man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Yazar: Merve Yuce

H.Ü / Ev Hanımlığı Fakültesi / Hayatın Gerçekleri 317 / 50 Yaş Üstü Teyzelerle Yaşam

   Teyze olarak adlandırdığımız organizma ilk olarak M.Ö. 8294 yılında ortaya çıkmıştır. Zamanla mayoz ve mitoz bölünme geçirerek farklı türlere ayrılmış ve dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır. Bu yüzdendir ki genelde benzer özellikler gösterirler. Bu dersimizde teyze organizmasıyla nasıl yaşanır?  Ne şekilde muhattap olunması gerekir? vb sorulara cevap vermeye çalışacağız. Önce türlere göre genel bir ayrım yapalım:

Evlilik müessesi gibi çalışan teyzeler: Bu teyze türünden her çevrede en az bir tane bulunur. Onları bakışlarından ve sordukları sorulardan tanıyabilirsiniz. Altın-euro-japon yen’i günleri onlar için bulunmaz fırsattır. Ev sahibinin veya misafirlerin 18-25 yaş arası kızlarını tenhada sıkıştırıp ‘Ne zaman bitiriyorsun bakayım sen okulunu? Bitirince ne çıkacaksın? Boyun kaç bakayım senin?’ benzeri ahiret sorularını sorup baştan aşağı süzdükten sonra mutlaka Hanife hanımın oğlunu bu kıza uygun görecek, en kısa zamanda baş göz etmeden sükûna eremeyecektir. Ekseriyetle kısa boylu, hafif tombik, hacı, mütebessim olurlar. Ola ki günlere gider, üzerinizde gezinen bir çift göz ve buna eşlik eden ‘şu an süper bir iş yapıyorum ben’ havasındaki büzülmüş dudakları görürseniz oradan derhal uzaklaşın.

Sıcak-soğuk dengesine aşırı duyarlı teyzeler: Bunlara ‘havayı koklayan teyzeler’ de denilebilir. Günlük sıcak-soğuk hava durumunu, nem oranını, geçen haftaki hava grafiklerini ve gelecek on gündeki hava tahminlerini rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Yanlarında hem yelpaze hem yün çamaşır taşırlar ki Türkiye çölünde meydana gelen anî hava değişimlerine uyum sağlayabilsinler. En sık kullandıkları cümleler ‘Hayyy buz dolu bir küvet olsa da atlasam!’ , ‘Bugün hava çok nemli valla nefes alamıyorum’ , ‘Akşam öyle serin oldu ki belime yün kuşak bağladım da ancak öyle uyuyabildim’ , ‘Kapatın şu camları cereyan yapıyor’ , ‘Kim dedi size kapatın diye, açın şu camları öleceğiz havasızlıktan!’ dır. Bu teyzelerle iyi geçinmelisiniz, eğer onlarla dalga geçerseniz ve hala hayatta kalırsanız ‘Sizi de göreceğiz kızım sizi dee’ cümlesine muhattap olup, geleceğinden endişeli bireylere dönüşürsünüz. Aman diyelim!

Gün teyzeleri: Adından da anlaşılacağı üzere nefes alıp kök saldıkları alanlar gün’lerdir. Pofuduk bir yapıya sahip, fazlaca maharetli, gözlüğü burnunun ucunda, ev terlikleri çantalarının bir köşesinde bulunan, çantalarının diğer köşesinde torunlarının fotoğrafını saklayan, çayı az şekerli-yemeği tuzlu seven, hoş sohbet teyzelerdir. Yeni bir çevreye girdiklerinde 5-6 kişi toplayıp derhal yeni bir gün icat ederler. Son dönemde ise mensup olduğu cemaat-tarikatın hanımlarıyla herhangi bir maddiyat içermeyen, sohbet halkasında en az yarım saat din ilimlerinin konuşulduğu bir grup türemiştir (ayrıntılar için bkz: entelektüel-dindar teyzeler maddesi). Okuldan döndüğünüzde annenizi evde bulamazsanız ilk müracaat edeceğiniz teyze türü bunlardır. Gözü ve karnı doyuran yemeklerinden sonra çay eşliğinde hoş sohbetini de size ikram ederler.

