
Raksımız sürer hep sabaha kadar

Dünyamız ayrıdır,şart firâkımız
Benimle yazılmaz büyük bir destan
Dillerde muttasıl kalsın şarkımız
Ayrılık yazgımız verilmiş ferman

Layık mıyım sana ey güzel peri?
Şanımız ki sorulsa La-yüs’el’den
Adının mevcuttur Furkan’da yeri
Hayâ etmez Hâlık, Darb-ı meselden
Ben ki günahı çok, adi serseri

Vedâ bûsen ile canım yandı da
Çaktı şimşek oldu gören göz görmez
Helezonlar çizdi elim semâda
“Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez”. .

“Allah, ‘sivrisineği’ ve onun üstününü misal olarak vermekten(darb-ı meselden) hayâ etmez.” (Bakara, 2/26)
Beni her gece ziyarete gelip vücudumu delik deşik eden Allah’ın muzır lakin şirin mahluku,şiirimin ilham kaynağı küçük dostuma ithaf olunur…:)
Ahenger

İstANbul’da sIradışı bir gün

MiniaTurk’e ikinci gidişim, pek istekli değilim ve aklımda hep acaba geç kalır mıyım endişesi! Güneş direkt beynimize işliyor, BOS buharlaşmaya başladı sanıyorum,beynim mi küçülüyor ne! Düşünme fonksiyonlarımı yitiriyorum yavaş yavaş.Uff! keşke gelmeseydim.Kullanmayı kendime yakıştıramadığım iki ifadeyi kullandım yine:uff,keşke.”Hey arkadaşlar acele edin benim toplantım var”(peh kendimi büyük bir adam gibi hissettim)diyorum. Çabucak gezdiriyorum arkadaşlara orayı, yola koyuluyoruz.Koyulmasak beynimizi kaynatmamıza ramak kalmış, kafayı yememiz kuvvetle muhtemel.Henüz vaktimiz çok,yetişmek mesele değil namazı kılmamışım.Derken ilk defa, meşhur istanbul trafiğine tutulduk. Haydaa, nerden çıktı bu trafik şimdi?Bir şeyin üstüne ne kadar titrersen o kadar ters gider işler. Bu imtihanın bir parçası, sabretmekten başka yapacak birşey zaten yok.Fatma arıyor:”ben hala Okmeydanı’ndayım,kimseye ulaşamadım gecikebilirim, arkadaşları da haberdar edersin.” Dakika bir, gol bir,daha toplantıya gitmeden dersler başladı,bu ne müthiş bir duygu!Ders1:”Müslüman söz verdi mi sözünde durur, bir aksilik halinde kimseyi merakta bırakmamak için önceden kardeşlerini haberdar eder.” Be kardeşim gelince söylersin geç kaldığını, önceden niye haber veriyorsun,masrafa giriyorsun,kendini yoruyorsun? Cevabı zor değil bunun:”Müslüman hassasiyeti.”Saat dörde yaklaştı,Eminönü’nde indim.Trafik hala sıkışık,taksiye binmek pek mantıklı olmasa gerek ve bin türlü mihnet, en iyisi tabanlara kuvvet.Sultanahmet’e kadar koşar gibi yürüdüm.Saat dörtte yazarlar birliğinin önünden geçiyorum ama oranın yazarlar birliği olduğunu bilmeden.Sırılsıklam bir vaziyette Sultanahmet meydanında bekliyorum, kontörüm yok mesaj haklarıyla idare etmeye çalışıyorum.Büşra’ya bir mesajla yerimi bildiriyorum,namaz kılmadığımı ekliyorum. .Hemen arıyor. Daha önce de arayıp yeri tarif etmişti ama nerde bizde orayı bulacak kafa! M.Ali’nin talimatına uyuyorum:”Gelince haber ver seni alırlar.” Sultanahmet’ten namaz sonrası beni alacaklarını söylüyor büşra.Daha sünneti bitiriyorum, selam verirken arkamda birinin “antika” bir oturuşla oturduğunu farkediyorum, oralı olmuyorum.Namazı bitiriyorum, tesbihe başlayamadan M,Ali’nin sesi.Dönüyorum başımla selamlıyorum, hiç olmazsa kısa bir dua deyip tekrar önüme dönüp kalkıyorum. Kucaklaşıyoruz.Yolda biraz muhabbet ediyoruz, başım ağrıyor. Yoo bu M.Ali’yle konuşmamızdan mütevellit değil:) Sanırım güneş başıma geçti ve olduça yoruldum, bu yüzden.