man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Ocak, 2010

Görkemli Mâbud..

dünya değişiyor…
bunu suda hissediyorum…
bunu toprakta hissediyorum…
havada koklayabiliyorum…[1]

Sokaklarda buram buram değişim kokuyor artık. Taşların altındaki kumlar, yeryüzünün isyanına dayanamayıp dışarı fışkırıyor ve rüzgarlarla savrulup yok oluyor. Nicedir üzerlerine oyun çizgileri çizilmeyen asfaltlar asit yağmurlarıyla delik deşik bir vaziyette. Bir köşede yalnız ve unutulmuş esnaf, kepenge mutlak kilidi vurmak üzere. Ve değişimi en çok hisseden kediler, masum ve çekingen bakışlarının ardında tüm sırra vakıf, beklemekte…

Farkındalıkla dalgınlık arasında bir yol boyunca gezinirken aniden ayağınızın altında yuvarlanan bir misket ilginizi çekmez çoğu zaman. Bir şair, yazar, ressam veya deli değilseniz hiç işiniz olmaz o misketle. Ardınızda bırakır ve devam edersiniz yolunuza. Ama ayağınıza dolanan ikinci misket her kim olursanız olun durup düşünmenize neden olur. Kim bilir belki çocukluğunuz gelir aklınıza. Misketle oynadığınız, salıncakta sallanıp saklambaç oynadığınız anlar. Kısa bir nostaljiden sonra düşünmeye devam ederseniz, bu olayda bir ilginçlik sezebilirsiniz. Sizin zamanınızda misketler sokakta böyle başıboş bırakılmazdı! Onlar çocukluğun en değerli aksesuarlarıydı belki de. Sonra dönüp sokağa bir göz atarsınız. Bomboştur ekseriyetle. Çocuk cıvıltısı yoktur orada, oyunların canlılığından yoksundur sokaklar. Sizin zamanınızda sokaklar da böyle boş olmazdı! Sonra aklınıza gelir: “ Artık çocuklar sokakta bir misketle diğer misketi vurmaya çalışmıyorlar, bilgisayarın başında misket bombalarıyla dünyayı vuruyorlar! ”

Değişen dünyada bırakın hayatı, geçen günlerimizi bile sorgulayamazken bir an durup içinde bulunduğumuz durumu düşünmeye çalışmak, kavrama çabasına girmek ve bu konuda kendi çapımızda çözümler aramak neredeyse imkansızdır. Çığ gibi akıp gelen düşünce yığınları savurur bizi. Tutunmaya çalışmak nafiledir. Bitmesini beklemek anlamsızdır. Ve o anda canını kurtarmaktan başka bir şey düşünen yoktur.

Anlam veremediğimiz ve önüne geçemediğimiz değişim, belki de bizlerin en önemli değerlerinden biri olan kültüre önce bir çekiç gibi vurmuş sonra da özgürlük eli kisvesi altında tüm bedenimize sokulmuş ve en hayati damarımızı çepeçevre kuşatmıştır. Daha biz olan bitenin farkına varamamışken emperyalizmin taştan gövdesinin gölgesi altına girmiş ve o gövdenin dikildiği bin yıllık topraklarımıza bakmayı unutup bu “görkemli mabuda(!)” çevirmişiz kafalarımızı. Adına kültür emperyalizmi de diyebileceğimiz bu değişim, bizi içten içe yok ederken; biz kafalarımız yukarda, beklemişiz.

Önce birlik duygumuz bozulmuş belki de. Rengarenk bir çiçeğin güz gelince kopup savrulan yaprakları gibi dağılmışız. Her bir yaprak kendi tohumunu ekmeye çalışmış toprağa. Kusurlu ve eksik tohumlar yetişmiş yıllarca. Sevgiyle beslenmeyen tek tip çiçekler yetişmiş. Birlik bütünden gelirken her biri bir diğerine benzemeye çalışmış. Büyüyüp gelişmişler. Geliştikçe yabanıllaşıp dikenlenmişler. Suları kendilerinin bellemişler, güneş sadece onların kalmış kendi dünyalarında, toprakları bölüşmüşler. Bu da yetmemiş onlara, kıskanmaya başlamışlar diğer çiçekleri. Koparmaya, köklerinden sökmeye çalışmışlar hep, görkemli mabudlarının gölgesinde.

Güven duygusu eskileşmiş sonra. Pirim verilmez olmuş sadakate. Yüksek binalar yapmışız önce. Kapılarına kilit vurup, camlarına demirler örmüşüz. Kendi hücrelerimizi kendimiz inşa etmişiz. Altından tahtımıza kurulup, korkarak dinlemişiz dünyayı. Dışarı çıkmaya cesaretimiz kalmamış. Kahvelerde kuşkulu bakışlar atılır olmuş. Doğanın tüm cömertliğine rağmen telaş kaplamış içimizi. Çeşmeye su almaya giden kadınlar dahi yarışa girişmişler. Köpeklerimiz artık dost değil bekçi olmuş. Güç gösterilerine sahne olmuş panayır alanları. Gece rüyalarımıza karabasanlar çökmüş, komşularımız suretinde. Görkemli mabud tebessüm etmiş.