Huzura ermiş teyzeler: Türkiye akademisyenleri olarak ‘Ununu elemiş eleğini asmış’ sözünde kastedilen insan türünün bu tip teyzeler olduğunu düşünüyoruz. Her iki cinsiyetten en az ikişer çocuğu olan, bunları evlendirip torun-torbaya karışan, beyi (teyze lugatında ‘eşim, kocam’ değil ‘beyim, bizim efendi’ kelimeleri kullanılır) emekli olmuş ya da vefat etmiş, ellerinde göbeğinin üstünde birleştirerek oturmayı tercih eden, zaman zaman bezmiş halleriyle tanınan teyzelerdir. Onlarla vakit geçirip neşelendirirek ‘zamane gençlerinden’ olmadığınızı gösterirseniz sizinle engin tecrübelerini paylaşmakta bir beis görmezler. Öyle ki bu görevlerini camide dahi aksatmaz, dizinizden kaynaklanan rahatsızlığınıza bir çırpıda reçete yazarlar. “Yavruum anan sana kemik suyu kaynatsın, çorba kaşığıyla al içine de biraz limon sıkıp iç bişeyciğin kalmaz” kabilinden cümleler bu teyzelerin en sık yaptıkları tedavi metodudur.

Entelektüel-Dindar teyzeler: Bu teyzeler gençliklerinden beri farklı konulara ait yüzlerce kitap okuyan, seminerlere panellere katılan, televizyonu yalnızca bilgi edinmek amaçlı izleyen veya evinde televizyon bulunmayan, her sohbetinden birşey öğrenebileceğiniz teyzelerdir. Esasında teyze vasfına ermelerinin tek nedeni ilerleyen yaşlarıdır. Hayatın her alanına yenilik getirebilen bu teyzeler günlere pek katılmaz, katılsalar dahi geç gidip erken ayrılırlar. Katıldıkları günlerde uygun zamanı bulunca diğer teyzelerin muhabbetini balla böler, yeni okuduğu dini-içtimai-siyasi bir eserden edindiği bilgileri onlarla paylaşır ve muhabbetin seyrini bu tabanda sürdürmeye gayret ederler. Bunu yapabilmek için yeri geldiğinde dini bir eseri arkadaşlarıyla beraber okur, mütalaa ederler (bunu yapabilmek cemaat-tarikat bağlantısı olan çevrelerde çok daha kolay ve verimli olur). Bundan sonra sohbetlere kısaca katılır ve  bir süre sonra burada vakit kaybettiğini düşünerek herkesle güzel bir şekilde vedalaşıp ortamdan ayrılırlar. Eminiz, bu teyzeler okuyabilseydi düşünce tarihine çok şeyler katacaklardı, kaybeden biz olduk veyl olsun!

Can teyzeler: Diğer teyze türlerinde bulunan bütün kötü özellikleri unutun! Hayat üniversitelerini kuran, yıllarca fahri rektörlüğünü yürüten teyzeler bunlardır işte! Ne gıybet, ne evlilik müessesi gibi çalışmak, ne havayı koklamak.. Hiç ama hiç birini bulamazsınız can teyzelerde. Canınız sıkılırsa derdinize derman olur, mutlu olursanız sizden çok mutlu olur, güzel yemek yapar, hoh hoh ho gülerler… Hasılı iyi günde kötü günde başucu teyzesi olan elli yaş üstü insan tipi ‘can teyze’dir.

Gıybet teyzeler: Etrafı dikkatle süzen bir çift kısık göz, göbeğin üstünde hırsla bütünleşmiş eller, önüne gelen tabağı yemeden önce neresini eleştirebileceğini düşünmek, çiğ et yemekten kan kokmuş bir ağız.. Bu tip bir teyzeyle karşılaşınca yapmanız gereken ilk iş iman dolu kalbinizdeki tüm hüsn-ü zan deposunu açığa çıkarmaktır. Aksi takdirde ‘acaba’ ile başlayan kötü şüpheleriniz ‘evet evet kesin öyle düşünüyor şu anda’ adlı pis suizan bataklığına düşecek, gıybet teyzeden pek bir farkınız kalmayacaktır. Sakin olun! Önce kalben buğz edin. Biliyoruz bu yeterli olmayacak, deli akan kanınıza pansuman yapamayacaktır. O halde meseleyi elinizle ve dilinizle düzeltebilmek için bir adet entelektüel-dindar ve bir adet can teyzeyi yanınıza alıp uygun ortam oluşturun. Gıybet teyzeye hoş sohbet dahilinde gıybetin ‘yüzüne de söylerim ne var ki, ama doğru söylüyorum yalan değil ki!’ kadar basit bir mesele olmadığını, esasını, hükmünü anlatmaya çalışın. Bu da yeterli olmazsa bir başka bataklık olan yeisten uzak durun, gayret bizden tevfik Allah’tan diyerek huzura erin.

