man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Bebekler

Niye böyle bir yazı yazma gereği duydun diye sual edilse derim ki adeta yazmaya sevk edildim, sürüklendim. Daha evvel bu kadar kısa zaman diliminde bu kadar bebekle kaderimiz birleşmemişti sanırım. Gözlerinden sevgiyi devşirdim onların, yüreklerini basit bir tebessümle fethettim ruhlarına ince bir buse kondurdum. Işıl ışıl parlayan göz bebeklerine hayran hayran bakıp, tatlı bir gönül sarhoşluğunu yaşadım.

Ne güzel ve özel mahlûktur şu bebekler. Aman ya Rabbi, insanın içine ne büyük enerji dolduruyorlar. Ekseri gülücüklerine şahit oldum onlarla güldüm, el salladım onlara, kalplerini kalbime sevgi rabıtası ile bağladım durdum. Ve elbette onlara temiz bir dünya bırakamayışımızı içerledim, bu hal bilseniz yüreğimi nasıl dağladı. Bazen de donuk bakışlı ve soğuk vücutlu bebeklere yüreğim için için ağladı.

Minibüs yolculuklarımda rastladım üç dördüne. Çocuklar genelde sevmezler dakikaları aşan uzun yolculukları. Erken bunalırlar, ortalığı ayağa kaldırırlar. İlk dikkatimi çeken bebekle de böyle tanıştık. Ortalığı velveleye vermişti kerata. Babasının kucağında sakinleştirme sözlerine aldırış etmeden ağlıyordu. Bir iki yaş civarı bir erkek çocuğu… Üç sıra arkadan ona kendimi güçlükle fark ettirdim ve iki gözümü sıkıca kapatıp, açmayla dikkatini celbetmeyi başardım. Kendisine ziyadesiyle tebessüm armağan ettim. Kalbini bana verdi. Ağlamayı bıraktı gözlerini fal taşı gibi açıp beni seyre koyuldu. Hafifçe gülümsemeye başladı. El işaretlerime ‘gel gel gel’ diye sessizce eşlik edip çocuğu epeyce oyaladım. Babası da cep telefonuyla susturmaya çalışıyordu onu, annesi yandan bir şeyler söylüyordu. Derken kuzucuk elindeki telefonu bana doğru uzattı, bana hediye etmek istedi anlaşılan. Annesi babası da arkaya doğru baktılar gayriihtiyarî. Arabadan birlikte indik babasının kucağındayken elini tuttum ve ona veda ettim.

İkinci ve üçüncü çocuklarla da üç beş gün arayla minibüste tanıştık. Onlar da beni sevdiler. Birine el işaretiyle gel gel yapınca o da karşılık vermeye başladı, diğerine babası reklamlardaki bir melodiyi seslendiriyordu:”yüz on sekiz seksen seksen seksen…” Çocuk da “tekten tekten” diyip bizi güldürüp duruyordu. Bir başkasının başını okşadım hastanaye girerken, şaşkın ve ürkek bir tavırla geriye doğru çekildi. Biri araba beklerken annesinin elinden tutmuş beni şapkasının tereğinden hafifçe süzdükten sonra hiç pas vermeden annesiyle büfeden çikolata almaya gitti. Çikolata herşeyden kıymetlidir gözlerinde çocukların.

İkisini ise otopsilerde tanıdım. Camdan gözlerle boşluğa bakıyordular. Renkleri uçmuş sırtlarına ölü morlukları oturmuş yaşını doldurmamış zavallı bebeler. Otopsilere alışmamız zor olmadı ancak bu bebek otopsileri yüreğimizi hep sızlattı. Nasıl parçalandıklarını anlatmayacağım size. Hekim yanım bunun lüzumunu kabul etse da şair tarafım bu manzaradan hep hüzünle doldu taştı, kabullenemedi bu vakayı,içten içe bastı isyanı:” Bir şekilde hayatını yitirmiş şu yavrucaklara yaptığınız reva mıdır, hocam?” Sonradan öğrendiğimize göre otopsiye girmeyip bahçede bekleyen arkadaşlar aralarında “Bebek otopsisi bana sarmıyor” diye konuşurken duyup onlara “ne diyorsunuz” diye çıkışmış mevtanın yakınları,bir sürtüşme yaşanmış. Bu otopsiye girseler büyük bir ihtimalle kavga çıkarırlar yahut düşüp bayılırlardı. Her şey bir imtihan lakin dayanması güçtü. Zavallı masum yavrucuklar, ağır bir imtihandan geçen analar babalar ah…

Allah’ın ne büyük lütfudur bize bebekler. Her biri ayrı bir mucize. Muhabbetleri her türlü sıkıntı ve külfetin üzerinde. Sıcak, sımsıcak bir duygu sağanağı altında kalıyor insan. Şükrümüzü nasıl eda ederiz bilmiyorum Rabbim, nimetlerine nihayetsiz şükürler olsun. . .

Cevap yazın.