man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Bir kavram, iki gerçek..

“-O dinci değil Kur’an’cı, Kur’an’cı..”

İlköğretim bir yada ikinci sınıf öğrencisi olan üç beş kişilik grubun hararetli tartışmasından fırladı kulağıma yukarıdaki cümle..

Bunu anlatan erkek çocuk bazı el kol hareketleriyle neden bu kanıya vardığını açıklamaya çalışıyordu arkadaşlarına.

Konunun diğer taraflarını pek umursamadım. Bu cümle var olan diğer cümleleri karşılamaya yeter de artardı bile..Yoksa arkalarından gidip “nedir olay, büyümüş küçülmüş gençler” demeyi aklımdan geçirmedim değil.. Fakat bu olayın dikkatimi çeken yönü, kavramlarımızın bir çocuğun zihnindeki yansımalarıydı..

Kelimelerimizin kalbinin medya aracılığıyla nasıl da ameliyata alındığının bir resmiydi yukarıdaki cümle.. Aslında muhtemelen 7-8 yaşlarındaki bir çocuktan, ilk bakışta bazı kavramların yanlış kullanıldığını duymanız çok da önemsenecek bir olay gibi durmuyor. Ne de olsa çocuk ya, boş vermek ve aldırmamak gerekiyor kimilerince. Ama olayı o kadar da basit göremedim bir türlü. Kavramlarımızın günümüzde nasıl bir anlama yelken açtığını, bu kavramlarla yeni yeni karşılaşan çocukların, günlük hayattaki kullanımıyla ilintili görmüşüdür daima, bilmem yanılır mıyım?..

Medyada ne kadar da duyarız “dinci” sözcüğünü  değil mi? Aslında bunu yaparken, zihinlerinde yatan hakikatlerin üzerini “cı,ci” eklerinin verdiği anlam genişliği(!) ile bir nevi katagorize ederek örterler.. Böylelikle adem olan insanı, türlü türlü fikirlerin temsilcisi haline getirirler. Oysa insandır o kişi ve ideolojilerin kulluğundan sıyrılıp O’na kul olmakla sorumludur. Ama lailklik.. Birilerinin laiklik martavallarına(Kamusal alana dahil olmadığını düşündüğüm mektebimizde bunu rahatlıkla ifade edebilirim galiba) kurşun atıyorum, koruyunuz..

E bütün bu süreçlerin sonrasında da beklenen gerçek: insanlar etiketlenir.. O dinciyse öbürü laik, diğeri sağcı, bir diğeri solcu; öbürü Türkçü tabi diğeri de Kürtçü olacak mecburen.. Al sana kırk parçaya bölünmüş bir toplum.. Al millet diye mitinglerde bağıran parti liderlerinin çocuklardaki yansımaları.. Buyurunuz.. Övününüz..

***

Kaygılarıma bir madde daha eklerken, cümleyi yüreğimin derinliklerine bırakmıştım.. Bu cümle olgunlaştığında farklı şeyler fısıldamaya başladı bana.. Ve çocuğa hak vermek istedim bu sefer. Bu kavramları medyaya pazarlayan, daha doğrusu çocuklara bu kavramları ayrı olgularmış gibi tanıtan biraz da ilim çevreleri değil miydi? Şimdilerde moda sözcükler olmadı mı bunlar? Alimlerimizin ağzında ezilip duruyor sürekli..

Ne acı ki, hakikatin öncülüğünü yaptığını iddia eden ilim çevreleri, hayatlarındaki Kur’an olgusunu garip bir şekilde sorgular olmuştu. Özellikle “mealcilik” diye niteledikleri bir akıma karşı çıkmayı “hakikatin kaybolması”yla   bağdaştırmışlardı.. Çeşitliliğe ısrarla karşı olan bu gruplar acaba Kur’an mealciliğinin tekelleşmesini mi istiyorlardı? Ya da tefekkür kavramının köküne bir kibrit çakıp, çıkan alevin ortasında ibrahimvari bir edayla, siz sadece bizim söylediklerimize iman edin demek mi istiyorlardı? İşin garip tarafı, Kur’an’ın apaçık bir arapça ile ve anlaşılması için kolaylaştırılmış bir şekilde bize sunulduğunu bile bile, alimler dışında kimse anlayamaz bu yüce kelamı sloganı haykırılıyordu belli bir kesim tarafından..

