man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

İkinci Yeni Şiir (Antoloji – Dosya)

1860’lardan 1950’lere kadar süren toplumsal yarar ilkesinin belirlediği kamusal model, modern Türkiye’yi ayakta tutabilmek için Resmî edebiyat kanonunu benimsemiştir. Cumhuriyet Türkiye’sine kadar halktan kopuk bir edebiyat dilinden bahsedilmesinin, bu dilin zümre edebiyatına mahsus, süslü, soyut, halktan ve gerçeklikten uzak bir oluşum olarak tanımlanmasının en belirgin nedeni, Kemalist rejimin onu Osmanlı’nın ‘kalıntısı’ olarak görmesidir.

Milli birlik ve beraberliğini(!) sağlayacak olan ulusal karakterin var edilip güçlendirilmesi ve devamının sağlanması üzerine temellenen kamusal öğreti, 1911 sonrasında dilde sadeleşme hareketiyle edebiyatı millileştirme yoluna gitmiştir. Osmanlıyı ve ondan gelen her şeyi reddetme refleksine giren 1900’ler sonrası ulusal yapılanma, edebiyat ve şiiri de toplumu eğitmek için bir araç olarak görmüş, halkın sorumluluklarını ve görevlerini anlayacağı (!) kamusal bir dil inşa etmiştir. ‘Resmi edebiyat kanonunda kimlerin, nelerin yer alacağını, yok yahut sakıncalı sayılacağını belirleyen bir siyaset oluşturulur’ ve bu kamusal modelin oluşturulması sürecinde ‘süreci yürüten organların çeşitli faaliyetlerle kanona dahil ettikleri yazar ve şairlerin ve onların eserlerinin zamanla okurlar tarafından da içselleştirilmeye başlandığı görülür.’

Yeni Lisan hareketi sonrası ilk kez kamusal modelin dışına çıkarak, şiirde hecenin ve kafiyenin karşısında duran ve özerk şiir dilini savunan Ahmet Haşim’i görüyoruz. Hececi şairlerin aksine anlamda belirsiz, kapalı ve soyut olmayı, herkesin anlayacağı şiirden ziyade yoruma açık şiiri benimseyen Haşim, İkinci Yeni öncesinde gündelik dilin dışında ayrı bir şiir dilinden bahseden ilk şairdir. Mehmet H. Doğan, İkinci Yeni’yi bir yere dayandırmak gerekirse bunun Ahmet Haşim olduğunu söyler.

İkinci Yeni Şiir, Türk şiirinin gelişimi içinde en son modernist atılım, belki ilk ve tek modernist atılım olarak tartışılmaz bir yere sahiptir.

Doğan, hazırladığı antolojide Türk şiirinin bu güne kadar geçirdiği biçem ve söylemi aşan, kamusal modelin dışına çıkarak ulusal öğretinin, anlamın yol açtığı dar çerçeveyi kıran İkinci Yeni Şiir’ i genişçe ele almış. ‘Arayan fakat bulmaya niyeti olmayan’, yer yer aklı tutuk kılan, mantığın dışına kaçan, düşlerde gezinen, hayatın kendisini bizzat yaşayanlara açıklayan, ‘çıkmazı’, onu zorlamanın güzelliğini gösteren, 50’lerin öncesindeki toplumcu şiirin aksine bireysel tecrübelere dayanan, günümüz modern şiirinin köklerini oluşturan İkinci Yeni Şiir, Mehmet H. Doğan’ın antolojisinde akımın öncü şairleri ve üzerine konuşulan eleştirilerden oluşan derleme bir dosya ile birlikte sunulmuş.

İlk basımı 1969’da Papirüs Dergisinden çıkan antoloji, ikinci baskısında hem İkinci Yeni Şiir’in temsilcilerinden örneklerle hem de akım üzerine kaleme alınan geniş bir dosya çalışmasıyla hantal olmaktan uzak daha kapsamlı ve nitelikli, okurun nesnel bakmasını sağlayan bir yapıyla okuyucuya sunulmuş.
Mehmet H. Doğan İkinci Yeni’yi, kendinden önce ve sonrayı ayırdığı, kırılmayı ve kopmayı gösterdiği için bir dönemeç olarak adlandırıyor. Kitapta daha çok Garip’le karşılaştırılan İkinci Yeni Şiir’in, Ahmet Haşim’den bu yana ilk kez gündelik dilin dışına çıkıp kendi özerk alanını oluşturmasından bahsedilmiş.
Eleştirmen Antolojiye başlarken, kitabın girişinde bu güne dek Soyut Şiir, Anlamsız Şiir, Kapalı Şiir, Belirsiz Şiir gibi kendisini aforoz eden tanımlamalara maruz kalan İkinci Yeni’nin doğduğu dönemin toplumsal ortamını ve şiir ortamını anlatmış. İkinci Yeni’nin usta şairlerinin şiirleri arasında dilde ve görüntüde ortak bir çağdaşlık çizgisi ve ortak bir temel olduğunu söyleyen Doğan, bütün bunların İkinci Yeni’yi Türk şiirinin bu gün hâlâ sürmekte olan bir akım haline getirdiğini, antolojiye alınan şiirlerin de bu çizgiye uygun olmasına dikkat ettiğini vurgulamış.

