Ay: Ekim, 2010
Felaket
Oyuncak olmuş insanlar bu şehirde
Kim kiminle ne için oynuyor hiç kimse bilmiyor
Sahte duygular senfonisi çalıyor dört bir yanda
Kalbi sağırlar duymamazlıktan geliyor
Unutmak umutla kolkola, gökyüzünde dolaşıyorlar
‘Bir felaket daha geliyor’ diyor sokaktakiler
Ya Rabb, bu ne felaket
İnerken yeryüzüne âmin diyemiyor melekler
içimde
damarlarımda ince bir keder
dünya bileklerimden geçiyor
kalbimde kurşun delikleri
ıssız adımlar çatlayan dualar
dudağıma mühürlü senden kalma ahlar
akmaz nefesim gelip durduğun içimde
bir şiirin yazgısı olur cümlelerin
bakar devrilir üzerime
köşeye sıkışır gülüşlerim
öyle bitkin öyle çaresiz öyle suskun
sırf bunun için içimde bir yetim
sözü yenilemeye mektuplara koşar
karanlık bir dostluğa..
Nasıl başladığı bilinmeyen bir dostluğun, nasıl bittiği de bilinmez..
Meçhullüğün tam ortasında kaybolan bir dostluk..
Ama böylesi daha iyi değil mi, dostum?
Belki de sana dostum derken hiç titremedi sesim..
Belki sarılırken hiç ağlamadım sana..
Ondan mıdır bu hissizlik yüreğimin tam çıkmazında..
Hani ben sendeki dostluğa anlam kazandırmıştım?
Hani sen bendeydin, her dem, her mevsimde..
Hani bana kadim dostum diye hitap ederdin ya?
Hani yağmurlarla yudumlardık kahvemizi…
nerde hani’lerle başladığım cümleler şimdi..?
Neyin üzerine kurmuştuk biz bu dostluğu?
Neyin üzerindeydi de, şimdi enkazlar altında..
neyin varlığındaydı da şimdi yokluğun kıyısında…
Sen şimdi beni enkazın altında bırakıp nereye gidiyorsun?
Demek ki.. hiç ihvan olamadık birbirimize..
Ucu belli olmayan bir dostluk…
sen şimdi düşürüp düşlerimi, paramparça edip hayallerimi nereye gidiyorsun?
şimdi sen bana en büyük kırıklığı yaşatıyorsun…
“gidiyorsun..!”
Hani hep sorardım sana..
Nasıl buldun beni..?
Nasıl buldum seni..?
Nasıl bulduk birbirimizi..?
“bilmem ki..”
bilinmezler içinde saklı kalmış bir dostluk..
Bunca bilinmeyene rağmen;
Geçmiş bir tebessümünden tanırım seni…
Tanırım; enkaz altında göremediğim güneşi…
Ne çok dertleştik el ele..hepsinin de gündüzü bulutluydu…
Ne çok ağladık birlikte.. hepsinin de ıslaklığı çamurdu..
Ne çok güldük seninle.. hiçbirinin de gerçeği yoktu..
Ve şimdi;
Sonu belli olmayan bir dostluk…
sonsuz olmadığı gibi hiçbir şeyin…
Ama kızmıyorum sana…
İlk cinayet sebebi gibi… karanlık gibi çöken tam şu’rama…
Ben,senin beni öldürmene ‘cinayet ‘diyemezken…
ellerimi uzatmış, halâ bir medet beklerken…
Sen beni düpedüz bırakıp gittin..
sen giderken adımlarınla;
İçimde en ufak bir şarkı kalmadı sana dair..
‘Hatırlatmasın’ dedim sustum..
‘Anımsatmasın’ dedim yutkundum..
Unutmayı seçtim, enkazıma sarıldım..
Ama sen, susma, ‘yaren’ dediğim…
Konuş ki, ölü halime can gelsin..
Sen sakın susma omzunu gözyaşı şişesi bellediğim..
