man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Haziran, 2011

deli saçması

yürürken düşünmek beni öldürüyor
ve bir gün delirirsem
bu yürürken ve bağırarak olacak
çünkü inanmıyorum bir kadının
güzel olmayan tek bir karışının var olduğuna
ve de inanıyorum denizin her karışının
deniz olmadığına
ve haliçten her otobüsle her geçişimde
cama yapışacak gibi oluyorum
noktaların önemini de ol- ve öl- yazınca
tekrar tekrar farkediyorum

iki şehir arasındaki tam kafiye

Benim küçükken bir mektup arkadaşım vardı. Gülseray’dı ismi. Güllü saray gibi derdim içimden, ne güzel bir isim…Fotoğrafını göndermişti, fotoğrafımı istemişti. Onun dalgalı kumral saçları benim ise tombul yanaklarım vardı. “Yıldızlı Atlas” başucumda dururdu hep. O, benim Gülseray’dan önce en iyi arkadaşımdı. Küçükken o kadar mutluydum ki sadece geceleri korkardım ve sadece geceleri ağlardım. Evimizin yanındaki caminin minaresinden perşembeleri ışık gelir, bozulan gece lambamızın yerini tutardı. Perşembe geceleri diğer gecelerden daha huzurlu geçerdi bu yüzden, daha az korkardım. Yine çok severdim ama canım çok yanmazdı. Mektup arkadaşım 4.mektubunda taşınacağını söylemişti. Sonra bir daha haberleşemedik. Yıldızlı Atlas’ı başucumdan kitaplığıma taşımıştım. Mektupları ise ahşap boyamasını okulda yaptığım bir kutuya… Yorganım aynı yorgan, caminin minareleri aynı gökte… Yazık ki uyumak üzere olan gözlerimin çocukluğunun üzerine haziran toprağı serpilmiş. Mektup arkadaşım da büyümüş müdür? Az önce yeniden okudum mektuplarını, kalp çizmiş her boşluğa. Çok sevmiş… Çok sevmiştim… Barbie ve Sindy’nin omuz omuza olduğu pembe zarfın içinden bir yıldız düştü kucağıma. Yıldızlı Atlas yerinde duruyor. Acaba ben ona ne göndermiştim. Annemgil hacıdan küpe getirmişti, belki onu… Ben de kalpler çizmiş miydim boşluklara. Kalp çizmeyi severdim küçükken… Hâlâ sevmeyi isterdim… Onun da yanmış mıdır canı, ağlamış mıdır 4.mektubundan sonra? Taşınırken mesela… Bahçesinde bıraktığı menekşeye bakıp ağlamış mıdır? Zarfa adresimi yazarken sokağın ismine gelince titremiş midir eli, zemherinin anlamını sormuş mudur ablasına?

Konya ile Sakarya arasında tam kafiye var..

Gülserayla benim aramda kelimeye dayanan bir çocukluk…

Sakarya denilince Necip Fâzıl, Adapazarı denilince deprem gelirdi ilk aklıma..

şimdi, Adapazarı: Gülseray, Gülseray: Sakarya..

laf olur ki günahtır/ küfür bazen susmaktır/ ne kafirim ne zalim/ günah bir yakacaktır

resulullah dedi ki:
-ümmetim hatada ittifak etmez

arkadaşım dedi ki:
-suriyede bir çocuğun
(…)’i
kesmişler bugün

neyini,
duyamadım gürültüden
bas bas bağırıyordu televizyon
dayım
başka bir arkadaşım
ve bir parti otobüsü:
-başbakan, her kesimi kucakladı

izmir’de, nato üssü manzaralı evler
ve incirlik’li karpuzcular soruyor:
-başbakan herkesi mi kucakladı

arkadaşım sesini yükseltiyor:
-suriyede bir adamı tehdit etmişler
gözünün önünde kızlarını
gözünün önünde (…)iz diye

hile var! diye bağırdı biri
gene duyamadım
çok pusula, az yön
çok oy, az seçmen
yenmeyen çokça da karpuz varmış
halk cahil, islamcılar marjinal
kıçıldaroğlu dürüst, erdoğan müslüman adammış

resulullah dediyse, vardır bir bildiği
ve sineklerin ümmetten olduğuna inanmıyorum
işbu halde,
bunlar olurken, onlar ölürken
siz ne (…) yiyorusunuz
diyorum
ama duyulmuyor haberlerden;

yakında mağazalara şeriat
camilere yeni kreasyon gelecekmiş
ve gıcır gıcır bir yığın istatistik
aliyyül ala!

recep bey bir kesimi de bana bırakın
merhamet etmeyene
merhamet olunmazsa da
zalimleri ben kucaklayayım

incir

devrimler ve çocuklar güzeldir
bu iyi
incir sabahlarından söz ediyorum
şurası cadde şurası elim şurası ılık
şurası gece şurası suriye

üç kişiyiz, dalgınız
kimsenin haberi yok
-oysa oradaydık
der’a’da koşarken başlamıştı isyan
yürüyoruz cebimde elin
sen o çocukların tırnaklarında açan
incirlere benzersin

bakıyorum üç kişiyiz
biri tuttuğun eli
bir baktığın beni
biri attığın zincirleri gözetlemekte

hay hay olur
olur diyorum masanın üzerindeyken
vurulduğun rejim
ama herkes diyorum
çok güvercin çok muhalif çok Allah

hay hay olur
olur diyorum
bu yürüdüğün resim
susmak gibi çıldırmak gibi koca bir girdaba koşmak gibi!
!!

yol bitti
köşeyi döndü askerler
bu kadar ortayken doğu
bu kadar tanıdıkken ölüm
bakıyorum yalancı bir şehre
inmiş güvercinler

hay hay diyorum olur
gidemeyiz
çocuklar sokaklara bu çıplak tarihle dolar
ellerini cebime koy hamza
iki kişiyiz korkma
Allah sorar!

