man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Ağustos, 2010

Bir Mekteb Tarifi

Alıntılar Mektebi

Malzemeler:
- Göz kararı yaramaz
- Alabildiğince yaramazlık
Üstü için:
- Bir tutam yorum
Yapılışı:
Göz kararı yaramazın kalbinden, aklından, kaleminden, mürekkebinden; papirüs, saman kâğıt, 1. hamur, 2. hamur, … , n. hamur (1,2, … ,n sayı dizisi bakımından) veya kuşe kâğıda dökülen yaramazlıklar daha sonra tuşlar yardımıyla yaramazın kalbi kadar temiz word sayfalarına aktarılır.
Yaramazların yaramazlıklardan oluşan bu karışım güzelce bir web sayfasına yerleştirilip fırına konulur. Derecesini açmaya gerek yoktur, biraz fırın havası soluması yeterlidir.
Son olarak karışım fırından yeni çıktığında üstüne bir tutam yorum serpilerek servise hazır hale getirilir.
Sıcağı sıcağına tüketilmesi tavsiye edilir. Afiyet bal şeker olsun…

Püf Noktaları ve Ek Bilgiler artı bir de Notlar
=)

Püf Noktaları
Mektebinizin daha güzel kabarması için bol bol yaramazlık ekleyin.
Malzeme listesinde açıkça göremediğiniz, bir tutam yorumun perde arkasında saklı olan konuşanlar da mektebe lezzet üstüne lezzet katmaktadır.

Ek Bilgiler
Sakın evde denemeye kalkmayın. Zira göz kararı yaramazın bir evde bulunması pek hayra delalet etmeyebilir. Gözünüzün kararı gidip üstüne bir de gözünüz dönebilir ve sonra da… Devamını söylemeyi yüreğimiz kaldırmayacak.
Bu tarifi çocukların ulaşamayacakları yerde saklayınız. Malzeme listesinde ‘yaramazlık’ gören evin haşarı çocuğu bu durumu kullanmak isteyip tuşuna basılmış gibi yaramazlık yapmaya başlayabilir. Bizden söylemesi, önleminizi alın.

Notlar
Tek başına tüketmek istemiyorsanız şefimiz yanında ‘Alıntılar Defteri’ ni öneriyor. Biz de denemenizi tavsiye ederiz.
Siz en iyisi bu tarifi hiç denemeyin, hatta atın gitsin. Yukarıda söylemeyi unuttuk tarif tek kullanımlıktır ve kullanılmıştır. Onu tüketmeye bakın, kâfidir.

Lokomotif Hikaye – 1

28 kasım 1987 öldüğüm gündü.
diclerahmat

Ahh bu dünya sahnesinin sahte ışıkları; floresanlar. Sıkıca yumduğum halde gözlerimi, içeriye hala ışık sızıyor.. Gecenin dinginliğini hissedebilmek için, şehrin karanlığa gömülmesini mi dilemeliyim? Belki o zaman başlarını hiç eğmemiş kibirli plazalar da silinir gökyüzünden. Yıldızlar ve ay parlaklığını göstermek için çaba sarfetmeyi bırakıp huzura ererler belki.
Gökyüzünün ulaşılmaz olduğuna yakinen inandığımdan sebep mi, Yeryüzünü susturup hayranlıkla yalnız onu süzmek isteyişim?
Nebiye Arı

işte bu düşüncelerle çekildim çocukluğuma.. evin damından berrak gökyüzünü izliyorum. gece bile saf, lacivert.. yıldızlar ay kadar parlak.. yağmur henüz başlamışken şimşek çakıyor bir yandan. ama bir dakika.. şimdi farkettim, orada şimşek daha sarımtrak.. ay ve yıldızların arasından, onların bir parçası gibi süzülüyor. bir yıldız kayması gibi.. şimdi hava bozdu.. böyleyken geceleyin, gökyüzü dağları daha asil gösteriyor..ileride, sınır boyundan sesler gelmeye başladı..
esê

Sınır boyunda, kurtlarla sırtlanların çarpışma sesleri ninni misali uyutuyor bu ülkeyi. Seslere kulak kabartıyor fakat hırıltılardan konuşulanları seçemiyorum.
Nebiye Arı

