man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Yazar: Mehmet Ali Basaran

Zorunlu Eğitimden Zorunlu Askerliğe

Türkiye’de resmi eğitim macerası, belirli bir yaşa gelmiş çocukların, anne babaları tarafından okula götürülmesi ve “Eti senin, kemiği benim” denilerek öğretmenlere teslimi ile başlıyor.

Hemen ardından coşkulu şarkılar söyler halde buluyoruz çocukları:

“Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk, sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz!”

Duygu ve düşünceler hep bir ağızdan, ahenkle, bir renkle dile gelir:

“Öğretmenim, canım benim canım benim, seni ben pek çok, pek çok severim,

Sen bir ana, sen bir baba, her şey oldun, artık bana!”

Platon’a göre aile emaneti teslim etmiştir: ‘Çocukların babası devlettir.’

Devlet, kendisine bağlı kullar olarak kodlayacağı insan yavrularına öğrenci adını vermektedir. Bu işlem için dizayn edilmiş devlet dairelerine okul; devlet memurlarına ise öğretmen denmektedir. Okullarda kurulu düzeneği öğretmenler işletmektedir.

Kod adı müfredat olan, birazı açık, çoğu gizli bir ‘mutlak’ plan yürürlüktedir. İçerden müdür ve müfettişler ile, dışarıdan savcılar- zabıtalar-askerler-polisler ile bu son derece mühim işleyiş sürekli biçimde denetlenmektedir.

Sınıflandırılan ve numaralandırılan ve sıralanan öğrenciler artık kolayca formatlanmaya hazır haldedir:

“Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk, sevinçliyiz hepimiz, yaşasın devletimiz!”

“Devletimiz” için okul kelimesi ile ordu kelimesi nerdeyse aynı anlama gelmektedir. Bu iki kelime aynı Milli kimlikte erimemize hizmet etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca sadece iki Bakanlık Milli sıfatını taşımayı hak etmiştir.

Milli Savunma ve Milli Eğitim bir bütündür, parçalanamaz.

Askerler birinci orduyu oluştururken, öğretmenler ikinci ordunun, ‘irfan ordusu’nun neferleridir.

“Türklerin Atası” –Atatürk- her iki ordunun da başıdır:

O hem başöğretmen, hem başkumandandır.

Okul da kışla da baştan ayağa ‘talim ve terbiye’dir

Her iki kurumda da nöbet tutulur, tutturulur.

Sıraya girilir, sırada oturulur, sırada durulur.

Varlık armağan edilir, can feda edilir, marşlar söylenir, yeminler edilir.

Her ikisi de zorunludur, öğrenciliktir, askerliktir.

Esasında zorunlu eğitim zorunlu askerliğe giriş ve gelişme bölümlerini oluşturur.

Sonuçta hepimiz zorunlu olarak askerleriyizdir ‘yüce’ devletin.

Her Türk asker doğduğuna göre:

“Şimdi okullu olduk, kışlaları doldurduk, sevinçliyiz hepimiz, yaşasın devletimiz!”

Alman siyaset kuramcı Carl Schmitt, Siyasi İlahiyat adlı kitabının ilk cümlesinde Egemen’i tanımlar:

“Egemen, olağanüstü hale karar verendir.”

Osmanlı’nın çöküşünden, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna, oluşan o olağanüstü hale karar veren Kemalist kadrodur.

Uzun yıllar İslam dininin topraklarında yaşayan bir halka, fazlasıyla yabancısı olduğu batılı değerler yedirilecektir.

Düğmeye basılır. Modern ve batılı resmi ideoloji- cumhuriyetçilik, milliyetçilik, sekülerizm, rasyonalizm- yoğun bir devlet kutsaması altında, ‘demir ağlarla’ dört baştan örülecek yurdun insanlarına ilmek ilmek işlenecektir.

Türk Milli Eğitim sistemi otoriter ve despotiktir. Platon, Thomas Hobbes ve J. Lock’un izinden yürür.

Marksist kuramcı Althusser’in ifade ettiği gibi, okul devletin ideolojik aygıtıdır.

1924 Anayasası Türkiye’deki bütün kavimlerin adını koyduğu gibi işin adını koyar:

“İptidai tahsil bütün Türkler için mecburi, devlet mekteplerinde meccanidir.”

