Sevgili Günlük (19.01.2011)
Zahire bakıldığında dört sene gençleşmiş olmam gerekirken, aksine dört sene yaşlandığımı hissediyorum be günlük.
Hani şu çocuk var ya, ilk virüs programını yazan, her virüs kapan bilgisayarla birlikte onun da kemikleri sızlıyor olsa gerek.
İşte sen ey çocuk…
Nice insanların bilgisayarlarına izinsizce girip onların bilgilerini küçük bir virüse yem etmek modası hep senin başının altından çıktı. “Sebep olan yapan gibidir” sırrınca bu kadar insanın hakkı ‘geleceği kesin olan’ o günde senden sorulmayacak mı sanırsın?
Ne diyeceksin?
“Şeyy.. Ama.. Ben sadece anneme -anneler günü veya doğum günü- hediyesi yapmak istemiştim” mi diyeceksin? Sorarım sana. Sen de her çocuk gibi bir çiçek alsaydın, bir resim çiziverseydin ya yavrucum ya da kahvaltısını hazırlasaydın o gün olmaz mıydı? Olur du. Bal gibi de olurdu. Hem annen mutlu olurdu, hem de o zamandan ta bu zamana, bu zamandan taa kıyamete kadar gelmiş ve gelecek tüm insanlar mutlu olurdu.
Tamam hadi sen bu virüsü yazdın. Bilgisayardan bilgisayara doğru olan yolculuğuna başlattın. Annen de alanında başarılı bir bilgisayar programcısı olarak antivirüs programını yazıp mağdurlara sattı, köşeyi döndü, zengin oldu.
Eee noldu? Ne kaldı bu çarpma işleminden geriye. Hani paralar, hani lüks hayat. Elde var bir parça kefen. Yutan eleman sıfır, tüm servetti yuttu. Püskürten eleman toprak, onu içeri almadı, geri püskürttü. Bunları farkettin ama geç oldu dimi çocuk, beyaz kumaşı çoktan avucuna sıkıştırmışlardı.
İşte çocuk.
Ölümcül bir virüsten nasibini alan ben, son dört yılımı bir virüsün elleriyle kısayoldan (!)* gayba yollamak üzereyim. Dört yıl önceye, üniversiteye yeni geldiğim zamanlara geri dönmüş olacağım böylece.
Ama şunu farkettim ki çocuk, iyi dinle.
Kiramen Katibin meleklerinin yazması, anlarının ebedi olmasını isteyen insanoğluna silinmesi imkansız olan Levh-i Mahfuz ve bu hayat yazılarının, fotoğraflarının, kayıtlarının muhafaza edilip saklanmasında iş gören Hafıziyyet hakikati tam da bu insanların ruhuna hitab ediyor. Bilgisayarındakiler seni terkedip gitse de ebedisi var üzülme dedirtiyor.
Çünkü;
İnsanı en iyi Rabbi biliyor.
*Hafıza kartındaki, flash diskteki, harici bellekteki tüm dosyaları kısayola çevirip içine ulaşmana izin vermeyen bir virüstür kendileri. Aman dikkat!…
(NOT: İlk virüsün bu şekilde yazıldığını duymuştum yıllar önce. Ama biraz önce yaptığım araştırmalara göre bu şekilde değil de bir lise öğrencisinin arkadaşlarına şaka yapmak için yazdığını öğrendim. Ben yine de o hayali çocuğa nefretimi sunmuş oldum, rahatladım. )
1 Yorum
























zeynep, denemelerdeki kendine has üslubunu seviyorum.
yağmurlu havalarda yazılmış izlenimi uyandıran, aynı tonda devam eden yazarların bilhassa iç sorgulamalarını, kendilerine yönelik eleştirilerini okuyamıyorum.
bu tarz denemeler bir yerden sonra kendini tekrar ediyor.
lakin yazar anlattıklarıyla kendisi üzerinden bir yerlere atış yapıyorsa, bunu da senin gibi mizahi bir dille ve aynı zamanda cuk diye oturacak teşbihler ve betimlemelerle süslüyorsa değmeyin yazının keyfine!
sade, günlük, sıradan bir iç muhasebe.
güzel olmuş çocuk, ellerine sağlık!