kimse bilmezdi…
Kırmızı bir gelincikti benim kavgalarım. Ölürken gözlerim kan çanağına dönerdi ve hep terlerdim.Soğuk soğuk bir yağmur başlardı ardından… İşte öyle sancılı olurdu benim ölüşlerim. Yerden yükselen duam kadar bir boyum vardı. Tırnaklarım saçlarımın arasında bıçak kesilirdi. Kanardı. Yanağımda boylu boyunca bir yara, güllerim yas tutardı her gece ve gündüzlere fatihalar düşerdi. İzmaritlerin kararttığı bu dünyada nurdan maskelere yer yok.. Her ağlayışımda bir dağ umarsızca devrilir, bir deniz üç yudumda biterdi. Yaşlı bir ses duyulurdu geçmişin dar sokağından, iniltiler ve ağıtlar… ölümün sesi her yerde aynı duyulurdu, her yerde ölüm dar bir sokağın adıydı ve her sokakta bir ölü/m yaşardı… mahallenin en eski evine ürpertici bir lakap takılırdı… tıkırtılar, gölgeler, uğultular… kırmızı yanaklı bir kız geceden nasıl korkar kimse bilmezdi… yorganıyla küçük bedenini nasıl sarar bilmezdi… nefessiz kalsın razıydı, yeter ki annesi ölmesindi… boğaz ağrıları başlardı ardından ve kış… zencefilli bal, nane ve limon… kimse bilmezdi belki ama çocuklar her şimşekte yorulurlar ve ölmeyi isterlerdi..
sen hiç ölmeyi istemedin mi, sahi?
1 Yorum

























Evet! İhtiyarlamadan, çocuk denecek yaşta..