Aynı yıl çıkartılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile devletin resmi görüşü, düşünüşü, ifade edişi dışındaki bütün görüş, düşünüş ve ifadeler zararlı görülür ve yasaklanır. Devletinkinden farklı dinlere, dillere ve kültürlere yaşam hakkı tanımayan söz konusu yedi maddelik faşizm kanunu şu şekildedir:

Madde 1 – Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.

(Türkiye’deki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlıdır.)

Madde 2 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir.

(Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veya özel vakıflar tarafından yönetilen bütün medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.)

Madde 3 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.

(Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde, okullara ve medreselere ait olan birikimler, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine devredilecektir.)

Madde 4 – Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşat edecektir.

(Milli Eğitim Bakanlığı’nca, yüksek din uzmanları yetiştirmek için, Üniversitede bir ilahiyat fakültesi açılacak ve imamet ve hatiplik gibi dini hizmetlerin görülebilmesi için de ayrı okullar açılacaktır.)

Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir.

(ek: 22/4/1341 – 637/1 md.) mektebi harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle müdafaai milliye vekaletine devrolunmuştur.

(Bu yasanın yayımı tarihinden başlayarak genel eğitim ve öğretimle görevli olup, şimdiye kadar Milli Savunmaya bağlı olan askeri ortaokul ve liseler ile, Sağlık Bakanlığına bağlı olan yetim yurtları bütçeleri ve eğitim kadroları ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bu ortaokul ve liselerde bulunan eğitim gruplarının bağlantıları, bundan sonra ait oldukları bakanlıklar arasında değişiklik suretiyle düzenlenecek ve o zamana kadar orduya bağlı olan öğretmenler orduya bağlılıklarını sürdüreceklerdir.)

Madde 6.

İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.

(Bu yasa yayımı tarihinde geçerlidir.)

Madde 7.

İşbu kanunun icrayı ahkamına icra vekilleri heyeti memurdur.

(Bu yasanın yürütülmesinden hükümet sorumludur.)

Tevhidi Tedrisat Kanunu çok kapsamlı sonuçlara yol açmıştır:

1. Eğitim Bakanlığına devredilen 479 medrese 1924 yılı içinde hemen kapatıldı. Kapatılan bu medreselerin yerine 29 İmam ve Hatip mektebi ile İstanbul Darülfünun’unda (eski İstanbul Üniversitesinde) bir ilahiyat fakültesi açıldı. 1925-1926’da İmam Hatip mekteplerinin sayısı 20’ye düştü. 1926-1927’de ikisi dışında bu okulların hepsi kapatıldı.1929-1930’da ise İmam ve Hatip mekteplerinin tamamı tasfiye edildi.

2. 1927 yılında din dersleri ilk ve ortaokul programlarından çıkarıldı. Bunun tek istisnası köy ilkokullarıydı. Köy ilkokullarında din dersinin 1940 yılına kadar haftada bir saat verilmesine devam edildi.

3. Arapça ve Farsça dersleri ortaokul müfredatından 1929-1930 öğrenim yılı itibariyle çıkarıldı.

4. Uluslararası antlaşmalara göre faaliyetini sürdüren azınlık okulları ile yabancı okullar eğitim bakanlığına bağlandı. Bu okullar da din derslerini müfredattan çıkarmak ve Türk dili, Türk Tarihi, Türkiye Coğrafyası ve Yurt Bilgisi derslerini müfredatlarına almak zorunda bırakıldı.

Devletin ‘görünen yüzü’ olan, cisimleşmiş hali Atatürk eğitim’den anladığını, ne anlaşılması gerektiğini öğretmenlere şu sözlerle açıklamaktadır:

“Bayanlar, baylar!

Görüyorsunuz ki en önemli ve en verimli ödevimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim alanında ne pahasına olursa olsun, tam bir başarıya ulaşmak gerekir. Kurtuluş ancak bu yolla olur. Bu başarının elde edilebilmesi için hepimizin tek can ve tek düşünce olarak temel bir program üzerinde çalışmamız gereklidir.

