Ömür
Zamanın içinde yürüyorum. Sabaha bir okyanus kıyısında uyanıyorum. Kahvaltımı Urfa’da yapıyorum. Geçmişten geleceğe uzanan bir gök taşıyorum kalemimde. Yürüyorum Emevi Camii’nin avlusunda peşi sıra Selahaddin…
Çocuklarım oluyor bir sosyal güvensizlik tenhasında. Bir
masada oturuyor ve kitap okuyorum, altını çizerek öğreniyorum hayatı. Alnım kırışıyor Kahire’de tasnif edilemez halde. Boca oluyor çehreme imkansız bir melodi eşliğinde el-Aksâ. Kocaman terlikleri olan bir dost ile karşılaşıyorum. Ah Petra! Sesim yankılanıyor derinliğinde yıldızlarının ve kızıl taşlarına çarpıyor mücevher gözyaşlarım. Ah Petra, kırılıyorum!
Gecenin kuru sessizliği Vadi Ram’da çözülüyor ve vaktin en dar yerinden bir çığlık kopuyor; sen ey Neretva! Gerdanında taşıdığın altın kolyedir güneş, dingin suyunda bir izdüşüm; Şemse… Serin iklimine başımı yaslıyorum usulca, sende buluyorum dipsiz acılarımın geride bırakılmışlığını; sen ki Meva…
Kanaya kanaya yudumluyorum Buna’nın kaygılı sularını ve işte akışına bırakıyorum tatlı yorgunluklarımı… Sonunda çarşılarında kayboluyorum Rukneddin’in, susuyorum, karşısında, suskun; her kimse… Kaybettiğim kelimeleri arıyorum ceplerimde… Ses düşüyor, anlam kırılıyor… Buyur ediyorum, ellerim ceplerimde, ellerim titrek, ellerim; tam sana göre, her kimse…
Yoruluyorum. Ardıma alıyorum Nemrut’u ve yaslanıyorum timülüs’e. Günbatımı doğuyor gözlerimde. Uzatıyorum ayaklarımı Tuna’ya ve diniyor ağrılarım. Tebessümüm yayılıyor Doğu Beyazıt’tan Beyrut’a. Ah Beyrut! Sebebim oluyor suskun sokakların, direncin Eylem’e bürünüyor. Gitmelere yakışıyorsun, gidiyorum! Beytüllahim’den gelen çağrıyı, Uhud’da dindiriyorum… Hira’ya çıkarıyorum yılgınlığımı, Hatice karşılıyor merhametle. Kızıl Nehri’in suları yarılıyor, Musa önde…
Bir ses ile uyanıyorum, telaşsız. Sabah yıldızını karşılıyor tepede, ellerinde papatya; Rukâl… Anılarda, dualarla… Arayışta güveni ve huzuru; mavi kelebeğin kanatlarında…
Kirpiklerimi ovuşturarak kalkıyorum. Hür bir tebessüm dokunuyor bakışlarıma… O anda duruyor zaman. Başı önünde toprağa can veriyor Belka…
Yazan : Kevser Çakır – Büşra Bulut
8 Yorum
























“Geçmişten geleceğe uzanan bir gök taşıyorum kalemimde”
“Bir masada oturuyor ve kitap okuyorum, altını çizerek öğreniyorum hayatı.”
“Kaybettiğim kelimeleri arıyorum ceplerimde… Ses düşüyor, anlam kırılıyor…”
Buyur ediyorum, ellerim ceplerimde, ellerim titrek, ellerim; tam sana göre, her kimse…”
kızlar
kızlar
kızlar!!!
ellerinize sağlık!
bana çok eskiden okuduğum bir romanı anımsattı tasvirleriniz.
bilmiyorum neden, ben Mısır’da, Nil’de, Musa’da kaldım..
“Alnım kırışıyor Kahire’de tasnif edilemez halde.”
” Kızıl Nehri’in suları yarılıyor, Musa önde…”
betimlemeleriniz harika olmuş güzel insanlar, harika..
