man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Kasım, 2009

cümle içinde sen desen

nasıl olacak diye sormak istiyorum
ne nasıl olacak dediğinde de susmak..
çünkü susmak daha fazla susamamak için
en meşru müdâfaamdır benim.
çünkü sonuçla ilişkisiz sebebim
kün beklentisi içindeyim.

beni yanlış anlama ve
mecaz anlama gelemem.
eve gitmeliyim artık
sözüm ona değil sana!

korkuyorum cümle içinde kullanacaklar seni

Hakikat Bizi Özgürleştirecek

Yazılarımın çok sert olduğunu söylüyormuş okurlar, kulağıma geliyor!
Neyle kıyasladığına göre değişir.
Alışveriş listesinin yanında çok sert duruyor, doğru.
Türkiye gerçeklerinin yanındaysa, yazdıklarım bir minder kadar serttir ancak.
Hem, kim demiş sadece yazı yazıyoruz?
Biz ‘kavga’ ediyoruz burada!
Bu milleti kandıranlarla, yarınlarımıza kumpas kuranlarla, zalimlerle, alçaklarla!
Rahatsız edebilir yazdıklarım birilerini.
O birileri başka birilerinin mavallarıyla yatış pozisyonuna geçmiş ve hatta uykuya dalmış olacak ki rahatsız oluyorlar.
Ben esasen o ‘başka birileri’nin maskelerini indirip açık etmek derdindeyim manzarayı.
Çok değil, daha sekiz ay önce ordunun içinde bir cunta “Kafes Operasyonu” adıyla bir eylem planı hazırlamış, uygulamanın yollarını arıyor.
Bu kaçıncı darbe girişimi, seksen mi oldu, Allah bilir!
Başbakan dahi çıkıp açık açık hesap sormaya çalışırken bizim(!) ‘media’nın büyük bir bölümü sus pus.
Yani, ordu içinde birileri, bu milletin vergileriyle beslenip bu millete karşı psikolojik savaş planları yapıyor, tüm mesailerini, varlarını yoklarını millet iradesini tasfiye etmeye ve kendi çıkar düzenlerini tesis etmeye harcıyor; bu gasp, bu muazzam ahlaksızlık değil sert olan, bunları yazmak mı sert?
28 Şubat’ta milletin trilyonları hortumlanırken, bundan kır gezisi gibi mi bahsedeceğiz?
Diyarbakır cezaevinde sistematik olarak insanlığa karşı suç işlenmişse, bu değil de bundan bahsetmek mi dert?
12 Eylül’ün mağdur ettiği milyonlarca Türkiye vatandaşının hakları için iki cümle kurmuşuz, kağıt üzerinde mürekkep mi sert yoksa Firavunların kendileri mi?
Açılım yapılıp millet daha özgür daha kardeş daha müreffeh kılınacak, buna sırf kendi küçük menfaatleri için karşı duran siyasi liderlerin ‘gericilikleri’ mi sertliktir, yoksa bunların ifşa edilmesi mi?
İnsan hakları savunucularını öldüreceğiz,
Çocukları müze gezerlerken havaya uçuracağız,
Gayrimüslimlere suikastlar düzenleyip bütün suçu “dincilerin” üstüne yıkacağız diyor darbeciler, en son ele geçen planda.
Zaten bunların elli katı, yüz elli katı yapıldı bu ülkede.
Ergenekon ortada.
E, onun avukatlığına soyunmuş kişiden Trabzonspor’un son transferiymiş gibi mi bahsetmemiz bekleniyor?
Statüko devam etsin, show devam etmeli diyen magazinciler gibi, zulüm sürsün diyor, amenna mı demeli?
Bu topraklardaki garip, yoksul, fakir insanlara aktarılması gereken parayı iç edenlere karşı yumuşak cümleler mi kuralım?
E, Dersim katliamı olmuş, onu da normal karşılıyorlar, malum.
O katliamın Atatürk döneminde gerçekleştiği gerçeğini söylemek mi sert yoksa bu vahşetin kendisi mi?
E, JİTEM ortada.
On yedi bin faili meçhul cinayetle kırılan benim halkım değil mi?
Sivas katliamının nasıl bir tezgah olduğunu anlatacağız, sert mi?
Sen neye inanacaksın ey sevgili okur!
Hakikate mi, yalana dolana mı?
Eğer hakikate inanacaksan, ne güzel, yan yanayız!
Gerçekleri kabul etmek kolay değil, acıtıyor, kanatıyor önce.
Ancak, yol almak için buna muhtacız.
Hakikat bizi özgürleştirecek, güzelleştirecek, göreceksin.

GÖZYAŞIM YETMEZ

(Aynur TEZCAN; soğuk algınlığı ve yüksek ateş nedeniyle Çapa Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülen, “çarşaflı” olduğu için uzun süre kimsenin ilgilenmediği, yedi saatlik ilgisizlikten, geç müdahale ve yanlış uygulamalardan dolayı beyin ölümü gerçekleşen, bitkisel hayatta bir süre ayrımcılığın derin acısını yaşadıktan(!) sonra ömrünün baharında hayata gözlerini yuman kardeşime ithaf olunur.)