Konuşulanları duymak için ne kadar çaba sarf etsem de bir türlü başaramıyorum. Damdan aşağı sarkabildiğim kadar sarktım ama nafile. Biraz daha biraz daha… derken kendimi birden yere kapaklanmış vaziyette buldum. Kafamı kaldırdığımda, adeta bir zaman tünelinden oraya fırlamışçasına garip bir durumda olmalıyım ki, etrafımı saran ve gecenin karanlığında, göz bebeklerinden arta kalan beyazlığı ürperti veren, biri iri yarı diğer ikisi kemikleri sayılacak kadar zayıf üç kişiyi korku, hayret ve biraz da hiddetle karışık bir şekilde bana bakıyor bir halde buldum. Konuşmalarına davetsiz bir şekilde misafir olduğumu o an anladım.
Fatih

toza toprağa bulanmış kıyafetleri ve ellerindeki silahları gördüğümde, “işte şimdi o bahsedilen savaşın kıyısındayım” diye düşündüm.. gördüğüm kişilerin kaçakçılar olması için dua ediyordum, ama nafile.. üzerlerinde haki üniformalar ve yüzlerindeki tarif edilemez endişe sanılarımı yalanlıyordu..
esê

Kulağıma yabancı gelen bu dili öğrenmeliydim diye hayıflandım, pos bıyıklı üniformalı adam ellerimi bağlarken. Hızlı ve telaşlı kelimelerinden tereddüt fışkıyordu her birinin. Onlara derdimi anlatmaya çalıştığım her an daha da kötüleştiriyordum durumu:

-mmm.. benn.. Buraya şey için gelmiştim.. şeyyy.. sadecee şeyy.. Gökyüzü ve yıldızlar.. kentten uzakta bir geceydi arzuladığım.. Ben kürtleri de severim hem.. Yalnız ben burda kimsenin olmadığını sanmıştım.. yani.. aslında.. sizi rahatsız etmek gibi bir amacım yoktu.. ben..

Sırtımdaki sızı, fazla kelimelerim hatrına bana hediye edilen bir dipçik darbesiydi.
Nebiye Arı

“ama neden? ne yaptım ki ben? sadece sadece gökyüzü… sizi de sarmıyor mu beni sardığı gibi. bakmak istedim sadece. suç sizin ki!… siz aldınız sesinizle gökten beni.” demek istedim,diyemedim.ne kadar kin varsa dünyada tamamı bir çift göze toplanmış işte karşımda bana bakıyordu. biraz sırtımdaki sızıdan biraz boğazımda düğümlenen hıçkırıktan sıcacık ve ince bir yol çizildi yanağımdan aşağı… tuttu kolumdan, savurdu hiddetle beni ve bağırdı anlaşılır dilden: “ulan kopuğun dölü!!! ne işin var lan burda senin…” sonra yanındaki cisimleşmiş korkuya dönüp şöyle dedi:
duygu koruk

- Şanslısın: Cehenneme yalnız gitmiyorsun! Bak, burda sana eşlik etmek isteyen bir Kürt daha var. Yolda hoşça vakit geçireceksiniz, eminim. Ama cam kenarında o otursun olur mu, senden küçük çünkü!

25 Kasım 1987
Üç gün olmuş yoğun bakımdan çıkalı. Kuzey Irak’ta bir hastanede olduğumu, beni Allah’ın koruduğunu ve iyileşeceğimi belirtmiş doktor. Yatağımın ucunda aslılı dosyanın kapağında yazan bu, anladığım. Hemşire Türkçe bilmediğinden sis perdesini aralayamıyorum. Kürtçe beş on kelime bilseydim, en azından.. Bir camı kırık, ter kokan bu odada tek başıma kalıyorum. Zelan nerde, kim bilir, yaşıyor mu? İnsanlar beni nasıl merak etmişlerdir, ah! Kayıp olduğumu, öldüğümü düşünecekler, perişan olmuşlardır. Her bir yanımda ağrı var. Dizimi çok acayip sarmışlar, inşallah eskisi gibi yürüyebilirim. Ormanlık bir yerde olduğumu sanıyorum. Geceleri hayvan seslerine uyanıyorum. Okuyabileceğim, oyalanabileceğim bir şey yok. İçimi rahatlatan tek şey burada emanet olduğumu hissetmem. Ah ya!..

27 Kasım 1987
Alakası yok tedbirle, bunu en başta söyleyeyim. Kader. Kadere kim ne diyebilir. Hiç hesapta yoktu o köy evinde konaklamak. Arkadaşım uzun yol yorgunluğuyla hemencecik yatağa düşünce tek başıma biraz kitap okuduktan sonra, yıldızları seyretmek için dama çıktım. Daha önce yabancı bir yerde hiç böyle özgüven küpü gibi takıldığım olmamıştı, ondan olacak, düştüm!
Bunalıyorum burada. Uykum geliyor sürekli. Günde 10 saat uyuyorum. Yapacak başka bir şey olsa.

