Dur(may)an Dünyamda Tüken(t)mek..
Durdu dünya..
Koptu fırtına, en orta yerinde hayallerimin.. İçine sığınacağım bir ben bulamadım. Savurganlığıma ortak buldum kendimi. Şimdi zordu nefes almam. Bu dünyada nefes, ne zaman alınır-satılır bir meta olmuştu..
Hesapların yanlışlarında doğruya ulaşmak beyhude bir çabaydı. Sevgilerin kıskacında özgürleşmekten bahsetmek garip bir rüyaydı sadece. Her şeyin varlığa yüklediği anlamı alıp, kendince(kimilerine göre özgürce) varlığını bir şeyler üzerine ikame etmek boşa kürek sallamaktı. Anlam insanın kendisinde saklıydı..
Zor olanı seçmek gerekiyordu. İnsanı zorlayan hakikatin kaderine bu denli bağlı bulunuşumuzu daha başka bir şey açıklayabilir miydi? Seçeneklerce çizilen yolların kesiştiği yerde kısa bir mola istemek, nefes almak ve görmemiz gereken noktadan her bir şeyi görebilmek.. Kolay değildi elbette. İnsan zor olana talipti. Dağların parçalandığı yerde sabit kıdem ayakta durmak, zoru seçmenin beliğ bir anlatımıydı şimdi. Sonlara bağlı insanın baştan kaybettiği yer de tam burasıydı. Azizlik ve Hakimlik makamından rol çaldıkça dağlar gibi parçalandığının farkında olmamak.. Ve bu söylemin sadece okuyucusu olmak..
Tükenmek gerekiyor. Tüketmek gerekiyor imkânları. Adımları atılmaz kılmak gerekiyordu. Düştüğümüz noktada ellerimizi tutması için O’na yalvarmak gerekiyordu. Tüm bu gerekliliklerin ortasında kendimize dönmemiz ve kendi kendimizi şu hitaba muhatap kılmamız ise.. Evet, bu gerçekten bir elzemdi: “Ey insan! Tükendiğini ispat et!”
İnsan tükenir mi sorusunu fazla eşelemek istemiyorum. Bildiğim, öğrendiğim; insan tükenir, imkan tükenmez. Dikkat edersek, hayatın yoğrulduğu kalbimiz de bu hakikati fısıldıyor sürekli bize.. Tüm bitimlerin arkasında saklı heyecanla sürekli yeniliyor kendini, evrilip çevriliyor.. Tükenmek, yeni başlangıçların ilk adımıydı. Yeni umutların pusulası.. Yeni hayallerin çerçevesi..
Zaman kavramının alacakaranlığında sığınmak lazımdı her şeyin Sahibine.. Sığınak kılmak, varlığı kalbe.. Var olmanın insana verdiği heyecanla kalbi beslemek ve onu bırakmamak.. Olan bitenin sınırları içerisinde, olan bitene müdahil olmak.. Dökülen yıldızların, dürülen güneşin, kaynayan denizlerin ve öldürülen benliğin kıskacında.. Şehvetin vahşiliğinde yüklenilmiş, hazza dayalı sistemlerin kucağında zamanın döküntülerine şahit olmak, sadece şahit olmak.. Ve kıvrılmak kendi içine ve tükenişinin meşruluğunu, tükenmeyenlerin nefeslerinde saklı aminlerde aramak.. Ne zor..
Ben uzaklaşıyorum sözcüklerimden, ben uzaklaşıyorum kendimden, ben uzaklaşıyorum kendime yakın kıldığım her şeyden.. İlmel yakîn biliyorum cehennemimi.. Aynel yakin hissediyorum.. Anladım ki ben tükenişimi geçici nimetler üzerinden konuşuyor(muş)um. Oysa ebedi nimetlerin sınırsızlığında sınırlılığın hesabını vermek, tutkuyla biriktirdiğim günahlarımın sızısında kabirlere uzanan bir hayata sahip olmak.. Evet tüm bunlar tüketirken beni.. Dünyanın durduğunu zannederek yazdığım bu yazıda bile akan zamanı durduramamam.. Mağdur edebiyatına kurban giden, çabaladığıma dair söylemlerimin karşılığını alacağıma inanamamam.. Ve tüm bu karmaşanın ortasında umuda dair heyecan taşımam.. İnsan olan beni, ne kadar da çıkmaza sokuyor..
Oysa dünya durmamış, ben öyle sanmışım.. Ne de zorla(n)mışım..
1 Yorum
























Tam da bir insan gibisiniz aslında hocam.. fıtratı ile şimdiki zaman arasında sıkışan..
‘umut fakirin ekmeği’ =)
bu yazıyı sevdim ben, gençlik ve islam..