BARAKA/ Sözsüz Sorgu (Belgesel)

Milyonlarca insan aynı anda soluk alıp veriyor. Fakat ne soluğun ve ne de gökyüzünün rengi aynı kalabiliyor.
Baraka, soluk alıp verişin çeşitli görünümlerini ve özündeki ayniliği sunuyor görselliğiyle. Sözlerini esirgeyip, sesleriyle anlatıyor hayatı ve derdini. Böylece insanın kendi iç dünyasını kendi sözleriyle anlamasını sağlıyor. Özün üzerine inşa edilmiş yeni/çağdaş kimlikleri gösterirken, kelimeleri vermeden sorgulatıyor. Zihin ve benliğin üzerindeki örtüyü aralayarak geçmişi hatırlatıyor. Fakat bununla geçmişi kutsamış olmayıp, yalnızca izletiyor. Tercih yine ben’e kalıyor.
Belgesel tabiattan düne, insandan bugüne geçişleriyle kutsal kitabın sorgulatan kıssa ve üslubunu anımsatıyor. Yine kelimeleri kendimiz buluyoruz. İlerleme fikrinin yıkıcılığı ve gerçekdışılığını ıspatlıyor bununla.
Tabiatı kıskanıyor, insana acıyor ve makinelere kızıyoruz belgeselle. Katili arıyor gözler ve görülüyor ki, en aşağılanmış ve acınacak durumda olan yine o/insan. Huzuru bulduran tabiat görüntülerinin her biri, hareket halindeki fotoğraflar olarak elimizde duruyor. Kamera insana döndüğündeyse önce karınca sürüsü gibi görüyoruz, ardından kirli bir dürbünle yaklaşıyoruz ona. Ve işte boğan, terleten, çaresiz bırakan keşmekeş…
Metropol sahneleri Charlie Chaplin’in derdini paylaşıyor. Seri üretim halindeki canlıları, yaşamı ve yalnızlığı izliyoruz civciv fabrikaları ve kapsül evlerle. Fıtratın benimsemediği bir yaşamın sonucu olarak görüyoruz bunu. Ekolojik ifsadın dibine vurmuş gibi geliyor. Ancak henüz vurmamış olması daha da korkutuyor.
İzleyiciyi dünyaya gezintiye çıkarıyor yönetmen Ron Fricke. Bunun için 6 kıta ve 24 ülkeye gidiyor. İnsanlığın evrensel dilini izletiyor bu farklı toprak ve toplumlarda. İnsanın kendinin ötesine geçmesini ve böylece ötekini tanırken ayniliğini keşfetmesini sağlıyor. Gezdirdiği toplumlardaki üstün yaratıcı fikrinin evrenselliğini görmemek mümkün olmuyor. Her inanç kendine bir pay çıkarıyor yaratılmış olandan.
Yönetmen insan serüveninin şu ana kadarki özetini yapıyor bununla. Michael Stearns’ın müzikleriyle de kendini benzersiz kılıyor diğer belgesellerden. Ve bir başyapıt daha algı ve gerçekliğimizi alt üst ediyor böylece…























