man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Lokomotif Hikaye-2

Oda çok karanlık. Gözlerimi açık tutmaya çalıştığım şu son üç dakikadır hala herhangi bir şeyi seçebilmiş değilim. Oda çok karanlık. Yada kör oldum.

Oda çok sessiz. Yeryüzünde hangi cehennem bu kadar sessiz olabilir Allah’ım? Rüzgarın, kuşların, yaprakların seslerini aramıyorum artık. Kulağımda bir çınlama dahi yok!

Yalnızım. Tek emin olduğum bu sanırım. Tek olmak istediğim de bu. Sanırım.. Düşünmem lazım. Çok fazla düşünmem lazım. Ama şu lanet buradan çıkma düşüncesini kafamdan atmam lazım önce. Burada olmalıyım. Burada olmalıyım. Düşünmeliyim.

Oda çok soğuk. Ellerim titriyor. Kendime gelmem lazım. Biraz yürüsem mi acaba. En iyisi oturmak. Ellerim titriyor, kahretsin.

Düşünmeliyim. Hadi ama! Onca kelimeyi ardı arkasına sanki bir senfoni çalıyormuş gibi dizen ben, şimdi iki düşünceyi art arda getiremiyorum. Toparlanmalıyım. Biran önce sakinleşmeliyim. Sakinleşmeliyim. SAKİNLEŞ!

Her şeyi en baştan alsam iyi olacak sanırım. Hem belki daha kolay olur böylesi. Lütfen artık!

Düşünmeliyim, düşünmeliyim, düşünmeliyim..

Evet!

Şahin Gürçay

Evet!

Baştan alıyorum..

Düşünmeliyim..

Düşünmeliyim ama düşünmek nasıl dipsiz bir kuyu ki beni alıp bırakmıyor gerçeklerin kucağına. Düşünmeliyim ama çok garip, düştükçe düşüncelerimden daha bir uzaklaşır oluyorum. Düşüncelerimden uzaklaştıkça kendimden de uzaklaşıyorum. Varlığımdan da.. Düşünmeden var olamıyor muyum acaba?..

Ne yapmalıyım bilmiyorum? Yaşadığım her şey bir düş mü yoksa? Bu oda, soğukluk ve emin olduğum yalnızlığım.. Ve çaresizliğim.. Ve düşünmeye çalışmam..

-Düşündün mü?
-neyi?
-İnsan düşmeden düşünemez mi? Kendiyle, hayalleriyle, umutlarıyla, en önemlisi ise yüreğiyle karşılaşabilmesi için düşmesi mi gerekir?
-Galiba düşmeden düşünebilir.Ben düştükçe uzaklaşıyorum her şeyden..
-Peki düşte olduğunu bilmeden, belki de düşünceleriyle, hayallerin düştüğü geceden gerçek sabahlara yüreğiyle kalkıp yürüyemez mi insan?
-Sen kimsin? Bana neden bu soruları soruyorsun? Bir türlü düşünemiyorum zaten. Hem zaman da vermiyorsun düşünebilmem için..
-Bıraksana benim kim olduğumu.. Zaman mı istiyorsun? Geçip giden geceye, şafak vaktine ve kuşluk vaktine yemin edilirken neredeydin?..Baksana ey insan! Az sonra Asr’a yemin edilecek. Hüsrana neden gebe yüreğin? Düşünsene artık! Sorular.. Hatırlandığın o ilk günde, hakikatin burçlarına bir soruyla çıkmadı mı ruhun? Anlık verdiğin cevapla; “belâ”..

Allah’ım bütün bunlar bir ‘düş’mü? Bilmiyorum ne oluyor bana.. Kiminle konuşuyorum, nasıl konuşuyorum, soruları kim soruyor bana anlamıyorum. İçimde bir ses var, sürekli beni yönlendiriyor sorularıyla. Bilmemek güzeldir derdim sürekli, ama bilmemek bu defa canımı acıtıyor. Ben okumayı da dinlemeyi de düşünmeyi de bilmiyorum galiba, ama beni cebrail sıkmıyor da.. Ne yapacağım şimdi? Bilmemek kötü mü, artık onu da bilmiyorum..
Allah’ım.. Delirmem an meselesi..

-Sahi ey insan, delirmek nedir ki?..

-Suuuuuss!

-Belâ..Vakit asr ey insan imdi sabret ve kendinle konuş; sus(tur)ma ve oku ve düş..

Mustafa Atalay

-İyi ama nasıl..

-Sabret..O ayı bekleyen 11 aycasına sabret..Ruhun ve yüreğinle..Sadece geceyi aydınlatan sokak lambası gibi değil, yaradılıştan beri arş-ı âlâ da mevcut yıldızlar gibi mütevazice.. Sabret..Sevgili’ye varmayı bekleyen Mevlana’ca..

-lütfen sus.!!

-Sus(tur)ma..Kendinle konuş..Özünde hep var olanla; O’nunla konuş..

-Kayboldum..Bulamıyorum..

