Yazar: Mehmet Ali Basaran
zamanın çekimleri
anlat onlara bir okula gireceklerini
şehadeti mezuniyet bileceklerini
öncesinde hepsi toplanmalı her birinde
her biri okumalı andımızı hepsinde
hepsinde çölden ‘deli’ bir rüzgar esmeli:
‘de ki: benim namazım, ibadetlerim, hayatım
ve ölümüm âlemlerin rabbi olan Allah içindir!’
Allah’a adanmış bir yaşamın adının dua,
adımlarının sabır olduğunu dile, dile getir elle
inançlarından başka vatanları yok, peşinen bildir.
peşinden örnek göster yüreklerini ki
akıllarını yüreklerine toplasınlar.
delilere neden sempati besleyeceklerini sezdir
bu resul kokan bir sestir
bilmenin canı cehenneme: yapabilmeliler.
‘gözlerim nemli değil gözlerim namlu’ demek oluyor ki
göze almaları derle, ahirete bakan gözlerinde demle
yığılma, yığınlardan atla hakla, sakın ha arta kalma
haktan alacaklarını tahsil et, var git kavgaya biat et!
Bismillah her hayrın başıdır,
öyleyse parmak kaldır bayrak kaldır baş kaldır.
galeyana gel halka ol etrafında halkın
sesini yükselt, duyulsun mırıldanışları itirazın.
infilak et zalimin zulmüne bir kıyamı aşk et!
askerlikten soğu, okuldan uzaklaş ve yaklaş
bak sana ne göstereceğim: vergilendirilmiş kumpas!
zamanın çekimleri bitti, seyirdeyiz görüntülerde
O’na göre eyle, O’na göre söyle
kelimelerin başını okşasınlar, ünlemsiz konuşmasınlar!
unutulmasın gariplerin adı ah: tıklayınca kapısını açan Allah.
düzenli olarak kan versinler sözlere, ahde vefa göstersinler
vâkıf olsunlar ki İslam: annesine bakması bebeğin: iman ise gözleri.
yüzünü yeryüzüne dön sen, pencereyi ardına dek aç bahçeye, doğ..
gökyüzünde misafir öğrenci olmayı rica et,
insanlığın rabbine, insanlığın hakimine, insanlığın ilahına iltica et.
ölümün kokusunu al ve ver elbette her güzellikten kardeşliğe
bak ayet ayet yetmeye, yetişmeye
müminler ancak kardeştir: bir diğerinde kendi
birindeki dinlenme diğerindeki yorulmaya değmeli
ibraz et: bu rabbine yazdığın bir dilekçe,
kabul olmayacak birbirinizi gerçekten sevmedikçe
‘biz dileyemeyiz, âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe!’
Sevda Türküsü
yukarıya, dillere..
mesken tut beni teskin et
kuşun göğe konması gerek
tabiatın istişare kararı var
uymalısın bana varmalısın yâr
câmidir hep toplanmayı bekler
seslensen bana ezan eder
yaradana şükranla beni uygula
kendinden gelecek armağanla!
mesken tut beni teskin et
sahildir dalgalara minnet
Günaydın
Günaydın sana
Günaydın sana sevgili Pisi Pisi
Mutlu olalım haydi şimdi
Elini yüzünü yıka bakalım hayata
Katılacağımız yeni bir gün daha
Oturalım sofraya dünya
Günaydın sana
inişe geçmek
-ol dedi sahip olma-
gözlerin alçalmaya başlamalı
görebilmek için olanları
ol anları anla bak yaşamak
sunu sana söyleyeyim
nerden baksan bir ricam vardı
aksan bana dolardın bir anlamda
seninle hemfikirsen demek oluyor ben
Rüyadan bu yana
her şey duracak gibi
yüzüne bakıyor ölümün
nefes alıyor sağlamasını
rüyadan bu yana dua..
insanın rüyasında gördüğü kişi kendisinden başkası mıdır?
Rüyada görülen olaylar o rüyayı göreninin hayatını doğrulan ilgilendirmiyorsa, dolaylı olarak da mı ilgilendirmez?
Bu akşamdan sonra, rüyanın bir şekilde -az çok- onu görenle bir bağı olduğuna yakın bir düşüncedeyim. İşin içinden çıkmak gibi bir gayem yok. Bunun mümkün olduğunu da sanmıyorum. Bana öyle geliyor ki insan hiçbir zaman varamayacak rüyanın sırrına.
Kişi, gördüğü ve kendine dönen, kendinde kalan rüyaları bekliyor olmasın!