Hırs kaplar olmuş bedenimizi zamanla. Engin denizlere hakimiyet sıçramış. Daha ileri, hep daha ileri gitmişiz. Balıklar şaşırmış halimize. Gözlerimiz tuzlu sudan kör olana kadar yüzmüşüz. Gidebileceğimiz yerler hedef olmamış, gidemeyeceklerimiz hayallerimizi süslemiş. Dalgalarla boğuşurken nefes almayı unutmuşuz. Su yutup şişmişiz. Karaya vurmuşuz çürümüş balıklar gibi. Her tarafı ölüm ve kan kokusu kaplamış. Keskin ve tatlı bir koku… Görkemli mabudun ağzı sulanmış.

Sevgiler tükenmiş nihayetinde. Karıncadan başlayıp insana giden sevgimize ket vurulmuş. Kopmuşuz çünkü, yalnız kalmışız, vurgun yemişiz… Aşkla bakan gözleri kıskançlık bürümüş. Şiirlerimizi kızıllar ve maviler kaplamış. Yeşilin güzelliğini unutmuşuz. Yeşilin tadı acı gelir olmuş artık. Türkülerimizi inkar etmişiz. Beynimizi kemirir olmuş kurtlar. Acıyı dahi kendimiz için çekmişiz. Yüzümüz şekil değiştirine kadar gaddar olmuşuz. Ellerimiz kopana kadar ezmişiz dünyayı. Önce bir karınca öldürmüşüz, sonunda insan kanı bulaşmış gövdemize. Kana kana içmişiz. İçtikçe büyümüş gövdemiz, içtikçe sönmüş ruhumuz. Gölgelerimiz hep büyük kalmış daimi batan güneşin altında. Ağaçlar karamsarlık taşımız iç dünyamıza. Korkup sinmişiz dünyadan. Ve kabulleniş sarmış benliğimizi. Görkemli mabud “tamam” demiş.

Sadece kediler farkında şimdi değişimin. Sadece onların gözleri hüzünle buğulanıyor. Ama onlarda dayanamaz olmuş artık. Küçük vücutlarıyla gitmeye hazır son bakışlarında özlem dolanıyor.

…uzun uzun anlatamam her şeyi
böyle olsun istemedim bende
sakın kal deme bana
gidiyorum alışamadım bu kente…[2]

[1] J.R.R. Tolkien-Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği.
[2] Yaşar Kurt-Alışamadım.

nasihat..

Kapa gözlerini ve hisset
-mek için de
Hissetmek için tüm bu ko(r)kmuşluğu
Bir bir kapa gözlerini önce
Sağ sonra sol ve sonra diğer sağ ve diğer sol
Bir bir kapa ki anlamasınlar neden kapadığını
Bilmesinler ko(r)kmuşluğa baktığını

Hisset
-mek için de
Hissetmek için tüm bu geri kalmışlığı
Neden diye sorma sadece hisset
Elini ayağını çek her şeyden sadece hisset
Ve gösterme hissini
Çünkü o
Ağır gelir topluma
Ve yine

Hisset
-mek için de
Hissetmek için tüm bu oyunları
Ama bir top atmadı havaya çocuk
Ve kaçmadı gözlerini kapayıp
Anlatma kimseye
Hisset sadece
Çocuk geri dönmeden hisset
Gözlerini açmadan
Korkunun büyüsü kaçmadan
Ve işte tekrar

Hisset
-mek için de
Ki bu da çok fazla gördüğümüz içindir
Unutulmuşları incele ama belli etme
Unuttuklarımızı
Kimse bilmezse unutmuş sayılmayız çünkü
Çünkü affedilmeyi bilmek
Unutmaya meşru bir zemin hazırlamaz
Sonu olmadığını bildiğin halde yeniden

Hisset
-mek için de
Ağla, yakar, merhamet dile
Bağır, kız, vur ve savaş
Çünkü yaralar
En çok basıldığı zaman kanar
Ve sen hep
Hisset
-mek için de..

bişeyler

birbirlerine sokuluyor
soğuktan koruyamadığım kelimeler
anlamını kaybediyor işte bişeyler bişeyler..

öylesine sus ki ey gönlüm
bu orucun iftarını dilsizler açsın!

ve yiterek veya

ve ve ve yola koyulduk
ve fakat unuttuk kardeşliği
veya olduk sonra veyahut
olsa da olur olmasa da
olsa da ölür olmada da

ve yiterek veya
ve yahu uyarılmadık mı!

9 / 11234...Son »