Rukâl..
ve Büşra,
daha çok ve çok!
Belka ve daha Belka!
bu sen olmalısın..
ve sen
yazmalı,
paylaşmalısın!
İşte bu yazı okutur… Kaleminize sağlık!
bunu hakikaten iki kişi mi yazdınız? gerçi tek kişilik yazıya da benzemiyor:)
kalem yazdı mı yazıyor. . .elinize sağlık…
Gayet iyi, cidden iyi! :)
Defalarca okudum, ama her seferinde ilk paragraftan sonra kendimi şiir okurmuş gibi okumaktan alamadım.. Sonra vazgeçtim bu uğraştan, zira okuduğum şey şiirdi zaten..
Evet, kesinlikle bir şiir, ve ben bu şiiri çok sevdim :)
Yazının iki kişi tarafından yazılmasına gelince, nasıl yaptınız bilmem ama iki insan bir kalem olmuşsunuz! Her ne kadar yazının kısa olmasının etkisi olabilirse de, ben en ufak bir mizaç farkı bile göremedim.. Ya biriniz baskın çıktı ya da zaten ikiniz de “aynı”sınız sanırım :)
Ellerinize sağlık diyorum ve de kesinlikle ikinizden de – ayrı ayrı veya yine beraber – yazılar görmek istediğimizi belirtiyorum..
Allah razı olsun kardeşler. Yorumlarınız bizi sevindirdi.
Ama ikimizin yazmış olması neden ilginç olsun:))
Büşra ile biz çocukluktan arkadaşız/kardeşiz/dostuz pek belli etmesek de Şahin kardeşin ifadesi ile “aynı”yız…
Bir akşam birlikte otururken, dedik “oturup bir şeyler yazalım”, öylesine gelişti işte. Ama şiir gibi ise, kendini okutturabildiyse ne mutlu…
Biz derken bile içkinleşmişim, şu an bir de Büşra’nın yerine konuşur gibi oldum farkındayım :)
Baki selamlar
“Zamanın içinde yürüyorum. Sabaha bir okyanus kıyısında uyanıyorum. “, “Çocuklarım oluyor bir sosyal güvensizlik tenhasında”, “Bir
masada oturuyor ve kitap okuyorum, altını çizerek öğreniyorum hayatı”, “…”, “Boca oluyor çehreme imkansız bir melodi eşliğinde el-Aksâ. (Gazze yolcularını korku ile ümit arasında bir bekleyiş sarmış. Müslümanların A, B ve C planları varmış… Strateji gerçeklik arıyor)
“Kocaman terlikleri olan bir dost ile karşılaşıyorum”, “…”, ” Serin iklimine başımı yaslıyorum usulca, sende buluyorum dipsiz acılarımın geride bırakılmışlığını; sen ki Meva…”, “Kaybettiğim kelimeleri arıyorum ceplerimde…”, “Ah Beyrut! Sebebim oluyor suskun sokakların, direncin Eylem’e bürünüyor. Gitmelere yakışıyorsun, gidiyorum!”, “Bir ses ile uyanıyorum, telaşsız”, “Kirpiklerimi ovuşturarak kalkıyorum” ve evime dönüyorum…
Harikasınız… :) Rabbim bereketini arttırsın… ;)
Öyledir Kevser, adıma dilediğin gibi konuşabilirsin- ki eminlik ne güzeldir.
Şükür..
Hikayelerin hikayeleri olurmuş, evet gerçekten olurmuş!
oldu..
Öyküye yol verdik,öykü oldu.
uzadıkça an’ılar çoğaldı,şükürler,farkındalıklar ve hüznün tadı..
Kalemlerimizin direnç dolu öykülere yol vermesi duassı ile..
iyiye,daha nitelikli iyilere inşallah..
Canlarım benimm ne güzel yazmışsınız gerçekten tekrar tekrar okuyorum ve okudukça hayran kalıyorum sonra içine giriyorum öykünün:)
Ayrıca sizdeki cevheri biliyorum ve devamını bekliyorum ikinizdende:)
Kaleminize ve daha önemlisi yüreğinize sağlık…