Konuş ki, sesin kurtarsın yaşlarımı omzundan…
Ben ki, tekrar tekrar susarım…
Ağız dolusu bir susuş, gerçek dostluğa bin susayışla…
Aklımda; erittiğin kalbimle birlikte yok oluşun…
Ben ki sustum… Rabbim konuşsun…!
günlerden bir gün, vakitlerden; 12:59-17:14…’
bir düş’üş’ ki-;dört saattir tutuyorum ellerimi..belki dört yıl daha..
bu kadar zordu işte bi dostluğa yazmak..ya da karanlıktı zor olan..
âkif misali ki, bi daha yazdırmasın; karanlık dostluklara, Allah..
Vakit Bevakit
Bir çığlık duyuluyor gökyüzünden. Ruhu içine giriyor ve açıyor gözlerini kız. Bir çığlık daha duyuyor. Cam korkudan titriyor. Kız kulaklarını kapatıyor. Musluktan su damlıyor. “Hayır, yine mi?” diyor. Bilinçaltına söz geçiremiyor.
İşte yeni bir çığlığı haber veriyor ışık. Kız yine aynı ürpertiyi yaşamak istemiyor. Konuşuyor bilinçaltıyla. Ama yine dinletemiyor ve su akmaya devam ediyor.
Başka seslere kulak veriyor, çığlık yine de gelip onu buluyor. Şıp. Şıp. Şıp. Su hala damlıyor. Damlaların içinde kayboluyor kız. Yıllar öncesine giden bir yolculukta buluyor kendini. Yapbozun altüst olup birbirine benzeyen iki parçasının değiştiği o güne. Yer altında şiddetli hareketin olduğu günlere. 17 Ağustos depremine.
Annesi sesleniyor. Ruhu içine giriyor ve açıyor gözlerini kız. İşte tam da o anda duyuyor sesi. Gözleri gökyüzüne doğru baktığından oradan geldiğini zannediyor. Ama nerden bilsin yerin sesi olduğunu. Daha önce duymamıştı ki. Henüz küçücüktü o. Hiç deprem yaşamamıştı ki. Bu yapbozu yeni görüyordu. Bilemedi. Değiştirdi yerlerini parçaların. Yerdekini gökyüzüne, göktekini yeryüzüne.
Aradan yıllar geçti. Bu resim defalarca önüne geldi. Tek bir farkla. Gökyüzüne baktığında yeryüzü parçasını görüyordu artık. Ses gökyüzünden geliyordu ama parça yeryüzüne yerleştirilmişti. O biliyordu bunu ama bilinçaltı kabul etmiyordu, açıyordu musluğu.
Yaklaşık bir saattir bu çığlıkla savaş veriyor, ama her defasında mağlup oluyordu. Bir şeyler yapmalıydı.
Vakit teheccüd vakti. O’na iltica vakti. Kapısını çalma vakti. Huzura girme vakti. Huzursuzluğunu gidermek için o huzura uygun halini, edebini giyiyor üzerine. Seccadesi merdiven oluyor. Huzura çıkmaya başlıyor. Bilinçaltı musluğu kapatmıyor inatla. O da sesini çıkarmıyor ilk defa. Yasin’lerle, Fetih’lerle devam ediyor yoluna. Uzun uzun kıyamda, uzun uzun secdede, uzun uzun huzurda duruyor. Huzurla doluyor. Dönmek istemiyor. Huzurda kalmak, o hadsiz rahmetin gölgesinde uyumak daha tatlı geliyor.
Sessizlik onu dünyaya döndürüyor. Kesilmiş. Evet, evet çığlık kesilmiş. Gökyüzü sessiz, musluklarını kapatmış. Yeryüzüne su ve ses düşmüyor artık.
Bilinçaltı da kapatıyor muslukları. Ve kız da kapatıyor gözlerini. Ruhu gezmeye çıkıyor gökkuşağı altındaki bahçelere.
Karalıyorum, Öylesine, Umutluca..
Karalıyorum umuda dair ne varsa umutla..
Evet belki pervasızca, acelece ama tüm benliğimle..