Hurafe teyzeler: Özünde hiçbir kötü niyeti olmayan, halis niyetli ve temiz bir teyze türüdür karşınızdaki. Ev işlerini bitirdikten sonra beyi akşam gelene kadar gününün çoğunu beyaz ekran karşısında geçirirler. Sabah şekerlerine konuk olan ve şeker, tuz, undan sonra mümkün mertebe uzak durulması gereken dört Beyaz’dan diğerinin vaazlarını (!) algılarının tümünü açarak dinlerler. Buralardan edindikleri engin bilgileri, yegâne sosyal alanları olan günlerde diğer teyze türleriyle paylaşırlar. Gözlemlerimize dayanan sosyolojik tespitlerimize göre, bu teyze türü de entelektüel-dindar teyzeler gibi arkadaşlarını bilinçlendirmekten başka amaç gütmemektir. Tek talihsizlikleri yanlış bir imamla yanlış bir yola girmektir. Bu teyzelere kaynakların önemini nazik bir dille anlattıktan sonra sahih bilgileri yumuşak bir şekilde diğerleriyle değiştirmek bilinen en etkin yoldur.

   Hayatın gerçekleri kürsüsü başkanı bendeniz Hanım Çokbilen’le olan dersiniz burada sona erdi. Az önce edindiğiniz bilgiler 21 senelik sosyal tecrübelerimden özenle ayıklanmış, akademik bilgilerime karılarak sizlere sunulmuştur. Tecrübe oranına göre teyze türlerini arttırmak veya varolan türlere eklemeler yapmak mümkündür. Sizlere burada aktardığımız bilgiler gerçek hayatla birebir örtüşüyor. Bu sebepten ileride karşınıza çıkacak bu teyze türleriyle muhattabiyetinizde başarılar diler, bu üstün sosyal vazifenizde Allah’ın size/sizin gibilere yardımcı olmasını niyaz ederim. Başka bir derste sair tecrübelerimi sizlerle paylaşmaktan onur duyacağım efendim, selametle kalınız.

Bir Ahirzaman Tarikatı: Bimmî

Önceki yazımda bayramdan sonra Bimmî’yi yazacağım demiştim ama benim bayramlarım Ramazan ve Kurban ile sınırlı değil malumunuz; deliye her gün bayram. Bende bayram bahanesini bir kenara atıp aldım elime kalemi ya bismillah!

Evvel zaman, bir dersin ahirindeydi.  Bizler gönlü isâr aşkı ile dolmuş, sekîne ile sükûn bulmuş gençler idik. Lakin bir gencin gönlü aşktan yanmış/yanmış bakışlarını amân istercesine oradan oraya koşturur olmuştu. Talebelerden biri sual etti:

-Ya Mehmed sendeki bu hâl nedir?

Kendileri cevaben buyurdular ki:

-Kardeşlerim, kalbime ihtar edildi ki bir zaman gelecek, bu diyarlarda hakikat yoluna hizmet eden birkaç genç bulunacak. O zamanın yaklaştığını hisseder gibiyim, ne dersiniz bahsi geçen gençler bizler miyiz?

Bir talebe ki pervane misal

çıktı meydana merdâne

içti şarab-ı aşktan rindâne

Ey efendim dedi Hû

dem bu demdir dem bu!*

Aşk ile devran eden Hû Bimmî Fatih efendinin imdadına Hızır misal yetişen şeyhimiz, ilk müridinin alnından bûs’eyledi. Lakin aşk şarabından tadan gençler testiyi kırmış, akın akın biat etmeye başlamışlardı.