Antolojinin girişindeki ikinci yeniyi enine boyuna anlatan makalede Modern Türk Şiirinin ve İkinci Yeni’nin doğuşundan bahsedilirken ‘80 sonrası Şiir’ adıyla anılan şiirin kökeninin ne Garip şiiri ne de 40’ların toplumcu şiiri olduğu görülür. Bu kuşağın kaynaklandığı ve bu gün devam eden şiirin yeri İkinci Yeni’dir.
Antoloji ikinci baskısına hazırlanırken Mehmet H. Doğan 2007’ye ait yeni bir önsöz oluşturmuş. Önceki seçkide (1969) eksik kalan, hatalı görülen kısımlar tekrar masaya yatırılmış. Doğan, eksiklerin ve hataların eleştirildiği kısımda İkinci Yeni gibi belirleyici ve keskin bir dönemecin daha ayrıntılı anlatılması gerektiğinden bahsetmiş. Önceki baskıda akımın ya da eğilimin öncü şairleri, yol arkadaşları, genç kuşaktan izleyenleri, yaşlı kuşaktan akıma bir ucundan el verenlerin belli olmadığını ifade etmiş. Eleştirmen ilk antolojide şairlerin alfabetik sıraya göre yer almasının uygun bir yöntem olmadığını, akımın öncüsü-artçısı-genci-yaşlısı, ustası-heveslisi, şiiri bırakmışı-hâlâ şiir yazanının birbirine karıştığını belirtmiş. Bu sebeple yeni seçkideki şairleri soyadına göre değil, Yol açıcılar, İzleyiciler, Genç Kuşak, Şiiri Bırakanlar ve İkinci Yeni esininde Eski Kuşak şairleri gibi bölümlere ayırmayı uygun görmüş.

Mehmet H. Doğan bu bölümde bazı şairleri çıkartırken bazı şairleri de eklemiş. İkinci Yeni’nin Yol açıcıları olarak İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç alınmış. Yol açıcıların akabindeki ikinci kısımda ise İzleyicilerden olan Tevfik Akdağ, Gülten Akın, Ahmet Oktay, Kemal Özer, Özdemir İnce, Hilmi Yavuz, Ülkü Tamer, Ercüment Uçarı, Ali Püsküllüoğlu, Seyfettin Başçılar, Turgay Gönenç ve Ergin Günçe’ye yer verilmiş. Egemen Berköz, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe ve Refik Durbaş’ın olduğu kısım antolojide Genç Kuşak olarak adlandırılmış. Şiiri bırakanlara da küçük bir bölüm ayıran Doğan, İkinci yeni esininde eski kuşak şairlere oldukça geniş yer vermiş. Bu bölümde Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal, Metin Eloğlu ve Can Yücel İkinci Yeni’ye evrilen şairler olarak ele alınmış.

Birinci baskıdaki ‘seçerken’ yazısında İkinci Yeni’yi savunma halinin sezildiğini, akımın ilk aşırı örneklerine yer verilmesiyle ‘ayrıkotlarına’ dayandırma yönteminin tuzağına düştüğünü söyleyen Doğan, açık bir öz eleştiri yapmış. Bununla beraber ikinci baskıdaki yeni önsözünde, bu duruşun o dönemin İkinci Yeni’ye karşı yürütülen kötüleme kampanyalarına karşı kaçınılmaz bir tepki olduğunu da belirtmiş.

