Yaramaz Otobiyografi – Zeynep Ezgin
Tarih: Uzuuuun yıllar öncesinde bir Cumhuriyet Bayramı.
Yer: Bakırköy / İSTANBUL
Mekân: Bir devlet hastanesi
Saat: 18.00 civarı
Bu geçici dünya mektebine yukarıda sayılan zaman, yer ve mekânda imtihanlarını yaşamak üzere bir bebek gönderilmiş. Haber tez yayılmış olsa gerek tüm yurdu bir sevinç kaplamış. Meydanlarda havai fişek gösterileri başlamış. Yıllar sonra da Zeynep fener alayını bu cümlelerle tarif etmeye başlamış.
Yıllar yılları kovalamış aslında çok da kovalamamış. Beş sene sonra Zeynepler üç kız kardeş oluvermişler. Zeynep kardeşlerine dönüp “Sizin isminiz sadece Efendimiz’in (s.a.v.) hanımının ismi”, kuzenine dönüp “Seninki sadece kızının ismi” deyip kendini onlara göre iki kat şanslı hissedermiş. Çünkü onun ismi hem hanımının, hem kızının ismiymiş. Daha ne olsunmuş.
Anne sütünden mamaya terfi etme, emekleme, yürüme, konuşma vs. derken yaşı büyüdükçe imtihanları da büyür olmuş Zeynep’in. Konuşmayı öğrenmesiyle etrafındakilerinin de imtihanları büyümüş de daha haberleri yokmuş. Sessiz sakin dururmuş çünkü Zeynep. Ama bu fırtına öncesi sessizlikmiş. Lise 2 den sonra göreceklermiş onlar, Zeynep’i susturmak güç olacakmış…
Aynı dönemlerde iğrenç esprilerle başlayan mizahi hayatı da yıllar geçtikçe değişmiş ve insanlara tebessüm ettirir bir vaziyete bürünmüş. Zeynep arada geçmişe gidip bu durumla insanlara nasıl eziyet ettiğini düşünüp çocukluğuna gülermiş ve şimdiki haline de şükredermiş.
Lise bitmiş. Canı sıkılanın sistemi değiştirdiği şu caanım memlekete gelen yeni bir sınav sistemini ilk deneyen/denenen grubun içinde yer almış o da. Sonuçlar gelmiş. Tercihler yapılacakmış. Zeynep ve ona yardımcı olan kuzenleri rehberi karıştırırken annesi de yardımını esirgemiyormuş tabi.
-Ankara’dan ötesi olmaz. Ankara’dan ötesi olmaz.
Annesinin isteği üzerine harita ikiye bölünmüş. Ankara’dan önce (A.Ö.) ve Ankara’dan sonra (A.S.). A.Ö. kısmındaki okullardan matematik ile ilgili bölümler yazılmaya başlanmış listeye.
Ve sonuçlara göre beş yaşında ayrıldığı İstanbul hayatına kaldığı yerden devam edecekmiş. 2006 yılının beraat kandilinde Marmara Üniversitesi’nin yolunu tutmuş kayıt için. İnşallah üniversite hayatı da onun beraatı olur düşüncesiyle girmiş artık bu yola. Okulda belki çok zorluklar çekmiş ama evine gittiğinde oradaki kardeşleriyle ahiretteki beraatları için çalışıp durmuşlar. Git gide büyülemeye başlamış bu ortam onu, bağımlılık yapmış, ayrılamaz olmuş İstanbul’dan. Sevmiş oradaki kardeşlerini, huzur varmış onların yanında. Nasıl olmasınmış asıl hayatları için yatırım yapıyorlarmış çünkü.
Çizmeye başlamış Zeynep bi ara. Aslında istidat saklıymış içinde de okul, sınav, ders falan derken fark edememiş bunu. Üç dört yaşlarında eline geçirdiği herhangi bir kalem ve yanında kâğıt, duvar, gazete üçlüsünden biriyle başlamış sanata. Sonra ilkokul 1 de deftere düz çizgiler çizmişler sınıfça. Gittikçe haftada 2 saate indirmişler bu güzel yolculuğu resim dersi adı altında. Lise 2 ye geldiğinde ise ‘yeter size bu kadar resim, önünüzde öss var çalışın da okulumuzun derecesini yükseltin’ dercesine bu dersi de kaldırmışlar. Zeynep ne yapsınmış, çalışmış o da, bırakmış çizmeyi. Taa ki üniversitede bir kardeşi ondan resim çizmesini isteyene kadar. Zeynep define bulmuş gibi sarılmış kağıda ve kaleme, çizmiş çizmiş çizmiş. Durduramamış kimse, derslerde de çizer olmuş artık. Durmamış rüyalarını da çizmeye başlamış. Böylelikle bu sene resim kursunda alacakmış soluğu, ondan ç/aldıkları tüm resim derslerini geri alırcasına.
Rüya demişken bir de Zeynep ‘in uzunmetrajlı film gibi rüyaları olurmuş. Dinleyecek birilerini buldu mu anlatır anlatır anlatırmış. Yukarıda bahsedilen ‘etrafındakilerinin imtihanı’ bunun gibi bir şeymiş işte. Rüyalar bitmezmiş bir türlü. Her gün üç dört rüya görünce günler de yetmezmiş anlatmaya. Rüya görünce mutlu olurmuş Zeynep. Zaten mutlu olmaya da sebep ararmış hemen. O rüyaları uyanınca bile gerçekten yaşamış gibi hissedermiş ayrıca. Çoğu zaman rüya mı gerçek mi ayırt edemezmiş. Rüya olduğunu unutmamak için kaleminden destek alıp çizmeye başlamış o da.
Ve bir gün nasıl olduysa kalem ve kağıt buluştuğunda resim çizilmemiş de düşünceler akmış kalpten mürekkebe. Zeynep galiba yazı işine de el atmışmış. Ne olacakmış bu kızın sonu kimse bilmiyormuş. Zeynep bu yaşında yeni bir kimlik bunalımına girmiş. Kimi ‘güzel sanatlara gitseydin ya’ dermiş kimi de ‘niye edebiyat okumadın?’. Ee bi de hali hazırda okuduğu matematik varmış. Çıkamamış işin içinden Zeynep. ‘Zeynep’in kimliğini en kısa zamanda bulmasının olasılığı nedir?’ sorusuna okuldaki hocaları bile çözüm bulamazmış. Ama bulmuş Zeynep. En iyisi demiş ‘Sona yaklaşmışken matematiğe devam. Resim için de kursa gidersin öğrenirsin teknik falan. Edebiyata gelince Alıntılar Mektebi kapısını araladı ya ne duruyon yaz ve kapıya dayan .’
ZEYNEP EZGİN
2 Yorum
























Zeynep otobiyografini bir hikaye kitabı tadında okudum Fakat bazı yerlerinde -mış/miş’leri fazlaca kullandığın için okumayı zorlaştırmış.Ayrıca salt yazı değil resim de düşünceleri aktarır (buna binaen mektebe bir resim yapabilirsin mesela )
Matematiği bırakmadan da bu alanda başarılı olabilirsin, durmak yok yazmaya devam
Evet haklısın tekrar okuyunca bende farkettim değiştirebilirmişim bazı yerleri..
Hhmm.. Mektebe resim. Kulağa hoş geliyor, deneyeceğim bunu en kısa zamanda..
Matematik, resim, edebiyat.. birbirinden farklı üç alan gibi dursa da seviyorum hepsini.. Üçü bir arada olacak artık napalım