Zihinleri çarşafın kadar siyah insanlar güneş kadar aydınlık yüreğini anlayamazdı çocuk! Yarasalar aydınlığı idrak edemez. Bu, gün gibi açık; lakin şu nasipsizleri teşhir için batmalı mıydın? Dinmez bir ıstırapla sımsıcak gözyaşları yuvarlamak yeter mi ardından. Bu insanlara( hâşâ bunlar insan olamaz!) günlerce lanet etsem kâfi midir yasını tutmaya çocuk? Ağlıyorum evet, erkekler de ağlar bilir misin? Ancak onlar her şeye ağlamaz çocuk, onlarda gözyaşı, felaketin korkunç yüzüdür, kemiğe kadar işleyen bir acının tahammül haddinin fevkine çıkışıdır. Ama eli kolu bağlı oturmak kadar acısı yoktur.

Seni insafsızlara kurban vermeye tahammül edemiyorum. Tüm kâinatı titretecek bir çığlık koparsam ve sokaklara çıkıp “adalet”i bir parti ismi sanan şu alık insanlara “kardeşimi katledenlerin canını istiyorum, adalet istiyorum” diye haykırsam ne değişir? Müşahhas sisteme alnının ortasından bir kurşun sıkamadıktan sonra, bu çarpık zihniyeti bir kaşık suda boğamadıktan sonra neye yarar? İnsanlık ayıbı kara bir leke olarak tarihe düştü adın. Örtüne el uzanması saikasıyla harp başlatanlar düşmanı tasfiye ettiyse bu karanlık yüzler de kim? Memleketimi inançlarımıza, değerlerimize tahammülsüz yaban domuzları bastı bilmiyorsun çocuk. Ağzına insanlık, hukuk, demokrasi, çağdaşlık, ilericilik gibi sözcükleri sakız etmiş bu güruh bakıldığında insan vehmi uyandırıyor nazarlarda. Yirmi birinci asırda günahsız bir insanı ayrımcılığa kurban ederek, bilmem kaç milyon yıl evvel yaşamış insanlıktan nasibini almamış toplulukları barbarlık yarışında çoktan geride bıraktılar.

Zemheri bir soğuğa tutuldu kalemim. Yazmak her zamanki gibi kolay değil çocuk. Senin hesabını nasıl vereceğiz bilmiyorum. Vahyi memleketimin ruhu kılmak için elinden geleni yapmayan mazeretsiz Müslümanlar kadar suçluyum. ”Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez”. Gücümün yettiğine talip olmadığım için, haksızlık karşısında yüreğim yansa da sanki hiçbir şey yapamazmış gibi sukuta sığındığım için suçluyum. Şeytanul ahres(dilsiz şeytan) olmamak adına ne yapabilirim dilim dönmüyor ama, kalemim isyanın en koyu rengiyle tahrirde. Kalemime katillerinin boğazına dizilecek sözcükler geliyor. Ben iki cümleyle dünyayı başlarına dar etmeyi de bilirim: “FE HASBUHU CEHENNEM” Seni müdafaa edemediğim için yasını tüm insanlığa tutturamadığım için beni affet çocuk, beni affet! Ve Rabbim! Ona ve mesuliyetini idrak edememiş biz Müslümanlara rahmet et! Âmin

gariptik ve garip

gariptik ve garip.
fazla söze gerek yok bu şiirde.
ezilen cümleler adına ezcümle:
ez küfrü koyma yürekte!..

Bir Devrimci Müslüman: Rıdvan Kaya

Hikayenizin başında, sizi islami mücadeleye sevk eden nedenler neydi? ‘Herkes gibi müslüman’ olmanıza engel ne?

Dindar bir aile ortamında yetiştim. Çocukluğumdan itibaren İslami fikirlere zaten açıktım. Bu yüzden İslami kimliğimin bir anlamda doğal çevre(m) ortamında geliştiğini söyleyebilirim. Bununla birlikte geleneksel bir dindarlık ve klasik düşünce kalıpları yerine sorgulayan, eleştiren ve Kur’anî temelde dini ve kimliğimi yeniden tanımlamaya yönelik bir eğilim içine girmem büyük ölçüde 70’li yılların sonundan itibaren tüm Ortadoğu’da yükselen İslami hareketlerin Türkiye coğrafyasına da yansıyan izdüşümleri sayesinde olmuştur. Bilhassa lise öğrenimim sırasında gerek üst sınıflardaki abi konumundaki insanların, gerekse de öğretmenlerimiz arasında kişiliği ve birikimiyle öne çıkan kişilerin bu sürece katkısı büyüktü.

Yaşadığımız ülkedeki haksızlıklar; yetiştiğimiz ailelerimizin de çok net biçimde hissettiği şekilde dindar insanların devlet tarafından sürekli aşağılanması ve ikinci sınıf muamelesine tabi tutulması; resmi ideolojik doğrultuda verilmeye çalışılan eğitim kalıplarının despotik ve dayatmacı niteliği ve aynı dönemde bilhassa İran’da gerçekleşen devrim başta olmak üzere tüm Ortadoğu’da yükselen İslami hareketler gibi etkenler sorgulayıcı bir perspektif meydana getirdi. Tüm bu sürecin hayatı ve olayları daha sorumlu bir tarzda algılama ve buna uygun tavır geliştirme noktasında uyarıcı etki yaptığını söyleyebilirim. Sahip olduğumuz bilgi sıradan bir Müslümanlık iddiasıyla yetinmeme ve İslami kimliğimizi hayatımızın bütününde bir kılavuz, bir rehber şeklinde algılama anlayışını besledi.

3 / 1123