“Şeyhim bundan gayrı bir haddinbilmez karşıma gelir de ‘Bim mi?!’ deyu sual eyler ise yek cevabım ‘Bimmî işittik, itaat ettik’ olacak” deyu inleyen Molla Merve hatunun imdâdına yine şeyhi yetişip:

“Ey Merve binti Hamdi, madem cevabın budur artık taife-i nisa senden sorulur. Biatın kabuldur ey şeyh’ün-nisa!” buyurdular..

Pek tabi bazı gençler bu halkaya dahil olmaktan ziyade sual eylemeyi vazife bilip, hadde hududa gelmez haller sergilediler! Misalen, Asî Ammar efendi ‘asi’ sıfatını bu sayede kazandı. Kalbleri mutmain olan gençlere ‘ahirzaman, tevhid, hürriyet, zulüm’ ilâ ahir meselelerde menfi sualler sordu, feylesofî haller sergiledi. Hâl böyle iken Mehmed Bimmî Ali efendimiz hazretleri makamına layık şekilde bu fakiri de affeyledi, müridliğine kabul etti. Allah ondan ebeden razı olsun, amin.

İlk halkasını Mekteb-i Bilgi’de oluşturan tarikatımıza sorgusuz sualsiz biat eden mes’ud gençler de vardı elbet: Gamamî Büşra Hatun, Maîkebir Serdar efendi, Sakî Büşra hatun (konduzade), Arabî Zeynep hatunkız (kılıçzadelerden) Nevmî mürid Ahmed efendi (kılıçzadelerden)

Biatların akabinde mübarek şeyhimiz halkamızı genişletmek ve halka açılmak maksadı ile Sultanahmed’e gitmemizi buyurdular. Nevmî mürid Ahmed efendi halkamızdan şimdilik ayrılarak mübarek vakfa doğru sülûk etti. Biz taze müridler ise derhal yola koyulduk hatta bazı müridler makamları itibariyle uçmayı yeğlediler. Bu hâlet-i ruhiyeye daha fazla tahammül edemeyen Hak Mürid Şahin kul ile Hû Bimmî Fatih efendi cezbeye gelerek zikre başlamazlar mı!..

Ya Bimmî

Hû Bimmî

Dertlere devâ Bimmî**

sadalarıyla meşk eyler iken Fatih efendiye uçmak kâfi gelmedi ve makamına yaraşır biçimde yürümek üzere derya-ı marmara’ya doğru yol aldılar. Bu halden mesrur olan biz diğer talebeler oracıkta zikre başladık. Bir ara şeyhimiz gönlümüze su serpti de gözlerimizi araladık ve gördük ki diğer dergâhımıza, TYB’ye (Tabiki Yaradan Büyük) varmışız.

Artık aşklarından kavrulan müridleri sükûna erdirmenin vaktidir deyu Hak Mürid Şahin kul, Arabî Zeynep hatunkız ve Molla Merve hatun, şeyhlerinin peşinden mübarek tekkeleri olan Bim’e doğru yol aldılar. Tekkede, şeyhlerinden tevbe alıp devran etmelerinin ahirinde tekrar TYB’ye teşrif buyurdular.

İftar esnasında makam-ı şeyhlerin arasında kalan Hak Mürid Şahin kul bir ara mânâ alemine iltihak etmiş olacak ki bu hale dayanamayıp cezbeye geldi. Tir tir titreyen müridin mübarek simasında terler birikmişti. Şeyhimiz onun bu hâline daha fazla dayanamayıp “Ey Şahin kul, sana müjde! Artık makam-ı cezbedesin, mertebende daim kalasın mübarek mürid” buyurdular. Derhal el etek öpen mürid kardeşimizin saadetleri tebessümünden okunmaktaydı.