28 Kasım 1987
Bugün ilk kez bahçeye çıktım. Biraz Nazım gibi, biraz Ahmed Arif.. Kendim gibi değilim ama. Kendinde olabilir mi insan hayatına dair hayati onlarca sorunun yanıtını alamıyorken! Şiddetli bir merak var, endişe de o biçim.

1 Aralık 87
Zelan’ı infaz etmeye karar verdiklerini hemen anlamıştım. O pis bakışlarından, bir de elindeki parlak silahtan anladım ki iri yarı olanı Jitem elemanı. Bir seri katilin, insanlıktan tasfiye olmuş bir yaratığın rahat tavırları vardı üzerinde. Ancak, zayıf olan diğerini çözemedim. Jitemli ise, ilk infazında olmalıydı. Belki de stajyer sayılırdı. Gözlerinde acıma vardı çünkü. Onlara bırak Pkk’lı olmayı, Kürt dahi olmadığımı, bu köyde, bu evde sadece tesadüfen bulunduğumu, gezi yazısı yazmak için İstanbul’dan, bir edebiyat dergisi tarafından görevlendirildiğimi söyledim ama ne önemi vardı ki.. Her gün yüzlerce Kürt’ün öldürüldüğü bir diyarda değil miydim! ha bir leş fazla, ha bir az, kime ne, hesap mı verecekler sanki bu dünyada..
Herif bana, ‘Kürtçe bilmediğini kanıtla o zaman’ demesin mi! Konuşmanın anlamsızlığı umutsuzlukla geldi çöktü omuzlarıma, mecalim kalmadı..
Az ilerde öldürülüp, bir kenara atılacağımızdan emindim. Zelan, beni bırakmalarını, masum olduğumu yineledi ama bunun küfür ve tekme yememizden başka bir karşılığı yoktu. Beyaz bir Toros’a bindirildik ve dağ yoluna koyulduk ağır ağır. Ben dışarıyı seçemiyordum. Çok gitmemiştik ki bir anda otomatik silahlarla üzerimize ateş açıldı. yüzüme cam kırıkları saçıldığımı hatırlıyorum bir an. Sonrasını bilmiyorum. O araçtaki dört kişiden kim nerede şimdi? Cehenneme gönderilememişim, bu kesin!

2 Aralık 87
Sevgilim, bilemiyorum bu küçük defter eline ulaşmayı başarabilir mi! bin bir güçlükle dolu bir yoldan geliyor sana. Kasabanın postanesine bir ihtiyar bırakacak onu adına. 10 gün sonra okuyabilirsin inşallah. Bizimkilere hayatta ve iyi olduğumu ilet ilkin, acilen. Hayatta ancak ölüyüm ama, bunu bil, sen bil sadece.
28 kasım 1987 öldüğüm gündü.. Amedli iki kardeş beni bulmak, hiç değilse cesedime ulaşmak için, ‘o dağları didik didik arayacağız’ demişler.. İkinci gün mayına basmışlar, oracıkta can vermişler. Ben de can verdim sevgili.. Hiç canım kalmadı! Öldüm! Ölüm’den yapılmış yaşayan bir alıntıyım artık. Artığım! Kalanım! Geriye kalan yüz binlerce acı hikayeden biri.

Şimdi okunan lanet daha sonra yazılacak!
mab

H.Ü / Ev Hanımlığı Fakültesi / Türk Misafirperverliği 401 / Yeni Başlayanlar İçin Ramazan Sofraları

Ramazan’da misafir ağırlamak diğer zamanlara pek benzemez. Bu ayda insanlar her zamankinden daha aç ve sabırsız olacak, dar zamanda kısa paslaşmalar yapmanız gerekecektir. Bu yüzden eş-dost-akraba çevresine ‘aa nolur bu hafta bizdeyiz’ demeden önce bir kez daha düşünün, İYİ DÜŞÜNÜN!

YEMEK ÖNCESİ:

  • İftar öncesi mutfak hazırlığı güzel kokulara gebe olduğundan sizi zorlayabilir. Fakat bu orucunuzun sevabını arttıracaktır inşallah (ayrıntılı fetvayı Bimmî mezhebinden alabilirsiniz, “Bimmî de ne?” mi? Bayramdan sonraki yazımız bununla alakalı olacak ve o yazıdan sonra bu soruyu sorduğunuz için utanacaksınız :)
  • Ev hanımlığında zaman ve enerji tasarrufu önemlidir. Bu yüzden misafirler gelmeden önce, servis esnasında yardım etmeleri için kardeş/ler/inizle anlaşın.
    (Hocadan not: Pek tecrübe edemesem de tasarruf konusuna inancım ‘görür gibi’ düzeyinde!)