Eğitim sözcüğü tek başına kullanıldığı zaman, herkes bundan, kendi anlayışına uygun bir anlam çıkarır. Ayrıntılara girişilirse, eğitimin amaç ve erekleri değişir. Örneğin dinsel eğitim, ulusal eğitim, uluslararası eğitim.. Bütün bu eğitimlerin amaç ve erekleri başka başkadır. Ben burada yalnız, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kuşağa vereceği eğitimin ulusal eğitim olduğunu kesinlikle belirttikten sonra, ötekilerin üstünde durmayacağım.

Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara temel olarak şunları öğreteceğiz;

1.Ulusuna,

2.Türkiye Devletine,

3.Türkiye Büyük Millet Meclisine düşman olanlarla savaşma gereği. Bireyleri bu savaşın istediği güç ve araçlarla donatılmayan uluslar için var olma hakkı yoktur.”

1936 tarihli Müfredat Programına göre ilkokulların birinci amacı şudur:

“İlkokula devam eden çocukları kuvvetli Cumhuriyetçi, milliyetçi, devletçi, laik, inkılâpçı yurttaşlar olarak yetiştirmek,Türk milletini, Kamutayı (Millet Meclisini), Türk devletini saygın tutacak ve tutturacak fikirleri bütün yurttaşlara aşılamayı kendisine bir vazife bilecek talebe yetiştirmek.”

Ebedi Şef Mustafa Kemal ve yardımcısı Milli Şef İsmet İnönü’den, Milli Eğitim İdeolojisinin temellerinin atıldığı o yıllardan, 2000 sonrası bugünlere neler değişmiştir diye bir soru önem kazanıyor.

Adalet adına, hakkaniyet adına ve Türkiye Cumhuriyeti adına değişen pek bir şey olmamıştır. Sadece Milliyetçilikteki aşırılık, ideolojideki kabalık yontulmuş, törpülenmiştir, çağın gereğine uygun olarak. Belki eskisi kadar bariz değil ama Türk Milli Eğitim sisteminin yol açtığı israf ve ifsad halen dehşet verici boyuttadır.

Türkiye’de devlet eğitiminin toplumsallaşma üzerinde ciddi hasarlara yol açması zorunlu oluşundan, uzun yıllara ve başta aile olmak üzere çeşitli kurumlara yayılışından ileri gelir.

E. A. Rauter, Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur? adlı kitabını, kabulleri silkeleyip atan iki kısa cümle ile açıyor:

“Okulda insanlar imal edilir. İnsan yapma olayına eğitim denir.”

Bu cümlelerin peşine takıldığımızda aklımıza sorular takılacaktır:

Peki, okul nasıl bir imalathanedir?

Okulda nasıl insanlar imal edilir?

Ya da, okulda insanlar nasıl imal edilir?

Okulda insanlar imal edilirken acaba neler neler, nasıl ve neden ihmal edilir?

Bu gibi sorular bizi Ivan Illich’in ‘Okulsuz Toplum’ fikrine götürecektir. Devlet Eğitimine karşı geliştirilebilecek alternatifler için buna ihtiyacımız olacak. Zira, Kürşat Bumin’in ifadesiyle, okulun uzayan avlusu, bütün yaşamı zorunlu öğrencilikten zorunlu askerliğe dek zorunlu ve sorunlu olarak sarıp sarmalıyor ve dahi yağmalıyor.

Devlet dersinde öldürülmüş solgun yüzlü halk çocukları için isyan etmemizi mi dua etmemizi mi isterdi Ece Ayhan, Meçhul Öğrenci Anıtı karşısında? Yoksa her ikisi mi?

Türk Milli Eğitim Sistemi’nin sorunları ile değil bizzat kendisi ile aklıselim içinde büyük bir hesaplaşmanın ardından helalleşme gelmeli. En azından yeni nesillerin mundar edilmesinin önüne geçilmeli. Yani ki İzzet Yasar’ın kızgınlığı fazlasıyla sebepli:

İşte bu şiirin de sonunda dikişleri söküldü
Mundar oldu parçaları paçalarımdan döküldü
Yokluğumda kimsenin suçu yok tamam mı
Varlığım türk varlığına haram olsun

(Kaynakça: Bilhassa konuşma vd. alıntılar için TÜRKİYE’DE MİLLİ EĞİTİM İDEOLOJİSİ (İletişim Yay.) İsmail Kaplan, EĞİTİM YAZILARI-Beytullah Önce, EĞİTİM VE İDEOLOJİ (Kalkedon Yay.) Kemal İnal, DOĞUDAN Dergisi Temmuz-Ağustos 2010)

Yeni Anayasa

‘Yalnız ve güzel ülkeme..’ yakışan, insan’a nimet olarak sunulmuş doğaya ve doğasına uygun, uçsuz bucaksız mavilikleri kucaklayan, hava gibi su gibi an gibi gerekli Adalet üzerinde yükselecek, barış ve esenlik ile yürüyecek bir antlaşma ile yeniden başlamaktır.