Mehmet H. Doğan yine önceki seçkide şairlerin İkinci Yeni’ye öncülük eden şiirleri üzerinde durmayışını, bunun yerine şairlerin son şiirlerinden daha usta işi ve son örneklere yer verişini eleştirmiş. Bu şiir seçimiyle Birinci Yeni’nin orta malı haline gelmiş şiirine nasıl karşı çıkıldığının anlaşılmadığını, ondan nasıl ayrı olduğunun belirsiz kaldığını da açık sözlülükle ifade etmiş. İkinci baskıda ise şairlerin tam da İkinci Yeni havasındaki şiirlerine yer verilmiş. Doğan, bu baskıda yer almayan şairlerin bir kısmının o günlerde bile haklı olarak antoloji içinde bulunmalarına karşı çıktığını, bir bölümünün ise sonraki şiirleriyle İkinci Yeni’den ayrılan şairler olduğunu belirtmiş. Antolojide yer alan şairlerin şiirleriyse geç sayılabilecek tarihlerde çıkan kitaplarından çok dergilerdeki ilk şiirlerinden seçilmiş.

Antolojide Yol Açıcıların şiirleri sayıca daha çok tercih edilirken, haklı olarak izleyicilerin ve genç kuşağın şiirlerine daha az yer verilmiş. İkinci Yeni’yi ve şiiri bırakmalarına rağmen ayrı bir başlıkta birkaç şaire yer verilmesi de yapıta daha sakin bakılmasını ve bu dönemecin daha iyi anlaşılmasını sağlamış.

Antolojinin en güzel yanı, şüphesiz İkinci Yeni temsilcilerinin temel metinlerinden oluşan bir dosya çalışması sunmasıdır. Şiir örnekleri sonrasında İkinci Yeni Dosyası başlığıyla İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Cansever, Karakoç gibi öncülerin temel metinlerine yer verilirken İkinci Yeni’nin ilk kez tartışıldığı dönemde dergilerde çıkan söyleşi ve metinler de aynı bölüme alınmış.

Kitabın ilerleyen sayfalarında genç kuşak şairlerinden İsmet Özel’in seçilen üç şiirinin sadece başlıklarıyla yer aldığını görüyoruz. Zira şair şiirlerinin yayımlanmasına izin vermemiş. Mehmet H. Doğan önsözde şairlerin daha çok İkinci Yeni’yi yansıtan şiirlerinin alındığını söylemişti. Ancak dikkat çekici bir husus var ki o da Özel’in seçilen üç şiirinin de sol kimliğiyle yazdığı dönemden alınmış olması. Şairin 1974 sonrası İslami duruşu benimsemesi sebebiyle önceki şiirlerinin yayımlanmasına izin vermemesi ihtimal dahilindedir. Bununla beraber antolojide Nazım Hikmet’ten etkilenen toplumcu şairlerden Attila İlhan’ın yer almaması dikkat çeken başka bir noktadır. Şiirlerinde İkinci Yeni gibi belirsiz, kapalı, soyut bir anlatımı benimsemese de özerk şiir dilini savunan Atilla İlhan’ın İkinci Yeni’nin habercisi olduğu söylenir. İkinci yeni’ye savaş açan, Birinci Yeni’yi (Garip) “İnönü diktası’nın şiiri”, İkinci Yeni’yi ise “Menderes diktası’nın şiiri” olarak niteleyen İlhan, İkinci Yeni’yi eleştirir. İkinci Yeni anlamı gerekli görmez, ‘rastlantısallıkla’ yetinir. Dahası, sanatı toplumsal işlevinden çekip alır, getirip ‘kelimeye’ dayandırır. Bu eleştirilerin üzerine Doğan’ın Attila İlhan’ı antolojiye almaması kabul edilebilir olsa da nesnel olmadığı açıktır.

Sonuç

Turgut Uyar İkinci Yeni Şiir’i ‘çıkmazın güzelliği’olarak tanımlar. Çünkü bu ülkede şiirin çıkmazı, insanın çıkmazına, toplumun çıkmazına sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü İkinci Yeni Şiir alıştığımız dünyayı uzlaşımsal alandan farklı olarak anlattığı için, öğretmeyip anlamın önünü açarak işaret ettiği için, bu gün Türk Şiirinde farklı bir panoramada yer almaktadır.

