Tencere + Kapak = Mutluluk
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berberlikten istifa edip güzellik salonu açar iken. Ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Ninem düştü beşikten (eee 60 yaşında kadın hala beşikte yatarsa düşer tabi. Beşikte o kadar tıngır mıngır ses çıkarıp düşeceğini haber vermişte anlamamışlar ya neyse.) , dedem koştu peşinden (ah dedeciiim, içindeki bebek ruhu daha büyümemiş olan bu ninenin peşinden kıyamete kadar anlatılacak tüm masallarda koşarsın sen benden söylemesi.). Nine ağlayadursun, dede avutadursun, biz de onları güldürmek için masalımızı anlataduralım.
Bir mutfak dolabının üst rafında kara gün dostu, misafir geldiğinde ortaya çıkmak üzere ‘hazır ol’ da bekleyen tencereler, tabaklar çanaklar, çatallar bıçaklar varmış. Eve uzun süredir misafir gelmediğinden oturmaktan sıkılan yemek takımının nadide parçaları saklambaç oynamaya karar vermişler. “O piti piti…” saymışlar ve tencere ebe olmuş. Dolabın köşesine gidip arkasını dönmüş, başlamış saymaya.
1.. 2.. 3…
Dolabın kapağı açılmış, içeri giren ışığa bir çift de el eşlik etmiş.
13.. 14.. 15…
Dışarı ilk çıkanlar yemek tabakları olmuş. Cam kenarında masanın üzerindeki yerlerini almışlar.
25.. 26.. 27…
Teker teker atlamışlar çatal ve kaşıklar beş parmağın arasına.
37.. 38.. 39…
Bardaklar sürahinin etrafına toplanmışlar ağızlarını açarak.
49.. 50.. 51…
Tencere saymaya devam ederken çok sıcaklamış ve kapağını çıkarıp yanına koymuş. Saymaya devam etmiş.
61.. 62.. 63…
O-la-maaz. O el gelip tencere dışında dolapta kalan son nesneyi de almış.
73.. 74.. 75…
Kapak kendini tezgahtaki dumanı tüten yemeğin üstünde bulmuş. Ev hanımı yemekle konuşuyormuş bir yandan. “Bu da sana kapak olsun!”
85.. 86.. 87…
Çatallar ve kaşıklar kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlar bu olay karşısında. Çünkü tencere daha önce kapağından hiç ayrılmamış.
97.. 98.. 99…
Zil çalmış ve yemeklerle birlikte yemek takımı da görücüye çıkmak üzere misafir odasındaki masaya doğru yol almış. Ve tabi kapakta.
100.
“Önüm, arkam, sağım, solum sobe…”
Tencere arkasını dönmüş. O da ne? Kimse yokmuş. En önemlisi de yanından hiç ayırmadığı kapağı yokmuş. Kapağı olmadan bir hiçmiş o. İçinde pişirilen yemeği nasıl ilk andaki gibi sıcacık muhafaza edermiş tek başına? Ya da yabancı maddelerin içine girip yemeğin tadını bozmasını nasıl önleyebilirmiş? Hayır, kapağı olmadan yapamazmış. Oyunu bırakmış, ilk önce kapağını aramaya koyulmuş. Dolabın üst rafından şööyle bir aşağıya bakınmış. Mutfakta masanın üstünde fazla olan çatal kaşıklardan başka tanıdık bir eşya görememiş. Onlara seslenip sormuş kapağının yerini. İçeride olduğunu söylemişler onlarda.
İçi rahatlamış biraz, en azından nerede olduğunu biliyormuş artık. O an aklına bir şey gelmişçesine durmuş, yüzünde daha önce görülmeyen bir ifade varmış. Ve atmış kendini dolaptan aşağıya. Başka tencerelere yar yapamazmış kapağını. Havada uçan tencereyi görünce çatallar ve kaşıklar ağızları açık, ne yapacaklarını şaşırmışlar, öylece bakakalmışlar.
O sırada bizim hanım içeride yemek servisine başlayacakmış. Kapağı kaldırmış yavaşça. Herkes kapağa bakıyormuş altında ne sakladığını merak edercesine. Ve o sırada mutfakta büyük bir gürültü kopmuş.
Çıınnnn… ınnn… nnnn…
Kapak bu sesi tanımış tabi. Ve hanımının şaşkınlığını fırsat bilerek kaymış ellerinin arasından.
Tencere yuvarlanarak daha önceleri kapağıyla birlikte katettiği yolları bu sefer tek başına gidiyormuş. Kapak ta yer çekimine bırakmış kendini, aşağıya doğru iniyormuş.
Tencere yuvarlanıyormuş, kapak düşüyormuş.
Tencere yuvarlanıyormuş, kapak düşüyormuş.
Tencere salona girmiş ve hanımın ayaklarının dibine gelince frene basmış. Biraz daha çınladıktan sonra nihayet durmuş. Ve aşağıya doğru inişe geçen kapak, tam da onun üstüne gelip konmuş.
Elhasıl:
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş…