Müslüman olmasam, bu işte ilahi bir iş olduğu itirafında bulunmaktan kendimi alamazdım herhalde. Zira gerçekten de enteresan bir gizemlilik. “Yahu, bilinç altı işte!” demek yüksek dozda indirgemeci bir yaklaşım ve nihayet haddinden fazla bir uzaklaşım.
Ama hep ilgimi çekti. Ve ama Peşinden gidemiyor, izini süremiyorsun. Şaşakalıyor, bakakalıyorsun ardından. Hayırdır inşallah diye dua ediyor, yoluna gidiyorsun.
Bir dostun, kardeşin, sevdiğin seni rüyasında görmüş, anlatıyor sana. Korkmuş, ürkek kimi zaman müjdeli. Nedir, nedendir, nereye gider, bilemiyorsun.
Gün ortasında biraz uyudum. Ürküten bir rüya ile uyandım. Bir dostum yanımızda yaralanmış, yere yıkılmış. Bir telaş ile tutup acil’e taşıyoruz. Müdahaleden sonra yanına vardığımda, hemşirenin kollarındaki dostum bayağı kötü görünüyor. Beni görür görmez söylediği tek sözle, korkuyla irkiliyorum: ‘Bana yardım edin!’
Hayırdır inşallah. Eşkıya filmini seyrettikten hemen sonra Uğur Yücel’i arayan Sezen Aksu gibi sormak istiyorum dostumu arayıp: ‘Ölmedin değil mi, yaşıyorsun?’
Ölmedim, yaşıyorum. Sadece bayılmışım. Rüyadan altı saat sonra. Bilincimi yitirirken secde etmekte başını yastığa koyma arası bir hareketle hefifçecik yere yığılmasaymışım, bayılmak’tan öteye ve dahi bu dünyadan öteye doğru gidebilirmişim. Kafamı yere, mermere feci şekilde çarpabilirdim. -Bu kaç yüzbin milyon kere daha oldu bilemem, yine ‘Allah korudu’ diyebilirim sadece. (Hamd olsun âlemlerin Rabbine)
Daha önce hiç bayılmış mıydım? Böyle bir deneyim yaşamadım, bilmiyor, hatırlamıyorum. Bu akşam, nefesimin ve hemen ardından bilincimin başına gelenler beni öyle etkiledi ki, iki dakika olmadı, kendimi yerde buldum!
10.. 9.. 8.. 7, 6, 5, 4, 3, 2.. derken geri döndüm ama ne fayda: “Nakavt ile kaybetmişim!”
Vücudum kucakta durmak istemeyen, illa da gidecek bir bebek gibi, ısrarla ‘beni bırak’ diyor. Ama ağırlaşıyorum. Bir ağrı olmuş soluğum. Pür berrak hava iken nefesim, şimdi artık duman gibi kirli, kaskatı, kopkoyu oluyor, dar ediyor bana bedenimi. Nefes alış verişinde her saniye artı bir güçlük çekiyorum. Bu ticaret bana kâr sağlamaz oluyor. Süratle irtifa kaybediyorum. Bütün ibrelerim düşüşte. Gözlerimi açık tutmakta zorlanırken gördüklerimin son görüntüler olduğunu farkediyorum. En son, görmenin asla benimle aynı fikirde olmadığını gördüm. Bundan sonrası birkaç saniye, gözlerim kapalı, hareketlerime destek verecek bilinç kapenklerini indiriyor, kapanıyor, kapatılıyorum. Işıkları söndürülmüş, kapısı üzerine çekilmiş, kilitlenmek üzere karanlık, basıkta, izbede bir odayım şimdi.
Açmalı açılmalı! Birisi tutmalı, çekip almalı, kaldırmalı beni. Ayakta kalmakla hayatta kalmak eş anlamlı eylemler ve ben yerdeyim. Bir sesle ve son bir nefesle gözlerimi açınca düştüğüm yerde görüyorum kendimi. Burası neresi, ne zaman buraya geldim ve nedeni?..
Sonsuz bir uykuya dalıyorum. Kendimden gittiğim belli, yattığım yerde ve zamanda en ufak bir belirtim, rahatsızlığım yok. Bildiğim hiçbir şey yok: soru, veri, beklenti, kıpırtı. Hiçliğin kollarında, anlaşılmaz bir güven içinde, nesnesi olmayan bir belirtisizliğim.
‘Cansız’ bedenimi taşımış, beni az ileride bir sedire yatırmışlar.
Ellerine kolanya dökmüş biri ‘amin’ diye dokunmuş yüzüme!
Döndüm, uyandım, ayıldım: Amin.
Biri, ‘şunlardan ye’ diye bir kap uzatıyor.
Üç tane zeytini de hak ettim bu arada!























