Ay: Eylül, 2011
60′lar 70′ler 80′ler silsilesi- ve Seksenlerde doğanlar zümresi
Sen daha küçüksün, olaylar büyük ve derin
nasıl da bilmiş bilmiş gezinirsin
deyince babam, irkildim biraz da diklendim
mücahit olmadan mı müteahhitliğe girmeliydim?
60′lar, 70′ler, 80′ler mücadele silsilesinin zirvesindeydiler
şimdi hepsi kendi koltuklarını imal eden birer mobilya üreticisiler
bir fabrikanın dişlileri gibi aynı şarkıyı haykırıyorlar sanki
‘gençlik heyecanı geçecek birgün
güneş gibi doğacak hakikat ve ruhlar dizisi ölgün’
ben anlamazdım
ama biraz da anlatılması zordu olaylar
bir toplama kampıydı tamamen duygusal
ve duyguları kaybolmuş bir sürü dingin
manzara güzeldi ve güzelleşirdi kravatla delikanlılar
izleri iri yüzlerinde beliren bir ölü toprağı bezgin
60′lar, 70′ler, 80′ler ve biribirini kırıp geçirenler
şimdi hepsi kırılan kalplerinin tecrübesini yüceltme evresindeler
bir tavuk kümesine tilkinin dalışındaki gibi bu film
sesleri ve gidişatı kayıp bir kümes hengamesi
beni korkutan ise uçuşan tavuk tüylerinin ağzıma girmek isteyişi idi.
Şeriat masal, komünizm ütopik, herşey biter uyan
gerçek bir para var, para var gerçekten,
lazım ama para yok, ondan bende hiç yok bilemem
anlamazdım ben işte ondan,
bana maaş bağlamamışsa tanımazdım devleti hiç yoktan
bilmezdim şarkıların mahiyeti pek derin
60′lar, 70′ler, 80′ler ve acemi erler devresi
şimdi hepsi ormanın asil kralı aslanın sıradan yemekçisi
ve seksenlerin sonunda doğanlar zümresi yani ben
ben yani belediyenin ektiği çiçekleri öfkesinden koparan
aslında biz, tecrübesiz faydasız heyecanlı gençlik nitelemesiyle hemhaliz
oysa tecrübe en çok da gözlerini büyütenlerin
ya da gözlerini makam bürüyenlerin, rengarenk bir iklimin
ama biz, her iklimde toprağı elleriyle deşeleyip tohumlar bırakan
yeni bir dengeyiz.
_tasfiye dergisi – 34. sayı’dan_
nihavent naz semaî

pek sevgili candaşım, muhterem kardeşim
sözlerim incitmişse seni sen bana bakmayasın
ben seni kendi canımdan âli bellemişim
sözlerim incitmişse seni kusuruma bakmayasın
pişman olacak şeyler söyledim evet
ammaa söyletene de bakmalı elbet
kimler ehl-i laklaka acep kimler ehl-i gayret
sen tutup da cahillerin fitilini yakmayasın
gel biz kavl-i necisten ârî olalım
tehlike-i zanndan firarî olalım
ne ilhad edelim ne ebrari olalım
ol ki kimsenin canını ahta bırakmayasın
biçaredir ammar pişmandır sözüne
yine de haksız mıdır vurduğuna sazına
ben rızaya râzıyım senin türlü nazına
vursun tamam da herkes, sen tokat çakmayasın.
rıza
ben uzun yaşarsam ölümü özlerim Allah’ım
sen duyma diye huzurunda daha çok konuşuyorum
hani bir karınca götürürken geceyi omzunda
besmeleyle başlayan
topraktan bir serinliğe uyanırsam
herkes’ten, herkes’likten azade
uzanıp sabahı alnından öpeceğim
işte
tekrar susuyorum Rabbim
sen duyma diye
ben uzun yaşarsam ölümü özlerim























