man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

ANIN TARİHÇİSİ MEHMET AKİF ERSOY’A KISA BİR BAKIŞ..

Türk Edebiyatı’nın usta kalemi Mehmet Akif Ersoy doğumundan ölümüne kadarki sanat ve mücadele dolu hayatı boyunca sayı olarak ve anlam olarak bir hayli kabarık eserler bırakmıştır günümüze. Bize düşen ise bu eserleri anlamak ve anlatılan şeyleri hayatımızda uygulamaya çalışmak olmalıdır. Peki, İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy neyi anlatır?

Türk Edebiyatı’nda, Mehmet Akif kadar, hayatı ve şiiri birbirine harmanlamış şair olmayabilir. Akif şiirlerini yazarken en uç ve en acı noktaları bile objektif bir gözle yakalamıştır. Ama konu hayat olarak alınırken ve yaklaşım tam bir dıştan bakış ile yapılırken bile hayatlar, o hayatı, o an ki konuma getiren tarihi etmenlerle ölçülüp biçilir. Hayat, Akif’te kendine her konuda yetebilen bir hale getirilmiştir. Akif bu yaklaşımın ışığını İslam’dan alır ve İslami cemiyetin kanayan tüm yaralarına tam bir soğukkanlılıkla yaklaşan Akif, tedavi yolunu da gösterir ki İslam ilkelerine sıkı sıkıya bağlanılsın ve İslam yeni bir ruhla tekrar diriltilsin. Çünkü Akif’in yaşadığı dönem tam da bunu gerektirecek bir dönemdir. Akif bu konuda:

‘Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı.’ der.

Akif’in şiirinde temel zaman şimdiki zamandır. Şiirin konusu hayat, şimdiki zamanda işlenir. Tarihin bütün pislikleri ve birikintileri şimdiki zamana toplanmıştır ve bu pisliklerden ancak ve ancak şimdi kurtululabilir. Akif, geçmiş zamanı ise bugünü anlatmada bir karşılaştırma unsuru olarak kullanır ancak. Çünkü O’na göre yara, ancak tarihçesi ve tedavi yolu bilinerek yok edilebilir.

Akif, toplumu bir ressamın, gördüğü acı bir durumu, kendi hüznünü katarak renklerle tuvale dökmesi gibi döker şiirine. Doğu’nun sefaletini, küfeci çocuğun ağır hayatını anlatır böylece. Ve bunları yaparken şair son derece gerçekçidir. Şiirlerini halktan biri olarak, onların düşüncelerine yer vererek dokur. Bu nedenle şiirleri zaman zaman hikayeleşir ve böylece şiir yazmaktaki asıl amacına ulaşmış olur. Akif gerçekçiliği, amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullanır. Ama amacı olan ışık, yani İslam, bu gerçekçiğin daima üstünde durur. Yani temel olarak Akif, şiirlerini şu iki temel üzerine kurar: İslam ve gerçekçilik. Bu iki kelime Akif’in şiirlerini özetler.

Akif’in şiirlerine bu unsurları katan şeyler; annesinden gelen ahlaki ve edebi yan, babasından gelen ve Akif’i gerçekçi düşünceye iten batıya olan açıklık, İslam ideali, ülkenin içinde bulunduğu zor durum ve aldığı pozitif bilimler eğitimidir.

Ayrıca Akif, yüksek kesim edebiyatına ait görülen aruzu, dilimize sanki öz malımız gibi sokmuştur. Aruz ölçüsü Akif’in şiirinde Türkçe ile öylesine bütünleşmiştir ki aruzun kullanıldığını fark etmek zaman zaman çok güç olur.

Akif’in şiiri bir bakıma günlük sayılabilir. Çünkü Akif şiirlerin o anki durumuna göre yazmıştır. Ama sadece kendisinin o anki durumuna göre değil, tüm toplumun o anki yaşantısına göre. SAFAHAT dönemler anlamına gelir ve bunun nedeni de Akif’in bu eserde, toplumun dönemlerini anlatmasıdır.

