man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

semâ

hemhâl oluyorum ellerinle dua
üzerimde eskimiş zaman
kelimelerin mahmurluğu

resim müzik beden derslerine giriyorm
hepsinde öyletmen sen öylece ben

güneşi uyandırıyorum geceden seni alsın
güne de gece kadar uymalısın

çiçek açıyor işte tam mevsimi fiillerin
sonuna değin ufka değin

beni alabildiğine kendine ulaştır
esinle teninde ebrulaştır

neyin nefsi sensin nefesi
bense sesi örtünen seni

6 Yorum

  1. arifle şiirini okuduk abi hiç bişe anlayamadık, gıybetini de yaptık. Dedim ki m.ali bazen kendi de anlamıyor ne yazdığını:) hakkını helalet. .

  2. Burası bir anlamda atölye olduğundan “saçmalama” hakkımız mahfuzdur diye düşünüyorum kardeşim.

    bu minik anı, yazmak için beni rahatsız edip duran bir şiirin sadece bir an’ı olduğu için, benim için önemli bir tarihe not olsun ve yazı yazıyı tetikler, heyecan olsun diye huzuruna çıktı mektebin.

    İyi niyetli eleştirin üzerine yol açıcı bir iki kelam edebilir miyim diye kelimelerle beyaz kağıda indirme yapıyorum, hadi hayırlısı.

    Eskiden, fiyakalı bir söz etmek hevesiyle anlamı zorladığımız olmadı değil ama farkına vardık ki basit, yalın, bakkal amcanın da, künhüne değilse de ‘içindekiler’ine vakıf olabileceği şekilde yazmak lazım.

    Ve kimse anlaşılmamak için yazmaz.
    Ve der ki şair ‘şiir önce reddedilen, sonra sonra kabul edilen bir ‘şey’dir’
    Zaten ne olduğunu tam izah edemediğimiz şeylere ‘şey’ deriz genelde.
    Şöyle bir dön bak, bugün benimsenen iyi şiirler eskiye nazaran ‘bu ne yaa!’ diyerek buruşturulmuştur ne var ki eskiye nazar değer! 

    Şiir acayip bir şey. bir yetememe, ‘alın şununla idare edin’ demedir. Kime dersin, niye dersin, desen ne demesen ne, kimin umrunda? Ayrı konu.

    Sıradan bir şey anlatmak durumunda kalsam, “zorunda” olmasam, bir zor’um olmasa, ansiklopedik bir düşünüşü, bir ‘fark edişi’, ‘bakın ne buldum’ demeyi isterdim, edebi. Ama değil!

    Testi örneğini iyi. Bir testiyi testi yapan içindeki boşluktur diyor ya. İçinde boşluk olmasa hem, kim ne içsin onla? Şiir budur derken bile ağzını yayarak ‘yani’ der! Tanımlar bile şiirde sınırlama değildir, tahakküm değildir bana göre.

    Bu itibarla.. (itibarını kurtarayım şu iki mısranın, diyormuşum

    Ney üzerine düşünmeye davet eden iyi niyetli 8 kelime bir araya gelip şunu demiş bence, bende:

    Birinin eşine ses’lenmesi. Sevda ile. neye nefes verilmesi ve sesin gelmesi. Nefes olmadan ses olur mu? Eşiyle tam olmak, eşin örtü olmasına ‘bak’ Kuran’da.

    ‘Neyin nefsi sensin’ derken söz’de bir ‘bitirme’ hali var ama bitmiyor çünkü virgül özneyi silikleştirir gibi, muğlaklık yüklüyor anlama. Ama aslında şunu diyor orda virgül: ‘sen bakma yazana, nasıl istersen öyle olsun, öyle al ey okur’
    Neyin nefsi sensin, yani nefesi?..
    Neyin nefesi midir nefsi?
    Ney.. nefes.. ses.. nefs..?
    Nefes neyde nefs mi?
    Nefs kendisel olarak kötü müdür yani?
    Nefislere nefes’i kim üfledi?
    Eş insanın ne’yine nefes üfleyip sesi ortaya çıkaran bir mümessil mi ola?
    Nefes’ten çocuklar mı doğa o sesten doğal olarak, doğaya uyumlu, fıtrata dair ve dahil?
    Çocuklar rahmet ola, rahman’dan armağan ola, ana rahmine düşe, yarına kala, umut ola, ayet ola, şaşa kala?..

