man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Ağustos, 2011

İsimsiz Öykü- Son

Gözlerini açınca yolun kenarında buldu kendini kahramanımız.

-Ne tuhaf bir rüyaydı ya. Ak sakallı dede masalına ara verip benim masalıma gelmiş. Bi de dedem zannediyorum ne komik. Benden şişe su istiyordu bak şimdi hatırladım, hiç bi masalda yoktur böyle bir dede. Dillere destan pardon dillere masal bir dedeydi resmen. A bide arabalar vardı dimi, arkalarında toz bulutuyla bir yazı, çizgi film gibiydi. Neyse ki hepsi rüyaymış. Zaten başka ne olabilirdi ki? Bu arada ben niye kendi kendime konuşuyorum acaba. Uufff hep şu saçma sapan rüyalarım yüzünden. Küçük kız hadi kalk ta gidelim artık. Hem burada ne işimiz var ki? Küçük kız sana dedim. Küçük kız.. Küçük..!

Bir süre bakınır etrafına küçük kızı görmek istercesine ama göremez.

-Yoksa en çok rüya olmasını istediğim kısım gerçek miydi? Gitmiş miydi yani? Hayırr ama yaa..

***

Küçük kız hala parkta dolaşmaktaydı. Elinde biraz taş vardı ve gölün kıyısında dikiliyordu. En sevdiği oyunlardan biri değil miydi bu? Taş sektirebilmeyi öğrenmek için çok çaba sarfetmişti. Yüzlerce taşı atıp sadece bir tanesini başarabiliyordu ilk zamanlar. Gizli gizli izlemişti sektirenleri. Arkadaşlarına anlatırlarken nasıl yapıldığını çaktırmadan dinlemişti o da. Ne güzel günlerdi. Öğrenmişti ama. 2 kere,  3 kere, hatta rüyalarında 5 kere bile sektirecek dereceye gelmişti. Şimdi ise taşlar öylece avucunda bekliyordu. Yavaşça elinden kaydılar ve düştüler suya. Dalgalar yayıldı etraflarında. Küçük kız yürümeye devam etti. Tekrar salıncakların oraya gelmişti. Yorulduğunu fark etti ve oturdu bir tanesine..

***

Vakit akşam olmak üzereydi ve küçük kızı hala bulamamıştı. Gidebileceği her yere bakmıştı. Birlikte gittikleri. Ahh! Tabi ya.. Nasıl da unutmuştu en sevdikleri parkı. ‘Orda olmalı.’ diye düşündü ve var gücüyle koşmaya başladı. Hava iyice kararmıştı, bu yüzden etrafını zor görüyordu. Gördüğü tüm küçüklere bakarak ilerledi. Çok yorulmuş, nefes nefese kalmıştı. Biraz dinlense iyi olacaktı. Gördüğü ilk salıncağa oturuverdi. Yorgunluğuna rağmen canı sallanmak istedi. İlginçti. Çünkü yanında sadece küçük kız varken sallanmak isterdi. Başını hafifçe sola çevirdi. Evet oradaydı ve ona bakıyordu. Küçük kızın tebessüm eden yüzünde okunan hüzün yavaş yavaş silindi. Ayakları yıldızlara değercesine sallanmaya başladı kahramanımız, ne de olsa içindeki çocuğu bulmuştu artık ve tekrar bırakmaya niyeti yoktu. İnsanlar ne kadar büyüdüğünü söylesede o hala sallanmak istiyordu. İçindeki çocuk olmadan da bunu yapamazdı ve daha birçok şeyi.

dolap değil ki*

kafamı sıkıyorlar
önden, arkadan, sağdan ve soldan
bırakmıyorlar ki yarı öleyim
yare gideyim
hep gözlerim açık yarılanırım
sesim kısık yaralanırım

kaç gecedir kendi terimi koklarım
kimdir bunun mümessili
işte talep! hani arz-ı endam
çöpler bile birleşir ama vakit yok
yok geri dönüşüm

bırakmıyorlar ki kafama sıkayım
önden, arkadan, sağdan veya soldan
hep yarım yamalak ölüm benim
belli yarım yamalak ölüm benim

gözüm yanıyor, dumandan mı senden mi
başım duman, senden mi yanılıyor benden mi
senden yanıyor başım, gözüm, allah’a emanet

* selamlar yerine varır

Tebdili Mekanda Ferahlık Vardır, Öyleyse Kuş Olmalı İnsan..