Burada ilân buyrulduğu üzere Bimmî, ahirzaman evliyalarını ihtiva eden mes’ud bir tarikattır. Tiz vakitte sâir ahvali açıklanacak, siz müridlerini merakta koymayacaktır biiznillah…

Her biriniz hakiki mü’min, Resulullah’ın şefaatine nail ümmet ve Mehmed Bimmî Ali efendimizin himmetine mazhar kullar olasınız inşaallah***

*beyit: Molla Merve hatun

**ilahi/zikir: Hak Mürid Şahin kul ve Hû Bimmî Fatih efendi

***dua: Hû Bimmî Fatih efendi

Baskı

‘Baskı’ demişti hoca ‘haftaya baskı çeşitlerini kullanarak bir resim yapacaksınız, ona göre hazırlanıp gelin’. Halbuki baskı denilince benim aklıma hep başka türlü şeyler gelirdi! Psikolojik olanı, mahallece olanı.. Bu sefer patates vardı sonracığıma soğan, limon, sünger, yaprak, karton, ip aklına ne gelirse! Sabah büyük bir mutlulukla çıktım evden. Diğer derslere zor tahammül ettim, beden eğitimi de bir yerden sonra sıkıyor insanı canım! Vee o büyük an geldi; kağıdım, boyalarım, baskı malzemeleri, müzik ve ben..

Önce patatese yıldız, kare, kalp, daire gibi klasik şekiller oydum sonra soğan takıldı gözüme: senden ne güneş olur ama! Rengarenk bir ağaç büyüdü sol tarafta, üzerinde kahverengi başka bir ağaç daha bitti. Gözümün önüne ‘baloon girl’ geldi bir anda. Birkaç dakika sonra onun gibi elbise giyen ama kalbini balonun ucundan göğsüne indirmiş, ona akletmeyi öğretmiş bir kız çıktı ortaya. Karşısındaki ağacın renkli ve top gibi meyvelerine bakmak için kaldırmış olmalı ellerini.. Birazdan başını kaldırınca kuşları görecek; onların da parmak izlerim gibi dünyada bir eşi daha yok. Ya saçları? Düşünceleri kadar özgür, düşünceleri kadar dağınık..

Resmin baskı aşaması bitince aslında herşeyin yeni başladığımı farkettim. O güneş alimleri hatırlattı bana, yegane varisleri. Derken yıldızlar.. Ashabı hatırlatan yıldızlar. Ve o ışığa uçan kuşlar… Ben resmimi böyle bir hissiyatla incelerken aniden işler yolunda gitmemeye başladı. Hava bir anda soğudu, gök gürledi, üzerime kara bulutlar çöreklendi ve o bulutların arasından biri belirdi. O bir.. bir şahindi! Gözlerini dikmiş resmime bakıyordu. Korkuyordum.. Şahinin gözleri resmin soyut çalışmaları üzerinde geziniyordu. Ve derken.. koca bir kahkaha attı! Hızla üzerime gelip pençelerini resmime uzattı. Elim kolum bağlanmıştı adeta, müdahele edemiyordum. “Bak evlat o ağacın üzerindeki bir baykuştur ki sağ kanadını kaldırmış ve kaşlarını çatarak kuşlara doğru bakıyor. Ağacın altındaki kocaman bir koaladır; kafasındaki rengarenk baloncuklar onu sevimli gösterse de iri bedenini kaldırıp tepesindeki okaliptus yapraklarına erişemiyor. Bu dediklerimi bir düşün” dedikten sonra kanatlarını çırparak uzaklaştı yanımdan…

Gözlerim karardı, başım dönüyordu..

Ah, dedim…

Halk beni anlamıyor!

H.Ü / Ev Hanımlığı Fakültesi / Türk Misafirperverliği 401 / Yeni Başlayanlar İçin Ramazan Sofraları

Ramazan’da misafir ağırlamak diğer zamanlara pek benzemez. Bu ayda insanlar her zamankinden daha aç ve sabırsız olacak, dar zamanda kısa paslaşmalar yapmanız gerekecektir. Bu yüzden eş-dost-akraba çevresine ‘aa nolur bu hafta bizdeyiz’ demeden önce bir kez daha düşünün, İYİ DÜŞÜNÜN!