Çabalarımızı bir çırpıda yok etmeye ne kadar da meraklıydık. Her şey O’na derken arka tarafta her şey bana diyebilmeyi nasıl sindirir olmuştuk içimize.. Sonra diyoruz ki, hadi ümmet bilincinden bahsedelim.. Peki hangi kavramlarla.. Hangi ilim çevresinin argümanlarıyla..

Bu konu gibi zaman da akıp gider, ben ise hakikatimi hüsrana uğratmadan sözümü bitireyim;  Fark ettim ki, Anadolu’nun küçük bir ilçesindeki küçük bir çocuktan ne de çok şey öğrenebiliyormuşum.. Biraz acı biraz tatlı..  Ve bir kez daha anladım ki, hayatı okumak da böyle bir şey olsa gerekmiş.. Biraz umut biraz hüsran..

Son söz: Bu günkü müfredata kavram dersi konulması şart galiba.. Yoksa bu gidişle kimse birbirini anlamayacak..

2 Yorum

  1. Sema Erdoğan |

    çocuklardan öğrenecek çok şey var..
    zira onlar büyüklerin algılayamadığı ‘değersiz’ meseleleri öyle yerlerde kullanıyorlar ki çocuğun ‘büyüdüğüne’mi üzülürsün büyük diye geçinen bizlerin bunu fark edemediğine mi ..

    yazarın söylediği gibi, kavramların kabını ancak bir çocuk cümle içinde kullanınca fark ediyoruz.

    legoları bir araya getirdikleri gibi yanlış kavramlarla kendilerine ‘küçük’ bir dünya kuran çocukların o legolarını yıkıp yenisini yapmak ilk kez öğretmekten çok daha fazla emek ve sabır istiyor.

    son söz, biz büyüklerin bile kavram derslerine ihtiyacı var.

  2. Bu sancıdan umutluyum!

    Kavramların kurtarılması isteği, çabası mutlu ediyor beni.

    Evet, tam da yapmamız gereken bu, yapmamız gerekenlerden biri!

    Ancak şunu da unutmayalım ki, kavramların içine dalmak, bizi sonu gelmez bir okyanusun içine çeker. Başta hayatımızın tam ortasında bulunan kavramlardan başlarız ve gerçekten faydalı anlam birlikleri oluşturabiliriz. Ancak kavram çalışmalarında yine de bir birlik olmasının çok zor olduğu unutulmamalı.

    Bunun yanında, yani bir birlik sağlanabilse bile, kavramlar üzerinde çalışmak, bir süre sonra bizi ayrıntılara boğar. Gerçek meselelerden uzaklaşmamıza sebebiyet verebilir. Detay konularda ayrılığa düşmemizin önünü açar.

    Bu günlerde “bizim mahallede” gözlemlediğim bu yoğun kavram çalışması arzusunu olumlu görmekle birlikte, belirttiğim nedenlerden ötürü çekincelerim de yok değil.

    ***

    Bunun yanında Kur’an’ın “anlaşılamazlığı” üzerine pek konuşma gereği dahi duymuyorum.

    Bu konu eğitim, inanç ve kültür alanlarından çok, siyasi alanın ortaya koyduğu bir sorunsal, tarihe baktığımızda.

    Yani başından sonuna bir yalan, kandırmaca, kullanma!

    ***

    Bunlara çözüm olarak ne yapılabilir?

    Düşünce derinliğim bu soruya cevap vermeye yetmiyor, o yüzden en azından kendimi doğru düzgün teslim etmeye çalışıyorum O’na..

    ***

    Eline sağlık hocam, tefekküre sevk eden bir yazı, devamlarını bekliyoruz:)

Cevap yazın.