Bilmiyorum, neden bazen uzun soluklu şeyler düşünüyorum. Eğer bir kitap yazmış olsaydım Üsküdar-Beykoz otobüsünde başlamış, bitirmiş olurdum. Bazen enaniyetimin tavan yaptığını duyuyorum, duvarlar söylüyor aynalar yalanlıyor. İşte böyle dönüp duruyor düşüncelerim; sanığı, yargıcı, tanığı, avukatı benim olduğum mahkemelerde, bir tekerlek gibi. Düşüşte olan ben miyim yoksa dünya mı düşüyor da düşmeye mahkumum bilemiyorum. İşte yine mahkum etmeye geliyor iş ve ben yine ardıma bakmadan kaçıyorum, tebdili mekan bahanesiyle.. Biraz önce okuduğum bir cümle, hatta içindeki bir kelime ruhumu göklere çıkarıyor ve bir tüy gibi ağır ağır uçuyor ruhum bir yerlerde. Elimi uzatsam elim kolumu bırakıp uçmaya gidecekmiş gibi, böyle ilginç hikayeler çiziyor düşüncelerim ve kelimelerin sonlarına doğru tükenmeye başlıyor dinginliğim. Bazen başrölde olma isteğini köşeye atmanın ne kadar huzur verdiğini hissediyorum. Bazen “değillerin” ne kadar “öyle” olduğunu hissediyorum. Bir kelebek, tırtıl olmadan önce anlatıyor bunları. Tüm doğa biliyor ama insan farkında değil.. Daha doğrusu bay kırmızı, bayan yeşil, mavi, sarı.. Hepsi zaman zaman görüyorlar, birileri onlara da fısıldıyor ama gerçek o kadar gerçek ki onlar için, ipin ucunu bırakmak ve göklere çıkmak çok imkansız geliyor onlara ve size yemin ederim birileri bu hazzı yaşarken gerçeğe bu kadar sığınan beylere, hanımlara kanat da taksanız uçmayacaklar. Aslında paradoks çarkında dönüp duran ve acımasızca yargılayan bu neşeli görünen renkler, çok mu düz yoksa dünya ve dünyevi umutlar mı onları düzleştirdi bilemiyorum. Yine yargılamada iş bitiyor ya hani, bunu yapmıyorum ve gözlerimi kapatıyorum. Hissediyorum ruhum ayaklarımla aynı yerde değil. Bir rüzgar esiyor ve diliyorum, bir gün tüm kuşlar hepimize uçmayı öğretebilsin..

Şair Üzerine

I.

‘bilir misiniz?’
evet böyle başlamalı bir ağıt belki de en çok
içimde kavrulan şu yağmur tanelerinin zihnime damlamasını
-ah ne de metafiziksel olurdu bu
ya da öyle bir kelime yok mu?-

anlatmalı doyasıya
zira
bildirilmemiş tüm suçlar gibi
bildirilmemiş ağıtlar da bir saman yığını altında
içten içe yanmakta

bilir misiniz?
bu bir şairin ağıdı olmalı en fazla
yani olmaktan şuna buna
vara yoğa
bilmem ne bela
uzak olmanın çabası olmalı
yazarak yaşamak değil
yaşamaktan yazmalı
ve şimdi öyle sözler söylemeli ki
insanlığın kaygan zemininde
bir rüyayı dahlamalı
savrulan ruhlara

II.

bu söylediklerimin yıllar sonra uçup gideceği korkusundan başlıyorum söze
yani sondan başlamak derler ya
işte oradan
şu gördüğün ‘ben’in sonu olan yerden
bir gün sövdüğüm bütün yozlaşıların bayraktarı olma korkusundan
ardıma dönüp baktığımda ‘gençlik işte’ demekten
o burun kıvırdığım gençliğe hala inanları hor görmekten
‘kimsenin bilemeyeceği yollarla ulu amaca’ yine de hizmet etmekten
sırtıma yüklenen şu dünya ile imtihan değil de sevgili olmaktan
eş dost çocuk bahane köşeme sinmekten
ve en kötüsü de
yeise kapılmaktan başlıyorum söze
kolay değil anla

anla işte ben bunlara gebeyim aynı zamanda
karnımda büyüyen çocuk ruhumu kemiriyor