YEMEK ÖNCESİ:

  • İftar öncesi mutfak hazırlığı güzel kokulara gebe olduğundan sizi zorlayabilir. Fakat bu orucunuzun sevabını arttıracaktır inşallah (ayrıntılı fetvayı Bimmî mezhebinden alabilirsiniz, “Bimmî de ne?” mi? Bayramdan sonraki yazımız bununla alakalı olacak ve o yazıdan sonra bu soruyu sorduğunuz için utanacaksınız :)
  • Ev hanımlığında zaman ve enerji tasarrufu önemlidir. Bu yüzden misafirler gelmeden önce, servis esnasında yardım etmeleri için kardeş/ler/inizle anlaşın.
    (Hocadan not: Pek tecrübe edemesem de tasarruf konusuna inancım ‘görür gibi’ düzeyinde!)

YEMEK:

  • Yemekte misafir ağırlamak bir çeşit sabır vesilesidir (sabahtan beri uğraştığınız onca yemeğin yarım saat içinde tükendiğini görünce bu maddeyi daha iyi anlayacaksınız)
  • Ramazan sofralarında unutmamanız gereken bir diğer husus  da namaz için hazırlıktır. Zamandan ve enerjiden tasarruf için sofrayla eş zamanlı olarak arka odayı mescid haline getirmeyi ihmal etmeyin.
  • Yemekte misafir ağırlamak aynı zamanda bir çeşit nefis terbiyesidir; siz daha suyunuzu içmemişken çorbasını bitiren bünyelere güleryüzle hizmet etmeyi öğretir.
  • Ana yemeği servis ettikten hemen sonra çaydanlığı ocağa koyun, çay anca demlenir.
  • İki tabak yemek koydunuz diye iltifat eden hüsn-ü zan ablalar karşısında öyle hemen şımarmayın!
  • Yemek – Çay/tatlı – Meyve üçlemesini soda ile nihayete erdirmeniz hassas midelere ilaç gibi gelecek, mide sahiplerini memnun edecektir.

YEMEK SONRASI:

  • Genç misafirler apayrıdır, kandır, candır! Kız kısmısı size çaktırmadan yardım eder, erkek güruhu sessiz anlarda yeni konu açarak ortamı şenlendirir… Bu güzel insanlara bir kıyak yapın ve yemekten sonra onları arka balkona sevk edin (kültablası ve çay eşliğinde) Hele bunu büyüklere çaktırmadan yaparsanız kral olursunuz kraal!
  • Misafir çocuklar için acil durum dolabınızdan oyuncaklarınızı çıkartın (yoksa komşulardan temin edin). Kısıtlı misafirlik süresince onlarla oyalanmaları iki tarafın da lehine olacaktır (tecrübeyle sabittir!) Ayrıca çocuklar henüz birkaç aylıksa “aman da ne tatlı” baloncukları yeni anneleri mutlu mesut edecektir (Riya mı? Riya ne arar la ev hanımında!)
  • Tontiş nineleri unutmamak lazım. Misafir sayısının on’dan (10’dan) fazla olduğu ortamlarda, muhabbete dahil olamayıp ‘kalabalıklar içinde yalnızlık’ sendromuna girebilirler. Yanına diz çöküp –sünnet üzere- gözbebeklerine bakarak yapacağınız iki dakikalık muhabbet seratonin seviyelerinde önemli değişiklikler yapar. Oy ne tatlıdır onlaaar :)
  • Misafirler gittiğinde saat çok geç değilse kısa bir mutfak-koridor-salon temizliği ertesi güne rahat başlamanız için elzemdir

Tüm bu maddelere rağmen gece sonunda annenizin mutluluğunu gözlerinden okumak tüm yorgunluğunuzu üzerinizden alır, halinize bir kez daha şükreder ve huzurla uyursunuz..

Kanuni Kanuni

Aah Kanuni Kanuni
Daha ilk görüşte sevmiştim seni
Annem sana dedi ki cahiliye putu
O zihniyete dedim ki seninki ne putu?

Aah Kanuni Kanuni
Almayaydın Hürrem’i
Yıkmayaydın düzeni
Güzel olur muydu ki?

Aah Kanuni
Rüşvet aldı damadın
Kana kana Hürrem’e mi kandın!
Mezar oldu oğluna çadırın

Bak şimdi kelle koltukta karşımdasın
Bana şiir yazdırmaktasın
Aah Kanuni ne adamsın :)

3 / 1123