man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

çocuk denecek yaşta…

Elleri titriyor Hümeyra’nın… İsmi doğduğu günden beri bir muamma… Kızıl çiçek diyor, annesi… en kan yerinden… En kanayan yerinden öpüyor annesi, geçiyor… Ölümü sevdiğini söylüyor bir gün… Bir gün kanım deli akıyor, hissediyorum diyor… Bir gün hayal kuruyor, bir gün hayallerine sandal yapıyor, sık sık onlara yüzme öğretiyor… Çünkü kendisi çok iyi biliyor. Üç aylıkken yaşadığı Anamur serüvenini abisiyle ablası hala kıskanıyor… Ta eskiye dayanan bu deniz dostluğu sık sık ağlamasına sebep oluyor… Eskiden denizmiş denilen Konya’nın nadir yeşilliklerinden birinde şarkı söylüyor… Çoğu zaman kendi uyduruyor… Hep “sevdim” diye başlıyor bu şarkılar… Anlaşılan elindeki zikirmatikle çok “vedud” çekiyor… Kalbi çatlayacak Hümeyra’nın elleri titriyor…

İlkokula anneannesinin diktiği çiçekli jilesi ile başlıyor… Ağlıyor… Bu yüzdendir ki öğretmeninin aklında Hümeyra’nın yeşil gözleri kalıyor… Çünkü onun gözleri ağlayınca ve güneşe çıkınca yeşil oluyor… Öğretmeni bir gün ödev veriyor… Şiir yazılacak… “Ben şiir yazamam ki” diyor, ama illa yazılacak… Ödevini annesine yaptırıyor… “hayatı seviyorum” başlıklı bir şiir yazıyor annesi… Okul dergisinde yayımlanıyor. Altında Hümeyra’nın ismi geçen ilk şiirin gerçek yazarı annesi oluyor…

Yıllar sonra bir ağustos sabahına annesinin çığlığı ile uyanıyor Hümeyra… Nefesi kesiliyor… Annesi yere çökmüş… İsmine tezat bir yerde… “babam” diye diye dizlerine vuruyor annesi…  “Sema!” diye sesleniyor babası annesine:  “ölüm Allah’ın emri…”

Ölümle ilk o an tanışıyor. Anlıyor biricik dedesi sılaya dönmüş… Anlıyor denizi tükenmiş… Gözlerinde büyüyemeyeceği birisi oluyor hayatında, ilk defa… Dizlerine yatıp da şiirler dinleyemeyeceği biri… Gözlerinde şiirleşen hayatı sevemeyeceği…

Henüz oniki yaşında, dedesinin yokluğunu yaşayan bahçeli evin asmalarına bakan pencerede, gözleri yaşlı, kalanlara okuyor ilk şiirini…

“çocukluğum penceresini açar mı, taş atsam?”

Ve Hümeyra kalemle sırdaş…  Bir ölümden bin şiir doğuyor… Sancılı…

Çocukluk en sevdiği yanı… İnsanlara, gökyüzüne, mevsimlere, sokaklara en çok çocukluğu yakıştırıyor… İhtiyarlamadan toprakla tanışmak istiyor… Yağmurlu bir ilkbaharda… İkindinin kızıllığında… Babasının okuduğu ayetlerin fonunda… Çocuk denecek yaşta…

3 Yorum

  1. Yaramaz otobiyografi! Görmeyeli uzun zaman olmuştu :)

    Diğer yaramaz otobiyografilerden farklı olarak hüzün kokuyor bu yazı, diğerleri güldürmüştü bizi, bu hüzünlendirdi, ve aklıma benim hala yaramaz otobiyografimi yazmadığım geldi! :))

  2. gerçekten benim de otobiyografi yazmadığım bir ay önce falan aklıma geldi ,sonra gitti bak şimdi yine geldi:)
    bu otobiyografi evet hüzün kokuyor, eline sağlık çocuk!

  3. Sema Erdoğan |

    “çocukluğum penceresini açar mı taş atsam?”
    ..

    kalemi hüzün kokan çocuk, sanki arkadaşların neşeyle, bi dolu coşkuyla saklambaç oynarken sen saklandığın yerden olup bitenleri, ‘ötesini’ izler gibisin..

    çocukluğumuzun penceresine taş atalım, baktık açmıyor koca koca taşlarla ben pencereyi kırmaya varım!
    :)

    otobiyografilerin kalanını merakla bekliyoruz; ese, mustafa, nebiye, ŞAHİN!, büşra, selman abi, kevser..

Cevap yazın.