adımlamak ve açımlamak
1.Papirüs, ceylan derisi, lahitler, selüloz kırıntıları, duvarlar derken, şimdi de sıra Alıntılar Defteri’ne yazmaya mı geldi?
İnsanlığın ulaştığı ve bulaştığı internette sözün ne hallere düştüğüne şahitiz. Özünden boşalmış, gaz halde uçuşan, sıvı halde boşa akıp giden söz, bir süre sonra yok olmaya mahkum. Söz sözde kaldığında muhataplarını da sözde özne, belirtisiz nesne ve giderek bir hiç eder. Seçip ayırmak ve alınması gerekeni almak alemlerde- gerek sanal gerek gerçek- hayatta kalmak için kaçınılmaz bir işlem. Alıntılar Defteri mümeyyiz aklı hatırlatır. Buna, bu bulanıklıkta epey ihtiyaç var.
2. Sitenin işleyişi nasıl? En son ‘’12. Sa’yı: Var/ol/mak’’ yayına girdi…
Sade bir alanda, kısa alıntılarla, okuru tefekkürün ve tahayyülün kapısını tıklamaya; içeriye, s’öze, derinlere davet ediyoruz. Ayda iki sefer de Defter’e gönderilmiş ve elemeden geçirdiğimiz yeni alıntıları ekliyoruz. Sofrayı besin değeri yüksek gıdalarla donatmak istediğimizden alıntı alırken çok titiziz. Eh, ıh, mıh!.. yok; ‘işte budur!’ dedirtiyorsa bir alıntı, insana bir görüş mesafesi, değer, derinlik, aydınlık katacaksa, alıyoruz. Kimseye eyvallahımız olmadığından alınmayan alıntılardan dolayı alınanlar oluyor. Yapacak bir şey yok.
3. Alıntıları derlemek neden? Bu aynı zamanda kitap okurken satır altlarını renkli-renksiz kalemlerle çizen zamane güzel insanlarını da bir araya toplamak mı oluyor?
Esasen okuyan, yazan, düşünen herkesin iyi kötü bir alıntılar defteri var. Bu defterleri ortak bir deftere temize çekmek oldu bizim için Alıntılar Defteri. Biz sözü cidden ciddiye alıyoruz. Bir laf işitsek ağırımıza gider! Bir güzel söz duyalım, mutlu olur, daha bir gülümser, imkan olursa oracıkta bir sadaka veririz. Alıntı’ya şöyle bir alıcı gözle bakalım: alıntı vermek için yapılan bir almaktır. Bir yerden alır başka bir yere nakledersin. Bir hareket, bereket, bir paylaşım var burada. Anlamı paylaşıma sokar; alırken çoğalır verirken çoğaltırsın. Bu ‘ticaretten’ büyük kazanım elde edersin. Abartmıyoruz; sonradan alıntıladık ki J. L. Borges de bizim gibi düşünüyormuş: “Dil bir alıntılar toplamıdır.”
4. Kimsiniz siz, kim bu çocuklar, yeryüzünün İstanbul’unda Kağıthane’desiniz. Başka? Alıntılamak dışında neler yaparsınız?
Biz kelimenin olanca anlamı ile okur-yazar olmak, sanatın bir dalında ürünler vermek uğraşında 10 talebe kardeşiz. Aramızda ‘uzun yola çıkmaya hüküm giymiş’ler var. Söylemeliyim ki sanatı gündemine almamış kimseleri aramıza almayacak kadar kötü insanlarız! İstanbul vurgusu şundan: hepimiz kendi ‘üniversitelerimizde’ okuyoruz ama esasen, burada İstanbul gibi bir üniversitede/evrensellikte okuyoruz. Bunu unutmayalım ve bu imkandan kana kana içelim. Hem Kağıthane adında bir semti de var bu şehrin. Al sana bir şiir daha. İçinde yazmak var, üretmek var, hayal var.. Böyle bir hane.
Alıntılamak dışında bir şey yapmıyoruz, her şey alıntıların içinde. Bu büyük kitabın içinde son kitaptan bir alıntı ile, bismillah diyerek, yola düştük gidiyoruz yahut döndük geliyoruz diyelim.
5. Bir alıntıyla sorayım. Andre Gide, Pastoral Senfoni’de rahibin ağzından şu cümleleri söyler: ‘‘Davranışları kutsal kitabın arkasına saklanarak açıklamak çok yakışıksız gelir bana.’’ Alıntılar Defteri de buna yakın bir düşünce sebebiyle mi ilk iki alıntı dışında ayet ve hadis alıntılamama kuralını koydu?
Böyle bir düşünce veya saikledir diyemeyiz. Kutsal kitapla ilişkilimizi Sevgili peygamberimiz Muhammed(s) ‘den, onun hayatından yaptığımız alıntılarla kurarız. Sözünü ettiğiniz kayıtı düştük ki ilk alıntımızı görüp bizi insanlar bir ‘mahalleye’ sıkıştırmasın! Sahada basılmadık yer bırakmayan bir futbolcu gibi, her yeryüzü parçasında, bütün hitapları ve kitapları koloçan ederek, metinlerin derdine ve derinine bakarak, kim iyi, güzel, doğru bir söz, deyiş, anlatım biçimi ortaya koymuşsa onu alıp bizi ve bizimle dünyayı, yaşamı okuyacak insanların önüne getirmeyi ibadetten ayırmayız. Ali Ural ile S.Beckett’i, Kurt Vonnegut ile Halife Ömer b. Abdülaziz’i yanyana getirirken söylemek istediğimiz bir şey var!
6. Alıntılar Defteri’nin ilerisi nasıl olacak?
Mecvcut Türkiye kültür ortamının sığlığında şöyle bir derinlere dalayım diyebilir mi gençlerimiz? Arada diyen çıkarsa da çakılmaya, kafayı gözü yarmaya mahkum görünüyor. Açılması, uzaklara açılması lazım. Bu müfredatlarla ancak buraya kadar gidilir ve yitilir! Daha ötesi yok. Atatürk o konuda bir kelam etmemişse paragrafın sonunu getiremeden liseden mezun olduğumuz bir ülkede yaşıyoruz. Dünyanın düşünürleri, yazarları, şairleri, müzisyenleri, mimarları, sinemacılarıları, bilim adamları neden bizim hesap ve kitaplarımızda yer almıyor, idrakimize katık edilemiyor? Bunlara ‘tanımadığımız ama bizim’ büyük insanlarımız da dahil. Alıntılar Defteri bunu soru/n ediyor. Türkiye özgür bir ülke olduğunda, bu ülkenin özgür üniversiteleri olduğunda, Alıntılar Defteri ders kitabı olarak okutulabilir. İnsanlarımızın zihinlerinde ve yüreklerinde açılmayı bekleyen yüzlerce dosya var. Alıntılaya alıntılaya adımlamak ve açımlamak istiyoruz.
Teşekkür ederiz.
Mehmet Ali Başaran
http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1395