Yeniden başlamak, büyük felaketlerin, zulümlerin kapanı kılınmış bu topraklarda o denli büyük bir özür dileme ve helalleşme ile mümkün ancak.

Yeniden başlamak, ‘eski’ devletin tam tersine, ‘tabiatla uyum içinde insanı, insanlığı yaşatan’ bir devletle mümkün. Hep birlikte sözleşmekle..

Türkiye Allah’ındır. Allah’ın emaneti olan dağların, denizlerin, ırmakların, ağaçların, kuşların, toprağın üstünde ve altında yaşayan bütün canlıların..

Bu düşünce ve hissiyatla, yeni bir anayasa teklif ediyorum yurdumdan bir yudum olan bu yurda. Hakikate sadakatla..

Türkiye Cumhuriyeti 2012 Anayasası:

1) Türkiye Cumhuriyeti, Adalet anlayışı içinde, insan haklarına dayalı, sosyal bir hukuk devletidir.

2) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes ifade özgürlüğüne sahiptir.

3) Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye vatandaşı her insanın refah, huzur ve mutluluğunu sağlamayı temel görev edinmiştir.

4) Türkiye Cumhuriyeti herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almıştır.

5) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

6) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes, vicdan ve dinî inanç özgürlüğüne sahiptir. Kimse, ibadete, dinî veya resmi âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

7) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

8) Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

9) Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde eğitim ve askerlik zorunlu değildir.

10) Türkiye Cumhuriyeti Devletinde kanunların ve onlara bağlı düzenlemelerin tamamı 10 maddelik bu anayasaya uygun olmak zorundadır.

(www.alintilardefteri.net)

yazmanın eşiği

Burdayım: yazmanın eşiğinde. Kendimi en özgür hissettiğim yerde. Kelimeleri uyandırıyorum, sokağa çağırıyorum. İşte bunu seviyorum. Başımıza neler geleceğini bilmiyorum. O yüzden bir metne başlığını en son ekliyorum. Başımızı alıp nereye gideceğimizi en başından bileceksek, ne demektir teslim olmak, nerde kaldı gizem!

İnsan, olmaya gittiği için yazmaya haddi olmayarak başlar. Gibi geliyor bana. Öte yandan ben gidiyorum Gibi’ye. Karşılaşıyoruz bir yerde, varsa dahası, kucaklaşıyoruz. Hasretlik, giderilir şey mi sanki! İnsanız, burası dünya.

Geleni mi yazar insan geçeni mi, bilemedim. Öyle bir demleniyor ki kaderim, sonra’dan çok önce’ye giderim. Ömrüm derim, giderlerimi karşılasa ya.

Yazmak hiç değilse kendine bağlanmaktır canlı yayında. Program her zaman iyi olacak diye bir şey yok ama!

Hayat sallar seni yaşamın beşiğinde.

İETT, Sevdik Seni Bir Kere!

“İETT 9 ay sonra yeni bir ulaşım zammını uygulamaya soktu.”
ozguracilim.net/bikmadan-zam/

