man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Kutsal Oda

 
O, benim oğlum… Oğlum… İşte herşey bu… Gülümsüyor, ‘Anne!’ diyor…
 
Hayır, diyemiyor… Demeye çalışıyor… Susuyorum… Daha fazla acı çekmesin diye… Konuşmanın bir zorunluluk olduğunu düşünmesin diye… Görmenin olduğu gibi…
 
Gözlerimi kapasam, gayr-i ihtiyari bir ara muhakkak açılacak… Uyandığımı anladığım an, açılmış olacak. Açıldıktan sonra anlamış olacağım uyandığımı…
 
Ama O anlamayacak… Ama O, yine de daha iyi bilecek uyku ile uyanıklık arasındaki farkı… O, bu ayrımı karanlıkla yapmıyor… Karanlık, onun için bir karanlık değil ki… Yalnızca bir karartı…
 
Oğlum susuyor… Gözlerini açmıyor… Açsa da farketmiyor…
 
“Anne” demek istiyor… Başını dizlerime koyuyor… Gözleri kapalı… Uykuya açıyor şimdi onları… Öyle sanıyorum, dizlerim ıslanıyor… Karartı akıyor dizkapaklarıma… “Anne” demek istiyor… “Anne!..”
 
Anlamı sözcüklere has kılanlara lanet ediyorum… Bu nasıl bir gereksinimdir?.. Göz yaşı mı? Neden? Oğlumun elleriyle dokunması yetiyor onu tanımaya… Neden göz yaşı? Onu anlamak neden saniyeler alsın? Neden kelimelerle vakit kaybetsin ki? Sadece bir an… Bilmiyor…”Anne, ağlıyor musun?” demiyor… Dokunuyor… Kaynağını biliyor…
 
Sözcükler, ışık… Çok mu gerekli?.. O, bunları biliyor… Tanıdığı yaşamı, onlarsız yaşanabilir kılacak kadar tanıyor onları…
 
Oğlum, yaşıyor… İşte benim oğlum…
 

Cevap yazın.