Ben diyebildiklerime olan şahitliğimle, kaybetmediklerimce kaybettiklerimle..
Unutmak nedir demiştin ya hani, o gün unutulduğunu bile düşünmeden, sahte unutuluşlara sahte gözyaşları döktüğün, o an..
Biliyorum, şimdi bu cümleyi duysaydın itiraz edecektin hemencecik. Olur mu sahte unutuluş, hele bir de sahte gözyaşı demişsin diye..
Olsun, tüm itirazlarını yazdım şimdiden uçan kuşların kanadına.. Götürsünler soğuk rüzgarların arasında sıcacık şehirlere.. İtirazlarına itiraz edeceğin o gün gelmeden uz/aklaştırsınlar karaya bürünmüş duygularını.. Yakınlaştırsınlar mağfiretin yağmurunda saflaşmış hakikati..
Ve göklerden yere düşsün kaygıların.. Sonra kaybolsun zaman kavramının alaca karanlığında hayatın. Serilsin gökyüzüne seyreylemek için yıldızlar.. Gözlerin yıldızlara yıldızlar gözlerine baksın. Sen küçücük gör yıldızları, yıldızlarsa seni. Sen kendini aciz gör, yıldızlarsa şahit olsun. Yıllar öncesinin ışığıyla, karanlıktan, yokluktan..
Sabret hayata dair ne varsa zihninde başkalaşmış düşüncelerle.. Bulaştırıp kirletme alemi kirlenen sevginle.. Şimdi kalk ve uyar.. Uy yâr.. Alem seni bekler.. Vedûd.. Bekler..
Haykırmaktan korkma gerçekleri. Sahteliğin pençesinden ancak bu şekilde kurtulabilirsin. Bükme boynunu, bir yağlı ilmik de sana geçirirler fark etmezsin. Sonra bir karmaşanın ortasında bulursun kendini tüm sessizliğinle. Zalimler korosunun sessiz üyesi olursun, sensizliğinle..
Sen hayatı yormazsan bil ki hayat seni yormaz. Sen hayata gülümsemezsen hayat sana gülümsemez. Sen hayata ağlamazsan hayat sana ağlamaz. Sen hayatı anlamazsan hayat seni anlamaz. Ne demiş şair; Hayat sensin, hayata inmelisin/kendini bulmalısın, kendinle kucaklaşmalısın..
Şairleri uçuk bulma. Kaybetmenin eşiğinde kazanmalara oynaman için bu cümlelere ihtiyacın var. Hem bu cümlelerle adımlayacaksın cümlelerin ulvilerine.. Okumanın tadına vardıkça kendinle buluşacak, kendini okuyacaksın.. Ya da hiçbir şaire kulak vermeyeceksin, şairlerin kalbine cümleleri koyana irtica edeceksin. Bir cümle de sana vermesi için..
Bir cümlelik hayatını yazdıracaksın sağına ve soluna.. Öznesi sen olan her cümlenin sonuna koyduğun üç noktalarca hesaba çekileceksin. Bileceksin ve göreceksin şer-hayır zerreciklerini.. Ardından yağmur yüklü bulutların siyahlığına bürüneceksin. Saklanacaksın bir tutam utangaçlığın arkasına. Bir rahmet bekleyeceksin, karanlığın ardından beklenen güneş kadar kuşatıcı,sıcacık, sarıp sarmalayan..
Döküleceksin, siyahlıklarını yitireceksin. Mutlu olacaksın bu kaybedişten.. Kaybolacaksın..
Sonra dönüp kendine bakacaksın.. Kendinle hesaplaşacaksın.. Fakat bulamayacaksın kendini.. Kızacaksın.. Ölçüp biçeceksin tutarsızca. Tam kibrine yenik düşerken, karalayacaksın umuda dair ne varsa.. Acizliğini fark edeceksin..Özür makamına koşacaksın.. Özrünce tutunacaksın.. Özünce tutuşacaksın.. Acemice, acelece.. Ama tüm benliğince..
