İETT yıllardır yerinde sayıyor!
Çoktan şirketleşme hamlelerini tamamlayıp yolların kralı olmalı idi. Kâr paylarını arttırmalı, yabancı şoförler transfer etmeli, borsalara girmeli ve bizi hakkımız olan Avrupa yollarında temsil etmeli.
Neden Lüksemburg’un toplu taşıma ihalesini alamaz ki, neyi eksik? Geri bırakılmış ülkelerde, mesela Hindistan’da bütün okul servislerini alabilir. O vizyon İETT’de var.
Bir ek iş, ek gelir imkanı olarak yine, uzak doğu ülkelerinde ‘havaş’ ulaşımı sağlayabilir. Sadece akbil’den kazanmak yoluna gitmesi yeterli gelmiyor besbelli. Reklam ve tanıtım filmleri ile firmamız gücünü ve tanınırlığını dünyaya ilan etmeli.
Atatürk’ün de dediği gibi, yollar yürümekle aşınmaz belki ama yollar kazandırır! Hayatta önemli olan yola çıkmaksa İETT her daim orda olmalı, yolun başında! Her köşe başında, pınar başında, ocak başında!
Güreş nasıl ata sporumuzsa İETT de o denli atalarımızdan kalma bir firma.
“Hani onlara taksilere, minibüslere binin denildiğinde, ‘Hayır’ demişlerdi, ‘La havle, biz ancak atalarımızın araçlarına bineriz!”
Çocuklarımız bu bilinçle yetişmeli ve karne aldıklarında 28 liralık pullar da satın almak suretiyle İETT’mizi desteklemeye gönüllü olmaya, yani daha o yaşlarda, teşvik edilmeli, itilmeli, yuvarlanmalıdır!
Mersedes, Ford gibi küresel rakiplerin bireysel ulaşımı özendiren “karı kızlı” reklamları toplumun toplu taşımaya olan inancını zayıflatmış, gençlerimiz yozlaşmış, otobüse binme oranlarında ciddi düşüşler yaşanmıştır. Şu kadar ki bazı hatlarda toplu taşıma araçlarımız durma noktasına gelmiş, morali sıfıra inen bazı toplu taşıma araçlarının bu duruma bozulup, durduğu gözlemlenmiş. (70 KY, 18oNo bunlardan bazıları)
İETT patronları şunu bilmeli ki çocuklara İETT sevgisi 6 yaşına kadar verildi verildi! (7 çok geç!) Peki sorarım size, şoförlerimiz tarafından toplu taşıma araçlarına binen yavrularımıza şimdiye dek ne verildi!? Bir şeker olsun, bir maskot teker olsun, verilebilir. 4 yaşından küçüklere ücretsiz geçiş hakkı tanıyan oyuncak akbil veya İlkokulda karnesi hep ama hep beş olanlara yıl sonu 50 geçimlik, ‘full geçim’ akbiller hediye edilebilir. İETT Stratejik Teşvik Alt-üst Kurulu bünyesindeki AR-GE, VAY-BE gibi birimler daha çok proje üretmeli.
Demek istediğim, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmemeli.
Diyanet ve Genelkurmay bu devletin emrinde değil mi!? Onlar da el atmalı, bu milli kalkınma ham’lesine katkıda bulunmalı.
Askeriye’de dağıtımlar yapılınca, erler gidecekleri yerlere İETT araçları ile götürülmeli ve araçlardan inince toplaştırılıp yeminler edilmeli : ‘Tanrımıza selam olsun! İETT’miz zengin olsun! Yolumuz Açık olsun!’
Diyanet yılda üç beş cuma hutbesini gündeme kapılmaksızın –zaten biri İETT haftası içinde olur- toplu taşımaya ayırmalı. ‘Peygamberimiz bugün yaşaya idi toplu taşıma araçlarına binerdi, o kamuyu ve ümmetini düşünürdü’ gibi, doğrudan dini misallerle halkta bir İETT sevgisi, bağımlılığı yaratılmalı.

Sonuçta kamu eğitiminin amacı kamunun oyunu oluşturmaktır ve şu soruyu sordurmaktır: Sen ey makbul vatandaş, bugün devlet için ne yaptın?

- Ben bugün akbil doldurdum!

(Dün de doldurmuştum, yarın da dolduracağım!..)

Allah pervasızları sever

ilkin bahardır senin, ardın sıra har
bana öyle geliyor ki sevda her bir yanda defa

burası ilk kez buralarda olmaya asıl sonraya
erken kalkıp aldığım yolları hep yollarım sana
güzel sözü sadaka bil keskin gözü sadakta
saçlarını okşa fesleğenin ellerini kokla

her zaman önemlidir ilk intifada
örnek vermek gerekirse Allah pervasızları sever!

büyüyünce peygamberin kardeşleri olacağım
meleklerle kahvaltıya oturalım hele
terlesin dualarımız nefeslerde

ilkin seherdir senin, ardın sıra her
bana öyle geliyor ki sevda her bir yanda feda

29 / 11234...1020...Son »