ANLARSA BİZİ ANLAR ANLAR…
Sonbaharın hüznü her yeri sarmıştı. Bense bir ağacın altına oturmuş etrafa bakıyordum görmüyordum. Dedim ya! Sadece bakıyordum.
Bir an gördüm sanki.
Hafif bir rüzgar esti. Hissettim. Ağaçlar hışırdadı. Duydum. Bir yağmur damlası düştü. Korktum. Ardından bir tane daha ve bir tane daha…
Yağmur başlamıştı. Bir mağaraya sığındım. Sonra tekrar gördüm. Yağmur başlamadan önce altında oturduğum ağaçtan bir yaprak ilişti gözüme.
Görmek güzeldi. Hele baktığını görmek, bir harikaydı doğrusu…
Yaprak, bizim de zaman zaman tükenmemek için yaptığımız gibi nasıl da sarılmıştı dalına.
Düşmeyecekti, ısrarlıydı.
Pes etmeyecekti.
Damlanın her düşüşünde ben bir adım daha ağaca yaklaşıyordum, o ise biraz daha gayretleniyordu.
Damla damla başlayan yağmur birden doluya dönüştü.
O anda bir ses duydum:
“Daha fazla dayanamayacaksın, düşeceksin!..”
Bu, anne yaprağın sesiydi. Deneyimli olduğu kesindi. Sağanakta düşmemişti. Ancak yavrusu hakkındaki düşüncesinde haklı çıkmıştı. Minik yaprak bir yağmur damlasına daha dayanamayıp inişe geçti.
Tıpkı bir paraşütçü gibiydi. Bir o yana bir bu yana nazlı nazlı süzülerek iniş yaptı.
Bu bir bitiş miydi yoksa başlangıç mıydı?..