III.

sözlerime kulak ver şimdi
fazla vaktimiz yok
her an kapı kırılabilir
herkesçe meşru bir şekilde
elinde belgesiyle bir polis beni çalabilir
evet tüm bunlar olabilir
biz bir yaşam kurarken
milyon parçalı yapbozumuzda
daha kuşları bile tamamlamamışken

yok olabilirim birden mesela
evden ekmek almaya çıkmışken
cumartesileri uzayabilir yıllara

adı anılmayacak denli kötü işler de yapmış olabilirim
ah bilsen
yasalar o kadar uzak ki bana
seni dahi üzmüş olabilirim farkına varmadan
sen bile
yasalar
hep bizi düşünür nihayetinde

sonra bir hapishanede ölebilirim de
kim bilir
belki verem belki bir bıçak
olur mu hiç öyle deme
ne de olsa
hapishanelerde devletin güvencesi üzerimizde

sözlerime kulak ver
fazla vaktimiz yok
vaktimizi çalan ne de çok şey var
bak hepsi sıralanmış karşı kaldırımda
neden hepsinin üstünde kırmızı mühürler var?
onlarca imza niye?
ah
doğru ya
bir yaşamı en olmadık yerinden
çalmak için bile resmiyet lazımdır

hayır boşa çabalama
onları atlatamayız
bakarsın bir gün en yakınına
‘vur emri’ verirler bir anda
yığılırken sokaklarına şehrin
adının kahramana çıkacağından olsan da emin
bir yerlerde kırmızı mühürler basılmış
imzalar atılmıştır bembeyaz kağıtlara

fazla vaktimiz yok
haydi şu kuşun kanadını bulalım
hem üzülme
olmanın en ince halidir ölüm

IV.

sözlerime kulak ver
ahdimi tamamlıyorum
bir gün tüm bu inandıklarımın yalan olduğunu düşünsem de
inandığımdan gurur duyuyorum.

H.Ü / Ev Hanımlığı Fakültesi / Hayatın Gerçekleri 317 / 50 Yaş Üstü Teyzelerle Yaşam

   Teyze olarak adlandırdığımız organizma ilk olarak M.Ö. 8294 yılında ortaya çıkmıştır. Zamanla mayoz ve mitoz bölünme geçirerek farklı türlere ayrılmış ve dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır. Bu yüzdendir ki genelde benzer özellikler gösterirler. Bu dersimizde teyze organizmasıyla nasıl yaşanır?  Ne şekilde muhattap olunması gerekir? vb sorulara cevap vermeye çalışacağız. Önce türlere göre genel bir ayrım yapalım:

Evlilik müessesi gibi çalışan teyzeler: Bu teyze türünden her çevrede en az bir tane bulunur. Onları bakışlarından ve sordukları sorulardan tanıyabilirsiniz. Altın-euro-japon yen’i günleri onlar için bulunmaz fırsattır. Ev sahibinin veya misafirlerin 18-25 yaş arası kızlarını tenhada sıkıştırıp ‘Ne zaman bitiriyorsun bakayım sen okulunu? Bitirince ne çıkacaksın? Boyun kaç bakayım senin?’ benzeri ahiret sorularını sorup baştan aşağı süzdükten sonra mutlaka Hanife hanımın oğlunu bu kıza uygun görecek, en kısa zamanda baş göz etmeden sükûna eremeyecektir. Ekseriyetle kısa boylu, hafif tombik, hacı, mütebessim olurlar. Ola ki günlere gider, üzerinizde gezinen bir çift göz ve buna eşlik eden ‘şu an süper bir iş yapıyorum ben’ havasındaki büzülmüş dudakları görürseniz oradan derhal uzaklaşın.

Sıcak-soğuk dengesine aşırı duyarlı teyzeler: Bunlara ‘havayı koklayan teyzeler’ de denilebilir. Günlük sıcak-soğuk hava durumunu, nem oranını, geçen haftaki hava grafiklerini ve gelecek on gündeki hava tahminlerini rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Yanlarında hem yelpaze hem yün çamaşır taşırlar ki Türkiye çölünde meydana gelen anî hava değişimlerine uyum sağlayabilsinler. En sık kullandıkları cümleler ‘Hayyy buz dolu bir küvet olsa da atlasam!’ , ‘Bugün hava çok nemli valla nefes alamıyorum’ , ‘Akşam öyle serin oldu ki belime yün kuşak bağladım da ancak öyle uyuyabildim’ , ‘Kapatın şu camları cereyan yapıyor’ , ‘Kim dedi size kapatın diye, açın şu camları öleceğiz havasızlıktan!’ dır. Bu teyzelerle iyi geçinmelisiniz, eğer onlarla dalga geçerseniz ve hala hayatta kalırsanız ‘Sizi de göreceğiz kızım sizi dee’ cümlesine muhattap olup, geleceğinden endişeli bireylere dönüşürsünüz. Aman diyelim!