İkinci dersimi yolda alıyorum. M.Ali niye yanımıza gelemediğini,arayıp soramadığını( halbuki istanbul’a ayak bastığımızda ilk bizi arayan oydu,ardından büşranın hoşgeldin mesajı),ailesinin geldiğini sanık koltuğundaymışçasına anlatıyor.Roller karıştı, ne avukat,ne savcı ne hakim, şimdi o sanık ama kendini mahkum eden de o.Arkadaşlara da durumu anlatmamı istiyor onların niye gelmediğini soruyor.Ders2:”Müslüman kardeşlerine ne yapsa az görür,onlara karşı kendini hep sorumlu hisseder.” Kardeşim seni tanıyoruz,biliyoruz suçluymuş gibi bu kadar izahatta bulunup dil dökmene ne gerek var? Cevap aynı:Müslüman hassasiyeti.Yazarlar birliğine varıyoruz iki aşina yüz:Kerem,Kübra. Ben de anlamıyorum ama daha önceden görmememe rağmen yabancı gelmiyor bu yüzler bana. Belki alemi ervahtan tanışıklığımız bilmiyorum.Başımın ağrısı istikrarlı bir şekilde sürüyor.Tanışmaya çalışıyoruz.Ben ilk defa bulunduğum ortamlarda çok konuşamam nedense.Mizaç mı bilmiyorum, evet normalde de çok konuşkan değilim ama beni susturamadıkları vakitler de küçümsenemeyecek kadar fazladır. Ne anlatayım, gruba kendimi tanıtan bir mesaj atmıştım, ne diyeyim şimdi? Kerem tanıtıyor kendini, onlarla kısa bir muhabbetten sonra yavaş yavaş ekip tamamlanıyor. Ahmet M.Ali’ye çok benziyor, nükteci, hoşsohbet mütevazi biri.Ammar çok samimi, sevecen ve çok hassas.Kerem tok sesli,( sesi şiir yorumlamaya çok yatkın,)kendisinde edebiyat ağırlığı olan, samimi bir kardeş.Bayanlar için genel bir yorum: Hepsi samimi, ölçülü, püredep. Toplantı Fatma’nın besmelesiyle başlıyor ve defterin ilk alıntısı olan ayetle.Bu müthiş bir başlangıç,bir tek salavat eksik.Güzel bir gayeyle bir araya gelip peygamberi anmadan ayrılmamalı.Çok şeyden bahsediliyor toplantıda. Kevser’in Aziz Nesin alıntısına itirazını haklı buluyorum ancak bu mevzuda çok şey yazdığım için bir ilave yapmak istemiyorum,susuyorum.Bayanların kamp maceralarını dinliyoruz.Çok zevkliymiş hakikaten. Ne mutlu size kardeşlerim, imkanlarınıza şükredin. Çocuklar nezdinde Fatma’nın ayrı bir yeri olduğunu öğreniyoruz, utanıp önüne bakıyor suçluymuşcasına. Kevser seyyideymiş dikkatimi çekiyor bu.Hep düşünmüşümdür “O”(S.A.V)ndan izler taşır mı soyundan gelenler diye,Kevser Peygamber ağırlığını taşıyor fazlasıyla. .Kübra, öyle sessiz ve mahcup oturuyor,sakin, düşünceli.Top şimdi Büşra’da, yine çantasından birşeyler çıkarıyor. Sanki ben tüm toplantılara gelmişim de çok sıradan bir anı yaşıyormuşuz gibi hissettim.Bu sefer bana özel hediyeler,birikmiş hediyelerim.Öyle mutlu oluyurum ki anlatamam. Kuru bir teşekkür edebiliyorum sadece. Çikolatayı paylaşmayı düşünüyorum,yetmezse hoş olmaz endişesiyle vazgeçiyorum.Cemil’in nasibiymiş vazgeçişim ondan sanırım:) Dersler ardı ardına devam ediyor toplantı boyunca, müslüman miniklerin eğitimi için çabalayan insanlar, boykota yeni bir bakış açısı sunan müthiş projeyi destekleyen defter talebeleri, sahabe hassasiyeti gösteren, toplantıya Asr Suresi’yle nihayet veren adanmış kullar vs. Asr Suresini bana okutuyorlar mealiyle, tefsire girmemek için zor tutuyorum kendimi. Salatul Asr(ikindi namazı) bizi bekliyor. Namazı kılıyoruz, birlikte yemek yiyoruz, fotoğraf çekiliyoruz. Ahmet metro’ya kadar bırakıyor bizi.Büşra Trabzon’daki faaliyetlerimizle ilgili malumat alıp, tavsiyelerde bulunuyor bize. Helalleşip M.Ali,Ahmet ve Ammar’dan ayrılıyoruz.Büşra ve Kübra’yla da metroda vedalaşıyoruz, dualarını istirham ediyorum onları da Allah’a emanet ederek evin yolunu tutuyorum,dua ediyorum:”Allah’ım şu samimi insanların arasına beni de kat. .”

(Selman)

4 / 41234