YEMEK:

  • Yemekte misafir ağırlamak bir çeşit sabır vesilesidir (sabahtan beri uğraştığınız onca yemeğin yarım saat içinde tükendiğini görünce bu maddeyi daha iyi anlayacaksınız)
  • Ramazan sofralarında unutmamanız gereken bir diğer husus  da namaz için hazırlıktır. Zamandan ve enerjiden tasarruf için sofrayla eş zamanlı olarak arka odayı mescid haline getirmeyi ihmal etmeyin.
  • Yemekte misafir ağırlamak aynı zamanda bir çeşit nefis terbiyesidir; siz daha suyunuzu içmemişken çorbasını bitiren bünyelere güleryüzle hizmet etmeyi öğretir.
  • Ana yemeği servis ettikten hemen sonra çaydanlığı ocağa koyun, çay anca demlenir.
  • İki tabak yemek koydunuz diye iltifat eden hüsn-ü zan ablalar karşısında öyle hemen şımarmayın!
  • Yemek – Çay/tatlı – Meyve üçlemesini soda ile nihayete erdirmeniz hassas midelere ilaç gibi gelecek, mide sahiplerini memnun edecektir.

YEMEK SONRASI:

  • Genç misafirler apayrıdır, kandır, candır! Kız kısmısı size çaktırmadan yardım eder, erkek güruhu sessiz anlarda yeni konu açarak ortamı şenlendirir… Bu güzel insanlara bir kıyak yapın ve yemekten sonra onları arka balkona sevk edin (kültablası ve çay eşliğinde) Hele bunu büyüklere çaktırmadan yaparsanız kral olursunuz kraal!
  • Misafir çocuklar için acil durum dolabınızdan oyuncaklarınızı çıkartın (yoksa komşulardan temin edin). Kısıtlı misafirlik süresince onlarla oyalanmaları iki tarafın da lehine olacaktır (tecrübeyle sabittir!) Ayrıca çocuklar henüz birkaç aylıksa “aman da ne tatlı” baloncukları yeni anneleri mutlu mesut edecektir (Riya mı? Riya ne arar la ev hanımında!)
  • Tontiş nineleri unutmamak lazım. Misafir sayısının on’dan (10’dan) fazla olduğu ortamlarda, muhabbete dahil olamayıp ‘kalabalıklar içinde yalnızlık’ sendromuna girebilirler. Yanına diz çöküp –sünnet üzere- gözbebeklerine bakarak yapacağınız iki dakikalık muhabbet seratonin seviyelerinde önemli değişiklikler yapar. Oy ne tatlıdır onlaaar :)
  • Misafirler gittiğinde saat çok geç değilse kısa bir mutfak-koridor-salon temizliği ertesi güne rahat başlamanız için elzemdir

Tüm bu maddelere rağmen gece sonunda annenizin mutluluğunu gözlerinden okumak tüm yorgunluğunuzu üzerinizden alır, halinize bir kez daha şükreder ve huzurla uyursunuz..

Hayy’dan gelir Hû’ya giderim..