Gün teyzeleri: Adından da anlaşılacağı üzere nefes alıp kök saldıkları alanlar gün’lerdir. Pofuduk bir yapıya sahip, fazlaca maharetli, gözlüğü burnunun ucunda, ev terlikleri çantalarının bir köşesinde bulunan, çantalarının diğer köşesinde torunlarının fotoğrafını saklayan, çayı az şekerli-yemeği tuzlu seven, hoş sohbet teyzelerdir. Yeni bir çevreye girdiklerinde 5-6 kişi toplayıp derhal yeni bir gün icat ederler. Son dönemde ise mensup olduğu cemaat-tarikatın hanımlarıyla herhangi bir maddiyat içermeyen, sohbet halkasında en az yarım saat din ilimlerinin konuşulduğu bir grup türemiştir (ayrıntılar için bkz: entelektüel-dindar teyzeler maddesi). Okuldan döndüğünüzde annenizi evde bulamazsanız ilk müracaat edeceğiniz teyze türü bunlardır. Gözü ve karnı doyuran yemeklerinden sonra çay eşliğinde hoş sohbetini de size ikram ederler.

Huzura ermiş teyzeler: Türkiye akademisyenleri olarak ‘Ununu elemiş eleğini asmış’ sözünde kastedilen insan türünün bu tip teyzeler olduğunu düşünüyoruz. Her iki cinsiyetten en az ikişer çocuğu olan, bunları evlendirip torun-torbaya karışan, beyi (teyze lugatında ‘eşim, kocam’ değil ‘beyim, bizim efendi’ kelimeleri kullanılır) emekli olmuş ya da vefat etmiş, ellerinde göbeğinin üstünde birleştirerek oturmayı tercih eden, zaman zaman bezmiş halleriyle tanınan teyzelerdir. Onlarla vakit geçirip neşelendirirek ‘zamane gençlerinden’ olmadığınızı gösterirseniz sizinle engin tecrübelerini paylaşmakta bir beis görmezler. Öyle ki bu görevlerini camide dahi aksatmaz, dizinizden kaynaklanan rahatsızlığınıza bir çırpıda reçete yazarlar. “Yavruum anan sana kemik suyu kaynatsın, çorba kaşığıyla al içine de biraz limon sıkıp iç bişeyciğin kalmaz” kabilinden cümleler bu teyzelerin en sık yaptıkları tedavi metodudur.

Entelektüel-Dindar teyzeler: Bu teyzeler gençliklerinden beri farklı konulara ait yüzlerce kitap okuyan, seminerlere panellere katılan, televizyonu yalnızca bilgi edinmek amaçlı izleyen veya evinde televizyon bulunmayan, her sohbetinden birşey öğrenebileceğiniz teyzelerdir. Esasında teyze vasfına ermelerinin tek nedeni ilerleyen yaşlarıdır. Hayatın her alanına yenilik getirebilen bu teyzeler günlere pek katılmaz, katılsalar dahi geç gidip erken ayrılırlar. Katıldıkları günlerde uygun zamanı bulunca diğer teyzelerin muhabbetini balla böler, yeni okuduğu dini-içtimai-siyasi bir eserden edindiği bilgileri onlarla paylaşır ve muhabbetin seyrini bu tabanda sürdürmeye gayret ederler. Bunu yapabilmek için yeri geldiğinde dini bir eseri arkadaşlarıyla beraber okur, mütalaa ederler (bunu yapabilmek cemaat-tarikat bağlantısı olan çevrelerde çok daha kolay ve verimli olur). Bundan sonra sohbetlere kısaca katılır ve  bir süre sonra burada vakit kaybettiğini düşünerek herkesle güzel bir şekilde vedalaşıp ortamdan ayrılırlar. Eminiz, bu teyzeler okuyabilseydi düşünce tarihine çok şeyler katacaklardı, kaybeden biz olduk veyl olsun!

