mavide yürüyüş
Güneşli bir zaman, gün öğlenin koynunda demleniyor.
Diyar: Konya
Mekân: Tahirpaşa Camii
İnsanların meşguliyetlerinin ortasında kalmış, telaşelerin kalabalığında kalbindeki huzurla sakin, bahçesiyle tebessüm mekân…
Gül kokusunun kadife çiçeklerine yansıdığı demlerde, şellakilerin toprağına papatyaların gölgesi düşüyor.
Abdest alırken gözlerim suyun cömertliğine dalıyor, amentünün şehadeti serinletiyor sadrımı…
ve Mirac… Rükûnun dâl harfine teşbihiyle, secdede mim olmak arasındaki yükseliş…
Gökle bir olurken, yerle bir olmaktan muhafaza duaları dilime, göğe yükselişte yağmur damlaları ellerime konuyor.
Rabbiyle taze olan ahdinde dinleniyorum yağmurun…
Melekler yaklaşıyor yanıma… ve selam… ved’dua…
Övgü, hamd, hayret, tesbih tesbih gözyaşı, naz makamı…
Tahirpaşa Camii’nin bahçesinde bir de kameriye vardır. Namaz sonrası dünya telaşelerine biraz daha geç dönmeyi isteyen insanların en güzel bahanesidir.
Bu kameriyenin içerisinde Kitab-ı Kerim’e yaklaştıran kitaplar, çevresinde ise hadis-i şerif demetleri vardır.
Gün öğlenin güneşinde terlerken, kameriyede elime aldığım bir kitapla, tefekkür denizine daldım.
Mavinin kalbine koydum kalbimi… Mavinin gözlerine koydum gözlerimi…
Adım öğlenin kırmızısından, denizin mavisine karıştı.
“İnsan, insanın ayetidir” diyordu kitap. İnsan insana ayet olur, dua olur, kardeş olur…
Bunu düşünmedeyken, Kitab-ı Kerim’in sayfalarında gezen parmağıma bir ayet gülümsüyordu ya da bir insan, bir ikiz kardeş ve yahut…
“Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?” | Bakara 106
Maviliğin içindeki efsun büyüdükçe düğümü çözülüyordu.
Bu kelamın kalbime nüzulu ile nur d/olmuştu etrafım ki “Kûn!” demesiyle Nûr’un…
Rabbimiz bu ayet-i kerimede bizi müjdelerken uyarıyordu, inşirahları tutuşturuyordu yüreğimize, ellerimizden tutuyordu, Kâdir ismiyle insana insanlığını hatırlatıyordu.
Farklı farklı renklere karışıyordu mavi ve ölüm gelip karışıyordu, derinliğine…
Diyordu ki mesela, Rabbin senden bir ayeti alırsa, yani senden bir insanı alır ve sana onu unutturursa, üzülme! O öyle her şeye yeten bir Rab ki, dahasını gönderir.
Mavinin rengi açılıyordu bu defa, şöyle diyordu: Hayatında eksik zannettiğin hiçbir şey eksilmiş değil, kaybettiğini düşünüp kuytularda aradığın, unuttuğunda telaşlanıp kendine kızdığın hiçbir kimse senden gitmiş değil! Onlar senden Allah tarafından alındı ama o öyle bir alış ki, dahalarıyla çoğaltılıp, hâyırla katmerlenip yenisi verilecek.
O zaman bir kez daha Lâ Tahzen sana ki, müşterisi olduğun bu pazarda menfaatlere yer yok! Yeter ki sen vereceklerinin ardından gelecek müjdeleri sabırla bekle! Yeter ki sen vereceklerinin senden eksildiği hüznüne kapılıp mağrur olma!
Yeter ki… Yeter ki…
Mavi, camiinin diğer bir vakit ezanını haber etmesiyle mürekkep misali dağıldı.
Bıraktığı izler İsrâ’ya davet ediyordu.
Ver elini Mirâc…!
2 Yorum

























hümeyraa.. :)
ben de çok seviyorum o bahçeyi, caminin o sarmayalan köşesini, kalabalıklardan sıyırıyor insanı..
teşekkür ederim kardeşcim bu fotoğrafla, burayı anarak mutlu ettin beni..
:)) ben de mutluluğunla mutlu oldum Nebiye abla, inşaallah bir gün mektepçe o köşede oturup, tefekkür etmek nasip olur.