man
hediye
hediye2
hediye3
hediye4
hediye5
hediye6
hediye7
hediye8
hediye9
hediye10
hediye12
hediye11
hanzala

Ay: Ekim, 2009

Mevzubahis Türkiye İse Yalandır

(İçi rahat etmeyecekler için başlar başlamaz not: Bu yazıda anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür!)

Türkiye’de iklim koşulları dikkate alınırken yağan yağmurların yanı sıra yağan yalanların da hesaba katılması gerekmektedir. Tam bir sayı veremem ama her sene metrekareye binlerce yalan düştüğünü söyleyebilirim.

Kuzeyden ve Güneyden  ve Batıdan ve Doğudan gelen yalanlı hava yurdu etkisi altına alır 365 gün altı saat.

Peki niye bu kadar yalanlı ve neden böylesi etkili?

Çünkü saatte bilmem kaç bin  kilometre hızla medya rüzgarlarının sürüklediği yalanlar yetkili ağızlardan çıkmakta.

Çünkü yalanlar Anayasamızda, ana yasamız olarak yer almakta.

Hem de öyle böyle değil, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek derecede.

İsterseniz, devletin hikayesinin en başına dönelim, anayasasının dördüncü maddesinden başlayıp geriye doğru sayalım.

Alıntılar Defteri’nden Bayram Mesajı

Alıntılar Defteri 21. Sa’yısına Umut ile giriyor,

Türkiye Cumhuriyeti 86 yılını geride bırakıyor.

Sözünü Hakikate Dik diyen Defter, göndere çektiği alıntılarla İnsan’ı ele alıyor, açıyor, çözüyor, görüyor ve örüyor.

İnsan’ı, bu ülkenin insanını, bu ülkeyi ve bu ülkenin 86 yıllık geçmişini..

Bugün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla tüm yurtta ve dış temsilciliklerde, liderlerin değil Alıntılar Defteri’nin yayınladığı mesajlar okunacak, Yalan Dolan’ın eli ayağı dolaşacak.

Bayramınız kutlu olsun!


Modern dünyayı denetim altında tutanların ustalıkları, halkı kendi kendisini yönettiğine inandırmış olmalarında yatmaktadır.

E. Jong

İki dil ve binbir çelişkidir.

Her şey dahil gerçekler, bütün samimiyetiyle yer alıyor filmde. Köyde, ilk okulda, bir sınıfta, çocuklar etrafında geçiyor İki Dil Bir Bavul.

Olacak iş değil dersin, şayet olay Türkiye’de geçiyorsa sözünü geri alırsın: Olur kardeşim, olmadı; olduğu kadar artık!

Öğretmen olmuş gencecik bir çocuk, ilk görev yerine, uzak mı uzak bir köye gelir, elinde bir bavul. Annesinden ve şehrinden ayrılmıştır. Okula varır, elindeki anahtarlarla okulu açar, kendisini ‘börtü böcek’ karşılar. Su yoktur ama elektrik vardır, kesilmezse. Bu, ‘beklenenden’ de beklenmedik karşılamadan sonra öğretmenimiz, yürek dolusu hevesle öğrencilerini beklemeye başlar. Günler geçer, gelen giden olmaz. Gidip tek tek evlerden toplar öğrencilerini, eğitim öğretim yılını açar, film de zaten orda başlar!

Çocuklar tek kelime Türkçe bilmemekte, öğretmen tek kelime Kürtçe.. Burası fazlasıyla kürt köyüdür, Türk Devleti ve öğretmeninden başka yabancısı da yoktur.

Yeni bir müslüman türü!

Ofis Müslümanlığı

 

İslam’ın post modern bir yorumu. Neo Müslümanlık olarak da adlandırılır. Teorisever bir takımın öncülüğünde yaygınlık kazanmış bu akım akıllı ve akılcı insanlara hitap eder. Buna göre, İslam’da temel olan iman-amel ilişkisi, gelişen teknoloji ve küreselleşme karşısında yetersiz kalmaktadır. Yapılması gereken imanı imajla desteklemektir! Aksi halde çağda var kalmak ve etkin olmak mümkün olmayacaktır.

 

Ofis Müslümanları iman-imaj ilişkisini güçlü tutmak gereğine inandıklarından çok bilmiştirler. Her daim entelektüel kaygı içindedirler. Bu kaygı ile umut arasında yaşarlar. Teoriyi kutsarcasına önemseseler de İmaja dönüşmeyen amele itibar etmezler.

 

Bir ofis müslümanı geniş halk kitlelerinden bu noktada ayrılır. Ona göre imajsız amellerde bulunmak meseleyi kavramış müslümanın işi değil vakit kaybıdır. Sıradan amellere bu sebeple katılmaz ve fakat böyle işlerle uğraşan insanlara da -mümkün olduğunca- burun kıvırmaz. Çünkü bilir ki ıslah görevi vardır. Bu bilinçle, halka uzak kalmaktan alıkoymak için kendini, bir entelektüele göre basit sayılan kimi amellere tenezzül edip destek verdiği olur dönem dönem.

Nefes Filmi Üzerinden Bir Ali Murat Güven Okuması

nefes Film kısaca, 1993 yılında Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir dağ karakolunda  muvazzaf 40 erden oluşan bir timi anlatıyor. İçinde yaşadıkları ruhsal atmosferi,  çatışma sahneleriyle zenginleştirerek 90’lı yılların puslu havasını perdeye taşımaya  çalışıyor. Teknik olarak çarpıcı, hareketli ve kaliteli sahneler taşıdığını söyleyebiliriz.

Nefes filmi, Uzak İhtimal’le birlikte Ekim ayına damgasını vuran ikinci Türk filmiydi.  Reklamı televizyonlarda iyi yapıldı ki izleyici sayısında ciddi bir fazlalık vardı. Terör  sorunu üzerine ülkemizde çekilmiş film sayısı az; dolayısıyla birçok insan gibi bende  de soruna ışık tutabilecek bir film olabilir mi sorusu belirdi. Ayrılıkçı tutumları  ayaklar altına alabilen bir “asker” filmi izleyebileceğimi umdum.

Yanılmışım. Filmin  genel karakteri statükoya sadakati öğütlemekten başka bir şey yapmıyordu. Filmi  izlerken notlar aldım, dikkatli bir gözle izlemeye çalıştım. Bilinçsiz ve içi boş bir tepki  göstermek istemedim.

Ali Murat Güven’in filmle ilgili söyledikleri bende şok etkisi  yarattı. Filmin ufak tefek teknik unsurdan oluşan hatalarını bir kenara koyarsak  eksiksiz bir yapım olduğundan bahsediyor, kendi askerliğini de o dönemde yaptığını  hatırlatarak, filmi izlerken duygularının kabardığını filan söylüyordu. Hatta bu film,  “kirli savaşın yitik evlatlarına gecikmiş bir saygı gösterisi”ydi.

3 / 1123