Kimi zaman toplumun günlük hayatından tablolar çizilirken, kimi zaman da savaşlardan ve kahramanlıklardan bahsedilir Akif’in şiirinde. Örneğin savaş olmadığı zamanlar Akif; camileri, kahvehaneleri, hastaları, meyhaneyi, dulları ve yoksulları anlatırken, savaş zamanında birden destansı anlatım kendini gösterir ve Çanakkale Destanı, Süleyman Nazif’e Cevap ve İstiklal Marşı gibi şiirler dökülür şairin kaleminden.

Savaşların bitip de devrimlerin başladığı yıllarda Akif’in suskunluğu başlar. Akif bu suskunlukla bile bir şeyler anlatır aslında. Şimdiki zamanın tarihini tutan bir şairin susması o döneme ait yapılan en büyük protestodur.

Daha sonra mısıra geçen şair, orada yazmaya tekrar başlar. Burada yazdığı şiirleri ölümün kokusunu taşır. Artık Akif, kendini fanilikten arındırmış ve tasavvufa vermiştir. Bu, Akif’in şiirlerine de yansır.

Akif, kısa bir tanımlamayla anın tarihçisidir ve yaşamının neredeyse tamamı boyunca tüm toplumun tarihini not eder. Ve bunu yaparken de toplumu şiirine, kendisini de topluma katar. Tamamen objektiftir ve hayatı temel unsur alır. Ve işte bu şekilde yazılmış tüm Mehmet Akif Ersoy şiirleri SAFAHAT’ta toplanmıştır.

Safahat’a genel olarak baktığımızda, ilk önce, toplumun yaşayışını, tavırlarını, günlük hayatını ve sıkıntıları görürüz. Daha sonra, cemiyet içinde tartışılan ve mutlak bir biçimde cemiyetin geleceğini tayin edeceği belli olan fikir ve görüşlerin Akif dili ile anlatımı ve bunlardan kurtuluş yolları gelir karşımıza. Akif, ilerledikçe hayattaki amacını, İslamı, Kur’an’ı ve bu amacın açıklamasını sunar bize şiirinde. Sonra sıra halkın ve aydınların incelenişine gelir. Kimin ne olduğunu, neyin nerden geldiğini, durumun aslında ne olduğunu anlatmaya çalışır Akif burada. Sıra Akif’in hatıralarına gelmiştir ve Akif gezilerini anlatır o muhteşem üslubuyla. Şair daha sonra Safahat’ın Asım adlı bölümünde özlediği ve ümit ettiği geleceği, bu geleceğin gençliğini anlatır. Akif, Asım’ın neslinde, kurtuluş savaşında olağanüstüleşen gençliğin, barış içinde de aynı olağanüstülüğü göstermesini bekler. Akif bu şiirinde, büyük özleminin etkisiyle gelecek zamanı da kullanmış, ama bunu yine şimdiki zamanın uzantısı olarak yapmıştır. Son olarak ise Akif, kendini unutma dönemlerini konu alır ve sonsuz bir umut denizi içinde kaybolmayı bekler.

Kısaca Safahat-yani Akif-; toplumu, halkın yaşayışını, Akif’in idealini, aydınları, Akif’in anılarını, O’nun umudunu ve son anlarını anlatan bir kitaptır. Ama bu kitapta Akif bizlere bunlardan daha çoğunu anlatır. Çünkü şairin anlattığı aslında bizizdir ve onun şiirlerini okurken, adeta her tarafı aynalarla çevrili bir odada kendimize bakıyoruzdur. Her yerde biz ve aynalar vardır. Hayatımızın tamamı önümüzdedir. Bu nedenle, bir insan, Akif’ten ne anlamak istiyorsa onu anlar.

31 Ağustos 2007

Cevap yazın.