Ay: Mayıs, 2011
Başka Ad
sonsuza asılmış paslı çığlıklarım
içimdeki uslu tayları yoklarken
gölgesi vuruyor duvarların
akşamın rengi gözlerimi acıtıyor baba
bir sözün uçurumundayım, dilimi yakıyor
sabır!
geçen bir ufaklık geldi yanıma
önce annesinin sonra sokakların öptüğü
saçları toz toprak ayakları çıplak
uzattığı mendil göz yaşlarıma ne de yakışır bu ara
bu ara yanımda olsan baba..
sana aynı renkten yapılan rüyaları anlatırdım
kayıp seslerin berraklığını
bana haksızlık eden kendimi
ve hatta kızına bağışlanmış bu kelimeleri
belki biraz Eyyub’u, sonra kavl-i leyyin’i
hepsinden evveli
ama en evveli baba, bir şey beni uyutmuyor
merhametin bilmediğim başka bir adı mı var yoksa?
* Ahmet abiye, Ammar’a, Zeynep Betül ve Zehra’ma
Aya Salıncak Kurmak
Sallanmak en mutlu olduğum anlardan biri.
Ay ve yıldız en sevdiğim sema manzarası.
Ayın üstünde oturmak veya sallanmak en çok kurduğum hayal.
Bu resim, dijital kalemimle çizdiğim ilk resim.
Sizlerle de paylaşmak istedim.
(Kalemin ayarlarını daha tam keşfedemediğimden resim biraz soluk görünebilir. Kusurlara bakmayın artık.)
Ann Cennetleri
annemi seviyorum
ve bu beni ağlatıyor
allah’ım anneme bakıyorum
anneme öylece bakıyorum
görüyorum ki henüz yaşıyor
aman ne yaşamak!
diyorum bu bir gün ölecek
benim annem bile ölecek
hatta belki erkenden
anneme bakıyorum annem ölecek
diyorum bu cennet çok güzel bir yer olmalı
annemden bile güzel olmalı
annem cennete dolmalı
Ağrılı Şiir
Üzgünüm
Durduramadım geldiler, karanlık suları içerek
Siyasete kaset atıp, savurarak kanlı satırı
Vaad dolu bardaklar, doyasıya kustular ağzımıza
Üzgünüm
Susturamadım dağladılar, ağıtları yakarak
Kaldırdık cenazeleri, beyinlerimize toprak akıtıp
Zaman satan seyyar şiirler, bitesiye vurdular ağzımıza
Üzgünüm
Bulup da sevemediğim, sarmaşık filizleri
Sulamaktan aciz gözlerim, zorlayıp seni
Kırıklar vadisi diller, çıkasıya sürdüler ağzımıza.
sancı ve şehir
gökyüzü delindi, tütsüler kaldı elimde
sadece sana vermek istediğim bir sır var.
usulca yaklaşıp gözbebeklerine
bulutları kapatacağım küskünlüklerine
bir şehir bu kadar mı korkutur insanı.
bu kadar mı sancır bir şehir içimde.
ister ikindisi olsun, isterse akşamı.
