-Karınca misali yolunda ol, ara o zaman..Her arayan bulamaz lakin bulanlar arayanlardır..Ara..

-Bilmediğim şeyi arayamam..-Öyleyse oku..

-Neyi..

-Sana geleni..Sen de olanı..Özünü, kendini, O’nu..Benliğini yok sayıp, düşmeden, susmadan, susturmadan, düşünerek, anlayarak, arayarak, bularak OKU..

O kadar parlak ve saf ki..Gerçeği gör artık!

Yamuk Bakmak

“Ara” olmasaydı eğer,
olurmuydu “aramak”..?
aralandıkça kendi kapım, aramaya başladım ben’liğimi, bendekini, benim olanı..
sahi neydi “ben” ?
aramaya değecek bir ben var mıydı?
aranmaya değer miydi ben?
yoksa bulmamak mıydı doğrusu..
ben’i kaybettikçe, var olmak mıydı?
sonra yavaş yavaş çözüldü kelime ipliği..
neyle gidilirmiş O’nun yanına..
ne yok’muş O’nun yanında..?
Var Eden’de olmayan “yok”..
O’nda sadece “yok” yok..
o hâlde;
bil ey nefsim,
yok olma zamanıdır..
hüsranda da olsa insan..
insanla beraber zikredilse de hüsran..
Asr’a inat;
“ben”i çıkar, at..

Hümeyra Özdemir

-…”ben”i çıkar, at!

-kaybetmelerin kıyısında bir de “ben”den vazgeçmek ha!..Bir de “ben”i kaybetmek.. Kaldırmaz bunu yüreğim..

- Yüreğin?.. Benim diyebildiğin bir yüreğin var mı senin?

-Neden olmasın. Varlığımı onaylayabildiğim tek hakikatimdir “benliğim”.. Ve benliğimin nefes alabildiği tek mekandır yüreğim..

-Benim dediklerini kaybetmiyor musun sürekli? Hâlâ, kaybetmemeyi düşünürken bile kaybedecek şeyler istemen nedendir?..

-Bilmiyorum, dedim ya canım acıyor bilmemekten, neden bilmediğim sorular soruyorsun ki?

-Sorular.. Sorularla var kılındın demiştim ne kadar da unutkansın..-Bir soruluk varlığımın bir cevaplık hakikati olmasın mı, “ben”?.. Neden geçeyim “ben”imden, “ben” tam var olmam gereken yerdeyim “ben”im dediğim yerdeyim, yüreğimdeyim işte, sorusuz cevapla..

-yüreğinin varlığına nasıl bu kadar kolay inanabiliyorsun? Düşünsene, bir gün herşey gibi yüreğinde yok olmayacak mı?..

-Yok?.. Güldürme beni.. Sende biliyorsun ki Allah’ta yok olma değil, var olma vardır.. Sahi yokluk ve varlık dediğin olay nedir ki? Belirsiz bir mesele sadece..

-Hem belirsiz diyorsun, hem de Allah’ta var olacağım diyorsun, bu bir çelişki değil mi?..

-Yok olacak dünyanın yok olacak gerçeği olarak, var olana yaklaşan yok olur mu cancağızım?.. Hakikate yaklaşan, hakkalyakîn bir gerçeklikle burun buruna olana denir mi yok oldun sen, denir mi var oldun sen?..

-Bilmem.. Demek ki benim de bilmediğim şeyler varmış.. -bana oku diyorsun ama sen hiç okumuyorsun galiba..Bu arada sen?.. Doğru ya sen.. Kaç zamandır hala seni tanıyamadım.. söyler misin, kimsin sen?..

-Ben senim. Ve ben değil sen okumaya başlıyorsun, fakat bunu fark etmiyorsun..

-Hay maşallah!.. Ben iyice deliriyorum desene.. Kendimle mi konuşuyorum ben uzunca bir zamandır.. O zaman dinle şimdi, bak ne demiş şair; “seninle hem fikirsen demek oluyor ben”

-Biz senle galiba hem fikir değiliz..

-Demek ki ben sen değilim.. Olmadı ki, hadi çık işin içinden.. Hadi..

tak tak tak!

kapının seri bir şekilde ve ısrarla çalmasıyla yatağından fırladı birden..

Gördüğü rüyanın etkisi üzerindeyken kapıda kimin olduğunu sormadan birden açıverdi. Karşısında tefeci Celal’i görünce telaşlandı iyice..Nereden de uyumuştu, oysa bir yolunu bulup kaçmayı düşünüyordu buralardan.. Delirmesi an meselesiydi..

Celal’e söz verdiği ikinci haftanın sonunda da borcunu ödeyemediği için, geçen gün yediği dayağın morlukları hala gitmemişti yüzünden.. Borcunu vermesi için artık kendisine son bir süre tanınmıştı. Bu gün o sürenin de son günüydü..Yine iyi bir dayak yiyecekti ama bu sefer çok korkuyordu, artık işin ucunda ölüm vardı..

Mustafa Atalay

Cevap yazın.