Can teyzeler: Diğer teyze türlerinde bulunan bütün kötü özellikleri unutun! Hayat üniversitelerini kuran, yıllarca fahri rektörlüğünü yürüten teyzeler bunlardır işte! Ne gıybet, ne evlilik müessesi gibi çalışmak, ne havayı koklamak.. Hiç ama hiç birini bulamazsınız can teyzelerde. Canınız sıkılırsa derdinize derman olur, mutlu olursanız sizden çok mutlu olur, güzel yemek yapar, hoh hoh ho gülerler… Hasılı iyi günde kötü günde başucu teyzesi olan elli yaş üstü insan tipi ‘can teyze’dir.

Gıybet teyzeler: Etrafı dikkatle süzen bir çift kısık göz, göbeğin üstünde hırsla bütünleşmiş eller, önüne gelen tabağı yemeden önce neresini eleştirebileceğini düşünmek, çiğ et yemekten kan kokmuş bir ağız.. Bu tip bir teyzeyle karşılaşınca yapmanız gereken ilk iş iman dolu kalbinizdeki tüm hüsn-ü zan deposunu açığa çıkarmaktır. Aksi takdirde ‘acaba’ ile başlayan kötü şüpheleriniz ‘evet evet kesin öyle düşünüyor şu anda’ adlı pis suizan bataklığına düşecek, gıybet teyzeden pek bir farkınız kalmayacaktır. Sakin olun! Önce kalben buğz edin. Biliyoruz bu yeterli olmayacak, deli akan kanınıza pansuman yapamayacaktır. O halde meseleyi elinizle ve dilinizle düzeltebilmek için bir adet entelektüel-dindar ve bir adet can teyzeyi yanınıza alıp uygun ortam oluşturun. Gıybet teyzeye hoş sohbet dahilinde gıybetin ‘yüzüne de söylerim ne var ki, ama doğru söylüyorum yalan değil ki!’ kadar basit bir mesele olmadığını, esasını, hükmünü anlatmaya çalışın. Bu da yeterli olmazsa bir başka bataklık olan yeisten uzak durun, gayret bizden tevfik Allah’tan diyerek huzura erin.

Hurafe teyzeler: Özünde hiçbir kötü niyeti olmayan, halis niyetli ve temiz bir teyze türüdür karşınızdaki. Ev işlerini bitirdikten sonra beyi akşam gelene kadar gününün çoğunu beyaz ekran karşısında geçirirler. Sabah şekerlerine konuk olan ve şeker, tuz, undan sonra mümkün mertebe uzak durulması gereken dört Beyaz’dan diğerinin vaazlarını (!) algılarının tümünü açarak dinlerler. Buralardan edindikleri engin bilgileri, yegâne sosyal alanları olan günlerde diğer teyze türleriyle paylaşırlar. Gözlemlerimize dayanan sosyolojik tespitlerimize göre, bu teyze türü de entelektüel-dindar teyzeler gibi arkadaşlarını bilinçlendirmekten başka amaç gütmemektir. Tek talihsizlikleri yanlış bir imamla yanlış bir yola girmektir. Bu teyzelere kaynakların önemini nazik bir dille anlattıktan sonra sahih bilgileri yumuşak bir şekilde diğerleriyle değiştirmek bilinen en etkin yoldur.

   Hayatın gerçekleri kürsüsü başkanı bendeniz Hanım Çokbilen’le olan dersiniz burada sona erdi. Az önce edindiğiniz bilgiler 21 senelik sosyal tecrübelerimden özenle ayıklanmış, akademik bilgilerime karılarak sizlere sunulmuştur. Tecrübe oranına göre teyze türlerini arttırmak veya varolan türlere eklemeler yapmak mümkündür. Sizlere burada aktardığımız bilgiler gerçek hayatla birebir örtüşüyor. Bu sebepten ileride karşınıza çıkacak bu teyze türleriyle muhattabiyetinizde başarılar diler, bu üstün sosyal vazifenizde Allah’ın size/sizin gibilere yardımcı olmasını niyaz ederim. Başka bir derste sair tecrübelerimi sizlerle paylaşmaktan onur duyacağım efendim, selametle kalınız.

3 / 1123