Bismillah deyip ‘yazı’ ile başlıyorum.
(Evvelimiz Hayy, ahirimiz Hû olsun duasıyla)
..
Yazı serüvenine, 12 yaşında Filistin’e Veda filmini izledikten sonra günlük yazmaya başlayarak atıldım.
Filmin geri kalanını izleyemeyip, yazıya koyulduğumu hatırlıyorum.
Daha çok duygularımı anlatan günlüğümün bu ilk sayfasını sadakallahulazim diyerek bitirmişim. (defterimi açıp okudukça gülüyorum kendime:)
Önceleri klasik bir günlük ve Güzin ablaya dert yanma formatında olan bu defter daha sonra ufak tefek şiir denemelerime tanık oldu.
İlk şiirimi 14 yaşında babam için yazdım.
Bir gün özgüven patlaması yaşarsam(Allahualem), babamın bile görmediği bu şiiri kazara okuyucuya sunabilirim!
Birkaç şiir taliminden sonra ufak tefek deneme türünde yazılar ve dualar kaleme aldım.
Muhterem bir zatın, sahibine geri vermem için elime tutuşturduğu Ahmet Arif şiirleriyle şiire daha çok eğildim.
Filistin’e Veda filminden sonra bir nebze de olsa vicdan azabımı dindirebilmek, öfkemi haykırabilmek için yazıya başlamıştım.
Ne var ki günlüğümü açıp baktığımda, benim için 9 yıl önce başlayan bu zulmün bu gün hala devam ettiğine şahit oluyor, daha çok üzülüyorum.
Şükür ki bir süre sonra umuda ve ümmetin isyanını dillendirmeye yönelik yazmaya başladım.
Zira artık daha çok inanıyor, daha çok dua ediyorum!
..
Çocukları ve yunusları çok seviyorum.
En ‘büyük’ hayallerimden biri de bir gün yunuslarla yüzebilmek!
5-6 yaşlarındayken, yalnızca bir kez giyebildiğim, havuç yiyen tavşanlı mavi elbisemi çok özlüyorum.
Hayatımın mihenk taşlarından oluşan, her kitabın bir şahısla eşleştiği, benim için değerli bir okuma listem var.
Güzel insanlar tanıdıkça bu listenin genişlemesini umuyorum.
..
Kendimi bildim bileli bir şeyleri arar haldeyim.
Bulduğumu zannediyor sonra yine kaybediyorum.
Kendimi tekrar ararken buluyorum.
Ararken ‘kendimi buluyorum!’
Sizin anlayacağınız bulmak için değil kaybetmek için arıyorum..
“Bütün ömrümce aradığımı bulduğumda
Oturup ağlayacağım
Bir deniz kıyısında ”
..
Umutları m mı?
Aynı uçurtmanın peşinden koşan, aynı gökyüzünü paylaşan, aynı şeker için mücadele eden, çocuk kalmayı başarabilmiş kardeşlerimin verdiği heyecanla daha sıcak, daha diri!

Not: bu kısa öykü bir deli cesaretiyle, diğer yaramazların hayat hikâyelerinin okunabilmesi ümidiyle yazıldı.
Pamuk eller klavyeye, sırada kim var bakalım?
: )

Kandırılmışlık Kraliçesi-II

Kandırılmışlık kraliçesi! Boynun yağlı urgana değdiğinde, kim inanır Masumiyetine!

Yüzü özünü örten binlerce maskeli cellât, ellerinde baltadan dilleri şafak vaktini bekliyor.

Güneş yüzüyle buluştuğunda

Yuvasında kıvrandı gözleri,

Urganla dostluk kuran boynunu büktü

Artık asılmak duygusuyla tanış-dı

Darbeler gün ışığıyla yapıldığından beri kaybolanın utanç duygusu olduğunu anlayan kandırılmışlık kraliçesi, eğdi başını. Ayağının altındaki çürümüş iskemle, duygularından bihaber şefkatle okşuyordu bedenini. Kandırılmışlık kraliçesi kendisini, sırf yaralanmasından sebep vurulmaya hazırlanan ata benzetmekten alıkoyamadı.

Elma bahçesine kurt düşmüş, anlayamamışlar. Ağaçlara türlü ilaçlar enjekte etmişler, faydası olmamış. Bütün elmaların kaderi, çöplükte buluşmak, ağaç dallarının sonu ise gövdeden ayrılmak olmuş.

Kıvırcık koyun, boynuna takılan çanın şerefine hoplaya zıplaya koşturmuş ormanın derinliklerine, sürüsü de peşinde. Kavalı elinde kalakalmış çoban, iktidarı bir koyuna kaptırmanın şaşkınlığı üzerinde. Uçurum kenarına geldiğinde kıvırcık koyun, korkudan arınmış, koyun topluluğunun arkasından koşturması gözlerini kamaştırmıştı. Dönüp çobana baktı küçümseyerek, bir de uçurumdan aşağıya. Atladı, uçmak hevesine kapılmıştı; sonsuzluğa uçmak. Bir koyun ölüme koştu, sürüsü de peşinde.

Hikâyelere mesaj giydirilmiş, çalıntı anne kıyafetiyle ayna önünde kendisini süzen küçük kıza benzemişler.

Siyah-beyaz bir filmin donukluğu vardı sahnede; son şarkısını söylemek için sahneye çıkmış assolist rolündeydi kandırılmışlık kraliçesi. Kelimeler, nağmelere döküldüğünde martı çığlıklarını andırıyordu, kandırılmışlık kraliçesi son şarkısında hiç durmadan ağlıyordu.

Kandırılmışlık Kraliçesi,

Romanların sonunu okuyan sabırsızlık abidesi.

Kandırılmışlık Kraliçesi,

Gitar tellerini koparan beceriksiz müzik öğrencisi.

Kandırılmışlık Kraliçesi,

Aşkı yanlış anlayan arsız hüzün bekçisi.

8 / 11234...Son »