Yavaşlatılmış Okuma Kursu

Yavaş Okuma Kursu Açacağım! Evet evet bildiğin Yavaş Yavaş Okuma Kursu!

- İlk ders ‘Okumak nedir? olacak. ‘Ne değildir?’ kısmı yok. Bu nedenle bu ders yapılmadan geçilecek.

- Amaç açık: Yavaş okumak! Bu nedenle bu kurs da Yavaşlatılmış Okuma Kursudur!

- Bu minvalde, yavaş okuma konusunda kurs boyunca sürecek olan egzersizlere başlanacak.

- İlk gün her kursiyer, kurs saati boyunca kitapçıları gezecek, cebinde ne kadar parası varsa – sadece otobüs ve simit parası kadarını ayırıp – tamamını kitap alarak kullanacak. ( Bu noktada kitap seçimi serbest. Amacımız önce “düzgün okumayı” öğretmek, “düzgünü okumayı” öğretmek başka bir kursa inşallah )

- Ertesi gün bu kitapları yüklenen kursiyerler, kitapların ilk sayfasını okuyarak kursa başlamış olacak. İlk sayfa dedimse, şu önsözden falan sonra gelen ilk sayfa değil! Kapağını açıyorsun ya kitabın, gördüğün ilk sayfa işte. Hani yayın evinin adresinin, – çeviri kitapsa – kitabın orijinal adının, ISBN numarasının falan yazdığı sayfa…

- Bu sayfalarla hemhal olan kursiyerlerimiz, sonrasında sayfa atlaması yapmadan kitaplarının giriş/önsöz bölümüne kadar olan kısımlarını gün boyunca okuyacaklar. Bitiren tekrar okuyacak. Kurs saati bitene kadar aralıksız okunacak. İsteyen yavaş yavaş okur bir kere okur, isteyen – eskiden kalma alışkanlıklarla – su gibi içer, onlarca kez okur! İlk gün zorlama yok!

- Sonraki gün ise bir önceki günden hızlı okumanın ne kadar sıkıcı olabileceğini anlamış olan kursiyerlerimiz kitabın giriş/önsöz bölümünden okumaya başlayacaklar. Amma ve lakin, yavaş yavaş! Amacımız bir saatte en az sayfa okumak falan olacak hatta.

- Kelimeleri görünce cümlenin hatta paragrafın ve dahi sayfanın falan tamamını göreni, anlayanı bir yakalarsak var yaaa! Allah muhafaza!

- Kelimeyi görünce hecelerine, harflerine, derinine, boyuna, enine, manasına, deryasına falan dalınacak, yok öyle yağma, talan, zarar, ziyan!

- İlk başlarda dikkat toplamak zor olacağından – ah eski alışkanlıklar, ah! – tek bir sayfada onca vakit geçiren kursiyerlerin dikkatini doğal olarak sayfa kenarları, kağıt yapısı, yazı tipleri gibi öğeler çekecek.

- Zamanla dikkat çeken öğeler tashih hataları, anlatım bozuklukları gibi daha teknik konulara kaymaya başlayacaktır.

- Bu sırada kitabın sayfalarında biraz da olsa ilerleme kaydetmiş olan kursiyerler ilerleyen vakitlerde yazarın anlatımındaki tutarsız yerler ile kapalı değiniler gibi noktaları da yakalamaya vakıf olabilirler. ( Tabi önceki “hızlı okumalarından” yeterli seviyede bilgi birikimi edinmişler ise! )

- Bu şekilde okumalara bir hafta kadar devam edildikten sonra “tek sayfada bir saat” uygulamasına geçilecek.

- Bu uygulamada amaç bir saat boyunca sadece bir sayfaya bakıp, sadece o sayfayla ilgilenmek. İster onlarca kez oku, ister hiç okuma. Ama bir saat boyunca o sayfaya bakmak şart!

- Bu aşamada genel olarak kursiyerler canları sıkılacağından ve önlerinde gördükleri başka bir şey de olmadığından metni tekrar tekrar okuyacaklardır. Bir süre sonra bundan da sıkılan kursiyerler gözleri açık bir şekilde hayal kurmaya başlayacaklardır. İlk etapta hayallerin metinle bir alakası bulunmasa da, bu egzersizler devam ettikçe hayallerin kaynağı okunan metinler olmaya başlayacaktır.

- Bu uygulamanın ilerleyen evrelerinde gözler açıkken “hayal kurmak” yerine “tefekkür etme”nin gerçkeleşmesi beklenmektedir. Bu aşamaya gelen kursiyerler kendi kafalarında okudukları tek sayfa metin ile ilgili kritikler yapmaya başlayacaklardır.

- Bir saat sadece kitaba bakıp da bir sayfayı okuyamayan, – ama içinden çaktırmadan okumak yok! Ciddi ciddi okuyamayan! – kursu tamamlamış olacak!

Hayırlı olsun!

Yavaş Okuyan Nesiller İstiyoruz İnisiyatifi!

2 / 112