    öyle bir şeyler düşündüm ,yoğurdum, kardım, karla karıştım.

    ne bileyim..

  3. Sema Erdoğan |

    mektep ahalisi, buyrun burda biraz şiir üzerine konuşalım ne dersiniz?
    :)

    şair şiiri kendi dilinde eritirse ortaya sıkı bir şiir çıkarabilir.
    alıştığımız dünyayı uzlaşımsal dilden farklı olarak anlatırsa kendi dilini yaratabilir!
    aksi taktirde şairin kendi tasavurrundakini doğrudan verdiği şiirler hem okuyucunun zihnini kısırlaştırır hem de eseri.

    bu yüzden iyi şiir, anlamı doğrudan vermeyip okuyucuyu ‘yoran’, yoruma açık kapı bırakan şiirdir.
    onu düzyazıdan farklı kılan, eserin sahibinin ne dediğinin ‘anlaşılmamasıdır’.
    lakin mab’ın söylediği gibi hiç bir eser de anlaşılmamak için yazılmaz.

    şiir öğretmemeli, anlamın önünü açıp işaret etmeli.
    zira verilmek istenen mesaj edebiyatın içinde eriyorsa o şiir iyi bir şiirdir.
    bu anlamda şiirde imlanın çok kullanılması kelimelere hudut çizebilir.

    yukarıdaki şiir keşke önceki gibi bırakılsaydı; imlasız.
    okuyucu hem neyin nefsi hem de nefesi olurdu o zaman.
    neyin sesiyle nefesin örtüsü de şairin kendisi.
    ..

    ney’den bana kalanlara gelince;
    Allah’ın kendi ruhundan üfleyerek insana şekil verişi gibi, neye nefesle üflenerek ses giydirebilir, şekil verilir.
    ‘Kendi nefsinden’ olanda huzur bulmak için; ses nefesi örtünerek mütemmim cüz olur, iki yarım bir bütün.
    Birbirini örtü kılma, birbirine örtü olma, ayıpları, hataları, kusurları örtme yüceliği ‘eş’lerin merhametine bakar.
    Araya sevgiyi ve merhameti (nefesi ve sesi, kadını ve erkeği) koyan Allah, nefsin kusurlarının ‘örtülmesine’, kınanmadan düzeltilmesine müsaade etmez mi.

    وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ

    مَوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    (rum 21)

  4. Nebiye Arı |

    merhaba dostlar!

    şiire dair konuşulduğunu duydum, berbat şiir algımı ortaya dökmekte oldukça hevesliyim.

    iyi şiir olduğu kadar, şiirde tarz farklılığı olduğunu da kabul etmek lazım! kelime oyunu olmayan şiirlere iyi şiir değildir demek haksızlık olur. iyi şiir diye bir kavram olmasını bazen garipsesem bile, bence kişi için sevilen ve sevilmeyen olarak şiir kategorileri oluşması daha doğru!

    şiir algıdan algıya değişebilen bir şey! m.ali abinin dediği gibi tanımlayamadığımız her şey bir ‘şey’.

    şiir gibi: bir ‘şey’

    bazen şair de okuyucu da kelimelerin karmaşasını istemez, dinginlik ve paylaşım ister. şiir zaten az kelime ile çok duygu ifade edebilme yeteneğininin kendisidir fakat bu her şiirin sırrı çözülmesi gereken bir kelime bulmacası olmasını getirmez!
    bu sebeple iyi şiir tanımlaması yaparken bence başına ‘bana göre’ ifadesi yerleştirilmelidir.

    şiir benim için daha çok ‘his’ ile yola çıkılması gereken bir eylemliliktir.

    • Sema Erdoğan |

      yorumun altında ismim yazdığı için cümleleri kurarken tekrar tekrar ben’i vurgulamak istemedim.
      ama daha açık olacaksa ‘bana göre’ diyeyim:)
      ..

      şiirin tek bir tanımının olması elbette mümkün değil.
      bana göre:) şairi şair yapan sözü nasıl söylediğidir.
      onun ‘başkalığı’, sözü söyleyişinden, ahengi nasıl kurduğundan ileri gelir.
      bu ahenk kafiyeyle ritimle mi olur? hayır!
      şairin ahengi yakalaması sözcüklerin kıvamını nasıl tutturduğu, onları nasıl giydirdiği, hangi arkadaşlarıyla yan yana getirdiği, kendisinden önceki zemine ve anlama ne kadar yakıştırdığı, o sahnede nasıl dans ettirdiği ile alakalıdır.