Şiiri düzyazıdan farklı kılan, eserin sahibinin ne dediğinin anlaşılmamasıdır. Şairin kendi tasavurrundakini doğrudan verdiği şiirler hem okuyucunun zihnini kısırlaştırır hem de eseri. Bu yüzden şiir anlamı doğrudan vermeyip okuyucuyu yormalı, yoruma açık kapı bırakmalı. İkinci Yeni ustası İhan Berk’in söylediği gibi ‘İyi bir şiir direticiliğe buyrukçuluğa tek anlama her zaman kapalıdır.. Şiirde anlamla yola çıkılmaz. Anlatılmaz olanladır onun çabası, savaşımı. Ordadır gözü, ordan seslenir, bakar.” ‘Anlatmaz duyurur.’
Anlatılmak istenen hâl, düşünce, durum edebiyatın içinde eriyorsa, içinde anlatılmazın, söylenmezin, bilinmezin yeri varsa, şair öğretmiyorsa, sözler apaçık göstermiyorsa, düşünce estetiğe bulanmışsa, dilin kalıpları yıkılmışsa, hayâle kapı açılmışsa, hoşgeldin ey şiir!

Kaynakça
Doğan, H. M. (2008). İkinci Yeni Şiir. İstanbul: İkaros
İlhan, A. (1983). İkinci Yeni Savaşı. İstanbul: İş Bankası
Sarı, C.G. (2011, Mayıs). Ulusun İnşası Resmî Edebiyat Kanonu. Tasfiye, 30, 31-37

3 Yorum

  1. Sema öncelikle Allah razı olsun. Bu yazı cidden çok iyi oldu. Bu tür çalışmalar yapmamız lazım. Hem bunları okumamız hem de bu şekilde paylaşmamız lazım. İnşallah bu örnek bir öncü olur. Devamı her birimizden gelir..

    İkinci yeni konusuna gelince bence yazar doğru yerden ele almış. Tam bir kırılma noktası. Ve de gerçekten bu gün dahi etkisi en çok hissedilen akım. İçinde her şeyi barındırabilme özelliğine de sahip. O kadar rahat ki, o yüzden en zoru belki de.. Kabulü ettirmek zor bu şiirleri. İkinci Yeni’nin şairi olmak cidden zor.

    Ama bu akım, bu isimler gerçekten Türkçe şiirin önüne müthiş imkanlar koyan insanlar. Üstüne eklemek duası ile..

  2. değrli bi çalşma olmuş Allah razı olsun..
    yalnız “Türk şiiri” ve “Türkçe şiir” kullanımına dikkat etmek gerek..
    kavram kargaşası derler ama öyle değil, kavramlar açık ve net…
    “Türk şiiri” totaliter, faşist devletlerin kendi halkını tanımlayarak ulus etiketlemesi sonucunda ortaya çıkan zihniyetin ürünü bir kavram..
    “Türkçe şiir” ise bu dili konuşan, bu dille iletişim sağlayan insanların yazdığı şiirler anlamndadr. soyu sopu önemsiz bir topluluk, halk…
    bilinçli kullanmak gerekr diye düşnyrm…
    selamlar….

  3. Sema Erdoğan |

    yorumunuz ve tespitiniz için teşekkürler.

    yazıyı hazırlarken ben de bu ikilemde kaldım. Türk şiiri mi yoksa Türkçe şiir mi?

    Girişte bahsettiğim ‘kamusal öğreti’ tam da Türk Şiiri eleştirisiydi. Sizin de altını çizdiğiniz totaliter devletin edebiyat yoluyla ulus inşa etme çabasına giren kesimden, Yeni Lisan Hareketi ve Beş Hececilerden kısaca bahsettim.

    Edebiyat ve sanat yoluyla ulus devletin yapılanmasına katkıda bulunan faşist zihniyeti eleştirmiş olmamın verdiği rahatlıkla Türk Şiiri kavramını kullandım.
    Bununla birlikte Türkçe Şiir belki dil üzerinden ele alınabilirdi. Ancak yazıda dil vurgusu ön planda değil. Kitap incelemesi üzerine yoğunlaştım.

    Dikkat çektiğiniz husus ise başlı başına bir inceleme konusu olabilir.
    ve yine kavramların içi doldurularak, sağlam temellendirmelerle bu kargaşanın önüne geçilebilir.

    ….

    sağolasın Şahin.
    Toplantıda konuşulmuştu; kitap değerlendirme ve inceleme yazılarına başlamamız gerekiyor, geç bile kaldık.
    Özellikle ‘çalışkan’ yaramazlar niyet ederlerse çok daha iyi yazılar çıkacağını sanıyorum. Bu başlangıç olsun.
    üstüne eklemeniz duasıyla.
    :)

    selamlar.

Cevap yazın.