      (nebiye, artık bana göre demesem olur mu:))
      iyi şiir hislerin, deneyimlerin en sade ve güzel kelimelerle okuyucuya sunulmasıdır.
      herkes aynı şeyleri hissedebilir, aynı tecrübeleri de yaşayabilir ancak aynı söyleyemez.
      herkesin elinde patlıcan olabilir ama kimi musakka yapar kimi kızartma:)
      ve nebiye, senin dediğin şey de burada devreye girer; okur musakka seviyorsa musakkayı, kızartma seviyorsa kızartmayı yiyecektir.

      (baya baya yemek tarifi vereceğim birazdan:)

      ..
      bu vakitte bu kadar oluyor, devamla inşallah:)

  5. tanım yapılamaması elbette şiirin farklı bir özelliği olduğunu ilk elde önümüze serer. ancak bu tek başına bir anlamı bütünlemez. zira aslında yapılamayan “ortak” bir tanımdır, yani öznel tanımlar elbette yapılabilmektedir ve aslına bakılırsa sadece şiir için değil belki de her “şey” için bu ortak tanım yapamama söz konusu olabilir.

    kim diyordu, Marx mı? yazı, yazarı kaleminden çıktıktan sonra ilk okuyucuyla buluştuğunda bambaşka bir anlam kazanır. yazarın kontrolünden çıkar. anlam alanı çok değişik yerlere varır. okuyucu, o yazıyı tekrar yazar. bunun gibi bi şeydi sanırım söz.

    bu sözde sadece şiire değil, tüm yazın türlerine dair bir anlam çoğulluğundan bahsediliyor. şiirde ise bunun çok daha fazla olduğunu kabul etmek lazım.

    peki en başka dediğim, bu tanımlanamama ve anlamın devamlı değişmesi, akışkan olması durumu şiire özgü bir şey değilse, şiiri farklı kılan ne?

    işte bu da – sanırım – yine öznel olarak değişik cevaplara açık bir soru olduğundandır ki, şiirin bir çok tanımı ortaya çıkıyor :) buraya, arkadaşlar, ben “ahenk”i koyuyorum.

    ne ölçüler, ne kalıplar, ne dizeler, ne uyaklar…

    eğer bir yazıda beni kendi içine çeken bir ahenk var ise, bu yazı düz yazı formatında yazılmış olsa daha benim onu şiir olarak kabul etmeme engel olamıyor bu durum :)

    peki ahenk ne? bilmem! :)

    kişisel beğeniye göre değişebilicek bir şey daha!

    şiiri bu kadar farklı yere oturtan sanırım bu denli çok değişkene sahip olması…

    bir de elbette şiirin yazılışındaki kapalılık konusu var.. bu da yaşanmışlığa dayanan bir anlam alanına işaret ediyor.

    türkçe yazılmış bir filistin şiirinden bir ingiliz öğrencisinin anlaması -tam olarak- için belirli bir arka plana sahip olması gerekir. bu arka planı aynı konu düz yazı ile işlendiğinde vermek kolaydır. en azından belirli kaynaklara/olaylara atıf yapılabilir, okuyucu yönlendirilebilir. ancak şiir hem çoğu zaman kapalı olan üslubu hem de bu şekilde bir atıf imkanına pek de sahip olmadığından anlaşılması zordur.

    örneğin bu kadar geniş olmasına gerek yok. cahit zarifoğlu şiirlerini anlamak için hayatına biraz da olsa vakıf olmak gerekir mesela.. rasim özdenören’den zarifoğlu dinlemek gerekir yada.. gibi.. yaşanmışlığa dayanan anlam alanı dedik ya, işte ona sahip olmak lazım şiiri “çözebilmek” için..

    bu nedenle şairler okundukça ve tanındıkça – eğer kendi dillerini oluşturmuşlarsa – çok daha iyi anlaşılıyorlar olsa gerek.

    çok konuştum :)

    nebiye’ye katılıyorum, ‘bana göre’ demeliyiz..

    bana göre: düz yazı; salgın bir hastalıktan dolayı ölmek üzere olan bir grup insanı tecrit edip, etrafını dikenli tellerle çevirerek ölmelerini beklemekse, şiir; hepsinin kafasına sıkıp, cesetlerinin başında ağlamaktır! :)

Cevap yazın.